Editör
Kılık Kıyafet Yönetmeliği

Yavuz Yılmaz
Aydın Üzerine

Sinan KARA
Lider, kardeşlik, Fitne/Fesat ve Eleştiri Üzerine

Murat BİÇER
Kendine Gelmek İçin Kurban Vakti

Zeki Savaş
Muhaliflerin Birbirleriyle Savaşı da Bu Savaşa Destek Olmak da Doğru Değildir

Mehmet Taş
Akil Adamlar Adıyaman Buluşması

Necmiye İkra Yener
13 Yıl Sonra...

Mustafa Naim
Hayırlı Bir Farklılıkla Tarihe Not Düşmek

Şeref Sidar
Aristokrat Müslümanlar

Muhammed Yıldırım
Suriye Üzerinden Türkiye Müslümanlarına Birkaç Soru

Nesip Hiçyılmaz
Özgürlük ve Özgünlük -2-

Hasan el-Basri


Cemil BAYIK


BİZİM TOPRAĞIN DİLİ


Yazar Sabiha ÜNLÜ’nün uzun bir zaman ve emek harcayarak kaleme aldığı romanı “Bizim Toprağın Dili” Öze Dönüş Yayınevinden çıktı.
 

 
 
 
10 Aralık 2007
YazdırFacebook Twitter
     KUZEY IRAK İZLENİMLERİ

     AKİF EMRE

I. BÖLÜM

Geçen hafta bir grup gazeteci arkadaşla birlikte Erbil, Kerkük, Selahaddin illerini içine alan Kuzey Irak'a bir gezi yaptık. Kürt yönetiminin önde gelen isimleri, Türkmen cephesinin liderlerini de içine alan görüşmeler yaptık. Kürtler yeni oluşumu nasıl yorumluyor, Türkiye'ye bakışları nasıl ve beklentileri neler? Türkmenler denklemin neresinde duruyor? Sonucu belirleyecek bir siyasi güç ve vizyonları var mı? Kürtler gerçekten ayrı bir devlet mi istiyor soruları ister istemez gündeme geldi görüşmelerimizde. Erbil'in güvenli ortamına karşın Kerkük'te kurşun gibi ağır havayı gördük. Tüm bunlardan Kürtler geleceğe dair neler düşünüyor, gelecek beklentileri ve Türkiye'nin oradan görünüşüne dair izlenimleri anlatmaya bugün başlıyoruz.

* * *

Amerikan işgaliyle parçalanan Irak'a Türkiye'den bakmak pek çok gerçekliği paranteze almak anlamına geliyor. Bu bakışın somut yansımaları hemen hiç değişmedi. Aslında küçük ayrıntıların tüm coğrafyayı rehin aldığı bir bakış açısından söz ediyoruz. Türkiye'de özellikle dış politika yapımcılarının medya kanalıyla topluma empoze ettikleri çevre algısı sadece Irak'ta olup bitenleri doğru algılamamızı engellemiyor, bizzat toplumun kendine olan güveni ve doğallığını zorlayan bir sürece de dönüşüyor.

K. Irak, Kürtler ve Türkmenler üzerinden yürütülen dış politika savaş sonrası oluşan dengeleri kavramaktan uzaklaştırdığı gibi Türkiye'nin imkânlarını da tüketen bir sürece dönüşebileceğini fark etmiş bile değiliz.

Türkiye'nin sınır ötesine operasyon yapmasından hemen önce Erbil havaalanına indiğimizde şehirdeki atmosfer bu zamana kadar oluşan "işgal altındaki Irak" imajından hayli farklı oluşuyla buraya ilk kez gelenleri şaşırttı. Havaalanından şehre varan ana yol boyunca, şehir merkezinde savaştan yeni çıkmış ya da işgal altındaki bir ülkeyi hatırlatacak çok az ayrıntı yakalayabiliyoruz. Bazen rastlanan kontrol noktaları, önemli resmi binaların etrafına yığılmış kum torbaları ve silahlı muhafızların dışında olağanüstülük yok gibi. Her şeye rağmen daha önce yaşananlardan kalma bir tedirginlik herkese yansımış..

Erbil, geleneksel dokunun bozulmadığı bir şehir. Şehrin orta yerinde yüksekçe bir tepede Erbil kalesi eski çağlardan beri ayakta duruyor. Mezopotamya'da gelip geçen medeniyetlerin tümü bu kalede özetlenmiş gibi. Şehir iç içe halkalar halinde birbirine paralel ve onları kesen dikey caddelerden oluşuyor. Bir tür ızgara sistemle organize edilen şehirleri hatırlatıyor.

İSTESEYDİK BAĞIMSIZLIĞIMIZI İLAN EDEBİLİRDİK'

Şehrin kontrolü Barzani'nin lideri olduğu KDP'nin denetiminde. Saddam sonrası Kuzey Irak'ta oluşan Kürt Federe yönetiminin bayrakları her yerde görülebiliyor. Irak'tan ayrı olmadıklarını, hatta istemiş olsalardı bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini her fırsatta dile getiren Kürt yöneticiler nedense Irak bayrağından hiç hoşlanmıyor. Mesela Erbil'de hiçbir resmi ve sivil binada Irak bayrağına rastlamadık. Resmi binalarda Talabani ve Barzani'nin yan yana resimleri görülüyor. Bir zamanlar bölgede hakimiyet için birbirleriyle kanlı savaş veren bu iki büyük Kürt aşiretinin liderleri savaştan en çok yararlanan isim olarak önemli siyasi aktör haline geldiler.

BARZANİ OTORİTESİNİ KURMUŞ

Talabani'nin liderliğini yaptığı KYB daha çok Süleymaniye bölgesinde hakim, Barzani'nin partisi KDP ise Erbil, Selahaddin gibi bölgeleri kontrol altında tutuyor. Celal Talabani'nin Irak devlet başkanı olması nedeniyle kendi hakimiyetindeki bölgelerde Kürt federe yönetiminin bayrağının yanında Irak bayrağını da dalgalandırdığı belirtiliyor. Süleymaniye'ye gitme fırsatımız olmadığı için bunu teyit edemedik. Erbil'de savaş ya da işgali hatırlatacak bir atmosfer hemen hiç yok. Görünüşte her şey belli bir düzene girmiş, otorite oluşmuş, yerel düzeyde de olsa bir devlet yapılanması görünüyor.

15'TEN FAZLA PARTİ VAR MUHALEFET YOK

Şehirlerde yönetimin atadığı bir vali bulunuyor. Yerel yönetimler valinin gölgesinde, zaten belediye başkanlığı bir tür memurluk gibi algılanıyor. KDP tüm yönetim kademelerinde herşey demek. Bu yönüyle bizdeki vali, belediye başkanı ve parti yöneticisinin bir kişide toplandığı "tek parti dönemi"ni hatırlatıyor. Farkı, daha demokratik yapı görünümü vermesi. KDP'nin dışında 15'ten fazla muhalefet partisinin varlığı bu demokratik görüntüyü sağlasa da bu görünümün gerçekte ne kadar muhalefete izin verdiği zamanla anlaşılacak.

Bu soruyu sormamızın nedeni, muhalefet partileriyle görüşmek istediğimizde organizasyonun KDP merkez binasında yapılması ve toplantıyı KDP temsilcisinin yönetmesi. KDP'nin her şey olduğu bir bölgede neredeyse her mahalleye bir parti düşecek kadar parçalı muhalefetin böylesi ortamda doğrusu nasıl muhalefet yaptığı su götürür. En azından bize aksettirdiklerini kuşkulu hale getirir. Nitekim toplantıya katılan İslami Hareket, dört ayrı Türkmen Partisi, Sosyalist Parti dahil tüm partiler yönetimin yani Barzani'nin özellikle dış politikasını desteklediklerini tekrarladılar. Her şey o kadar demokratik görünüyordu ki kendi kendime bu işte bir terslik var diye düşünmeden edemedim. Diğer taraftan İslami Hareket üyelerinin sudan gerekçelerle terörle suçlanıp tutuklandıkları bir yönetimde bu denli uyum gösterisi hayli kuşku uyandırıcı olmalıydı. Bir tür milli politika konusunda hain ilan edilmekten korkan muhalefet, iktidar karşısında "ulusal bütünlük" sergiliyor gibiydi.

Bu "ulusal bütünlük" gösterisinin sadece gösteriden ibaret olan yanı ile özellikle Iraklı Kürtler ve Türkiye arasındaki ilişkiler konusunda ortalama bir Türk vatandaşının algılamakta zorluk çekeceği bir duyarlılıktan, söylem farklılığından ve gelecek beklentisinden bahsedilebilir.

 İLKEL MODERNİZM

Bu coğrafyanın en eski halkı olan Kürtlerin geleneksel yapısıyla birden bire oynamak mümkün değil. Çünkü en azından şu anda iktidarı elinde tutan KDP ve KYB'nin toplumsal desteği bu tür bir geleneksel formdan besleniyor. Barzani ve Talabani'nin aynı zamanda birer aşiret lideri olmaları geleneksel yapıyı ve reflekslerini tümüyle ortadan kaldırmaya teşebbüs etmelerine engel. Bunun yanı sıra bir modernleşme projesi olarak yerel yönetimin bölgede dinin belirleyici olduğu değerlerle ve toplumsal yapı içinde Kürtlerle bir çatışmaya girmemesi de kaçınılmaz görünüyor. Modernleşme sadece bazı kurumsal dönüşümlerde, retorikten ibaret kalsaydı bu çatışma ertelenebilirdi. Hayat tarzlarına yansıyan ve tüketimle gelen sosyo - ekonomik farklılık Kürt seçkinleri ile halkı karşı karşıya getirecek en önemli unsurlardan. Erbil'in havasına sinen sarı rengin hakim olduğu tek katlı şehir dokusunun ortasında yükselen büyük alışveriş merkezleri, inşaatlar sembolik düzeyde ilkel bir modernizmin temsilcisi... Aynı zamanda önümüzdeki dönemde savaş mağduru halkı hamaset dalgasıyla arkasına alan bir söylemle halk arasında kaçınılmaz çatışmanın da habercisi olabilir.

Kürtler Barzani'yi neden destekliyor?

Kürtleri Barzani yönetimindeki KDP yanında bu denli uyumlu hale getiren iki unsur var; ilki tek parti yönetiminin her şeye hakim ve muktedir konumda olması; ikincisi Kürt sorununun ve tabandaki mağduriyet psikolojisinin dalgalandırdığı heyecan üzerinde federe yapının yürütmekte olduğu siyaset. Partinin her şeye hakim ve muktedir oluşunun, böylesi bir dalgayı arkasına alarak güçlenmesini de sağladığı açıkca görülüyor. Bir tür kurucu parti ve onun kadrolarının işbaşında olduğu erken dönem ulus-devlet aşamasının gecikmiş modeli gibi. Kürtlerin mağduriyeti üzerine yükselen bu dalga Amerika'nın gözle görülür desteği ile kendini sağlama alırken biraz da meydan okuyucu bir üsluba dönüşüyor. Bu meydan okuyucu tutum sadece komşularına, açık ifade ile Türkiye'ye yönelik değil. Aynı zamanda kendi halkına karşı bir kayıtsızlığı da beraberinde getiriyor. Her modernleşmeci siyasi yapılanma gibi halkın yerine düşünen, bilen ve de kazanan bir kadro oluşmuş görünüyor.

II. BÖLÜM

Erbil'e gelen biri burada karşılaştığı savaştan uzak hava karşısında şaşırabilir. Yükselen dev inşaatlar, nispeten tüketim mallarıyla dolu vitrinler, dünyaca ünlü markalar... Erbil çarşısı ise geleneksel Ortadoğu görüntüsü almak isteyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak devinimde... Geleneksel Kürt giysileri içinde erkekler, çoğunlukla çarşaflı kadınlar pek de abartılı olmayan dükkanlarda alışveriş yapıyor.

SEÇKİNLER İKTİDARA YAKIN

Çarşının hemen dışında yeni tamamlanan modern alış-veriş merkezini gezdiren tercümanımız “İşte Kuzey Irak'ın yeni yüzü” diyor gururla... Erbil gibi bir şehir için çok büyük ve lüks alışveriş merkezinin olduğu blok halindeki mimari doku içinde hemen fark ediliyor. Önemli miktarda sermaye akışını gösteren bu yapılar aynı zamanda yeni Kürt elit tabakasının oluşumunu haber veriyor.

Yer yer şantiye görünümü veren canlılığın arkasında oluşan Kürt seçkinlerinin siyasal iktidarın yakın çevresinde oluştuğunu söylemeye gerek yok. Halkın ekonomik durumuna karşın her anlamda güçlenen bir avuç seçkin uzun vadede siyasal tabloyu zorlayacak gelişmelere yol açabilir.

Bu durumda muhtemel rakip olarak Kürdistan İslami Hareket Partisi gibi oluşumların yükselişe geçtiklerinin işaretleri son seçimlerde kendini gösterdi. Terörle mücadele adına İslamcı oluşumlara göz açtırılmamasının böylesi bir gerekçesi de var.

Günlük hayatta “özgürlük ortamı” hissediliyor. Farklı siyasi partiler dini etnik kimlikleriyle siyaset yapabiliyor. Farklı dillerde eğitim imkanı sunulmuş. Örneğin Türkmenlerin Kürt yönetimi altındaki Erbil'de ondan fazla okulu var. Bazı Türkmenler, bu okulların ne kadar perişan durumda olduğundan ve eğitim kalitesinin düşüklüğünden, eğitim dilinin ise göstermelik olduğundan şikayetçiler.

Türkmen Cephesi'ne bir sorumuz var

Fazıl Mirani, valilik yapmış çok iyi İngilizce bilen ve KDP içinde siyasi akıl olarak gösterilen biri, aşiretten olmamasına rağmen parti içinde ikinci adam olarak çok güçlü. Selahaddin'deki KDP Genel Merkezi'nde yaptığımız görüşmede yer yer Türkçe konuşurken seçtiği kelimelerle siyasetçi kıvraklığını gösterdi.

“Buradaki yapıyı Türkiye'ye uygulamak istemiyoruz, Türkiye de burayı belirlememeli. 1991'e kadar Türkiye ile çok iyi ilişkilerimiz vardı. Rahmetli Özal'la, Demirel'le çok iyi görüşüyorduk. Ama şimdi bunlarla konuşmayız diyorlar. Türkler bizim kardeşimiz. Ne Türkiye ne de Kürtler başka yere gidecek değil. Tekrar birbi-rimizle görüşelim istiyoruz”.

Mirani, söz Türkmenlerden açılınca telaşeli bir üslupta konuştu.“Türkmen Cephesi'ne bir sorumuz var. 1991'den önce Türkmenlerin Irak'tan ayrı talepleri, kendi dillerinde eğitimleri var mıydı? Türkmenler bir araya gelirler, bölgeleri olursa kurucu vatandaş olurlar, vali yardımcılığı gibi hakları olur.”

Bu arada Türkmen Cephesi'nin en önemli itirazlarından biri, Kürt yönetiminin Türkmenlerin yaşadığı Türkmeneli'ni coğrafi bir bütünlük olarak kabul etmemesi...

Türkiye'nin Türkmen politikasını da eleştiren Mirani; “Bu sorun Türkmenlerle değil Türkiye ile ilgilidir. Türkmen Cephesi Türk ordusunun istihbaratı gibi çalışıyor. Yarın ordu Kürtlerle ilişki kurun derse ilişkiye geçerler. Müslüman ve bu coğrafyanın mağduru bir halkız. Irak Kürdistanı'nda bu noktaya gelinceye kadar çok aşamalardan geçtik. Dünyanın hiçbir yerinde Kürtler ve Türkmenler Erbil'de olduğu kadar rahat değildir.”

Iraktan ayrılma konusunda görüştüğümüz tüm yöneticiler “isteseydik ayrılırdık ama bu şartlarda ayrılmanın kendilerine yarar getirmeyeceğini” ileri sürüyor. “Şartların uygun olmaması söylemi” karşı taraf için sürekli kuşkuyu besleyen bir söylem.

“Biz aptal değiliz küçük parça olarak ayrılırsak komşu ülkelerin nufuz alanına gireriz. Neden küçülelim? Irak'la bütünleşmek bizim çıkarımıza, eski Sovyet ülkeleri gibi olmak istemiyoruz” (Azerbaycan örneğini veriyor).

Türkler bize siyaseti öğretsin

Erbil Valisi Nevzat Hadi, KDPnin atadığı bir Kürt yönetici. “Binlerce kilometre uzaktan gelip hem müdahale ediyorlar hem aramızı açıyorlar. Keşke bunlara gerek kalmadan Saddam'a karşı Türkiye bize destek verseydi. Türkler Osmanlı zamanından beri dünyayı idare etmiş bir millet. Bir avuç Kürdü mü idare edemiyor? Bize siyaseti, devlet idaresini öğretmelerini bekleriz. Türkiye tüm Kürtlere PKK'lı gözüyle bakmamalı. Türkiye'de bazı çevreler Türkmenleri adeta provokatör olarak kullanmak istiyor.”

İsimler de savaşı çağrıştırıyor

Kuzey Iraklı Heriç, savaş ortamından bıktığını belirterek şunları söylüyor: “1965 doğumluyum. Ben kendimi bildim bileli savaştayız. Bıktık bu savaş ortamından. Bakın benim adım bile savaşı çağrıştırıyor. İsmimi Heriç yani hücum koymuşlar. Hatta Heriç mi koyalım yoksa Hemin mi, yani sükunet, koyalım diye tartışmış ailem. Sonunda Heriç ismini layık görmüşler. İnanın biz Kürtler artık kimseyle savaşmak istemiyoruz.”

III. BÖLÜM

Dünyadaki güç dengelerinin hesaplaşma alanı haline Irak ve özelde Kürt bölgesindeki oluşumu birkaç faktöre indirgeyerek açıklamaya kalkışmak yanlışın en büyüğü olur. Bölgedeki gelişmeler sadece kimlik politikalarından ibaret olmadığı gibi petrole indirgemek de mümkün değil. Erbil-Kerkük hattında yaptığımız görüşmelerde Kürt yöneticilerin yaptıklarından emin ve mutlak haklılık psikolojisi içinde oldukları rahatlıkla gözlemlenebiliyor. Adeta mağduriyet psikolojisinden sonra elde ettikleri kazanımlar söylemlerinin tümünü meşrulaştırdığı izlenimi veriyor. Ne Kürt yöneticiler ne de bölgede yaşayan Kürtler elde ettikleri konumun kaçta kaçının gerçek ve kalıcı olduğunu düşünecek durumda değiller. Kürtlerin Saddam sonrası üzerlerindeki baskıyı kaldıran gelişmelerin reel politik olarak neye karşılık geldiğini kavramaları için zaman gerekiyor. Bu nedenle başta yöneticilerin, kendilerine karşı en küçük eleştiriyi Kürtlere karşı hasmane tavır olarak algıladıklarına tanık olunabiliyor. Bölge yönetimine Kürdistan denilmemesini bile varlıklarına karşı bir tehdit olarak algılayabiliyorlar. Kürt yöneticiler siyaset sosyolojisinin konusu olmayı da aşan bir durumla karşı karşıya olduklarını hala kavramamış görünüyor.

Bu arada Türkiye'nin bölgede iki açmazı var. Bunlardan biri “Türkmen kardeşlerimiz” söylemi diğeri ise PKK siyasetinin bölge siyasetinin tümünü belirliyor olması. Daha doğrusu bu iki konunun Türkiye'yi rehin alacak düzeyde ele alınması. Irakla ilgisini Türkmenlerle sınırlayan ve tüm stratejisini bu söylemle meşrulaştıran Türkiye aynı zamanda her şeyi PKK endeksli hale getirmekle de malul...

Türkiye Kuzey Irak'ta her yerde hissediliyor. Bir kere sokakta bol miktarda Türkçe levha ve konuşmalarla günlük hayatın içinde. Tarihi Erbil Kalesi son zamanlara kadar kale şehir olarak canlı idi ve bu haliyle de geleneksel Türk evinin ilginç örneklerini sunuyor.

Türkiye'yi Kuzey Irak'ta kimlerin temsil ettiğine bir bakalım. Bir kere uzun süredir askeri üs ve buradaki askeri birliği elinde tutuyor. Buradaki söylenti Kuzey Irak'taki üste 1800 kadar Türk askerinin bulunduğu yönünde.

İkinci olarak Erbil ve Süleymaniye'de Türk timleri bulunuyor. Bu timler anlaşma ile görev yapıyor, üniformalı olmasalar da rütbeli askerlerden oluşuyor. PKK faaliyetlerini araştırmakla görevliler.

İTHALATIN YÜZDE 60'I TÜRKİYE'DEN

Türkiye'yi burada temsil eden en etkin varlık işadamları. Burayla ticaret yapan, büyük inşaatları gerçekleştiren firmalar her yerde görülebiliyor. Bunun yanı sıra piyasada bulunan ihtiyaç mallarının büyük kısmı ya Türk malı veya Türkiye üzerinden geliyor. İthalatın en az yüzde 60'ı Türkiye'den. Türk okulları, uzun süredir Türkiye denilince bu kurumlar akla geliyor. Kerkük, Erbil ve Süleymaniye'de toplam 8 okul var. Bozulan Irak mozaiği herhalde bir tek okullarda devam ediyor. Arapların Erbil'e giremediği, Kürt olanların Musul'a gitmekten korktuğu ortamda farklı etnik kökenlilerin bir arada okuyabilmesi bile artık mumla aranır hale geldiği bir ülkede...

ABD'YE İHTİYACIMIZ YOK

Aslında, kimilerinin ismini anmaktan bile korktuğu Kuzey Irak'taki Kürtlerin Türkiye'ye bakışını iyi değerlendirmek gerekir. Başta da belirttiğim gibi bölgede oynanan oyunlar salt duygusallığa emanet edilemeyecek kadar çetrefilli ve bir o kadar da acımasız. Ne var ki bölge dışından gelen müdahaleler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar sonuçta buranın kalıcı unsurlarıyla iş tutmak zorundalar. Bu noktada tarihi derinlik, kültürel payda daha geniş anlamda ortak medeniyet deneyimi devreye giriyor.

KUCAKLAYICI BİR DİL GEREKİYOR

Sokaktaki Kürtlerin Türkiye'ye bakışını yok sayan bir yaklaşım sergilendiğini daha somut kavrıyorsunuz. Bu anlamda Kürtler Türkiye'nin bölgedeki temsilcisi olmaya hazır. Sadece Türkmenlere sahip çıkmaya endeksli bir dış politika şu an çökmüş görünüyor. Bu söylem hem Türkiye'nin kendi vatandaşlarını rencide ediyor hem de bölgede önünü tıkıyor.

Türkmenler kadar Kürtleri, Arapları kucaklayan bir dil inşa edebilmeliydik. Şu anda bile ortalama bir Iraklı Kürt Türkiye'nin açacağı kucağa koşarak gelmeye hazır. Türkiye Kürtlere kendi temsilcisi olarak yaklaştığı oranda bölgedeki etkinliği şu ankinden çok daha fazla olacaktır. Yanlış politikalar Ortadoğu'nun en eski iki kavminin arasını bulmak için Amerika'dan yardım istemeye itti.

Zor günlerimizde bize yardım ettiniz, halk bunu unutmuyor

Erbil'in önemli dini isimlerden Molla Beşir Kürt yönetiminin Diyanet İşleri Başkanı konumunda. Rahat bir Türkçe ile konuşuyoruz. Din adamı ihtiyacını imam hatip enstitülerinden ve üniversitelerdeki Şeriat fakültelerinden karşıladıklarını belirtiyor. Hutbelerde yönetimin fazla bir müdahalesi olmasa da önemli gelişmelerde bazı talepleri olabiliyor. “Bizimle Türk askeri arasında çatışma olsun istemiyoruz. Türkiye zor günlerimizde bize yardım etti, halk bunu unutmuyor. Büyük devletler, batılılar Irak'ın parçalanmasını istiyor. Irak'ın birliği içinde federasyon olmasını istiyoruz. İşgalden sonra Saddam'ın cinayetlerinden on katı insan öldü. Bu cinayetleri Iraklılar yapamaz.”

Kürt yönetimi gerçekleri görebilmeli

Kuzey Irak bölgenin en güvenli alanı. Bu başarı Kürt yönetimine güven verse de bunun Amerikan desteğine bağlı olduğu biliniyor. Kürt yönetiminin retoriği bir yana bırakıp bölgenin gerçeklerini fark etmeden sağlıklı bir yapı oluşturmaları mümkün değil. Bunun en iyi farkında olan yine de sıradan halk. Amerika'nın kaç kez kendilerini yarı yolda bıraktığını, hatta Kuzey Irak'ta sükunet varsa bunun nedenini bu bölgede Amerikan askerlerinin olmamasına bağlayanlar az değil. Kürtler, bölgedeki sorunların Türkiye'nin Kürt kimliğini tanıması ya da Kürdistan kelimesini kullanmasıyla çözülecek kadar basit olmadığını, Türkiye de kendi kaygıları adına buranın kadim gerçeğini, kültürünü karşısına alarak meseleleri çözemeyeceğini anlaması gerekiyor.

Alfabe Kuzey Irak için yol ayrımı olacak

Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin yönünü nereye doğru çevireceği sorusunun cevabı alfabe meselesinde yatıyor. Irak'ın bütünlüğünü korumak, Kürtlerin İslam kültür birikimiyle bağlarını canlı tutmak konusunda önemli bir karar olarak duruyor. Geçen yıl çıkan haberlere göre aşamalı olarak Latin alfabesine geçme kararı alınmıştı. Bu amaçla bazı okullarda deneme uygulamasına geçildi. Latin harfleri yavaş yavaş yaygınlaştırılsa da hâlâ eğitim alanında Arap alfabesi kullanılmaya devam ediyor. Latin alfabesine geçilmesi konusunu KDP Merkez komitesinden Safin Dizayi'ye sorduğumda, “Bu akademik çevrelerde tartışılıyor. Siyasi olarak değiştirilmesi yönünde bir karar alınmadı” şeklinde cevap verdi. Anlaşılan o ki, niyetleri değiştirme yönünde olsa da pratik kaygılarla ertelenmiş görünüyor. Alfabenin değişmesi Kürtleri sadece Irak'tan koparmakla kalmayacak kendi tarihi, hafızası ve ortak kültürden de koparacak. Kürt yönetiminin bu yönde atacağı adım, Kürtlerin sekülerleştirilerek dönüştürülmesi anlamına gelecek.

06.12.2007 /Yeni Şafak

 


Bu yazı 895 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   

 
DOSYA
 
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat
ŞİİR
 
  • Gürsel ÇOPUR
    Kuyudan Çıkmayan Çocukluk
  • SON GELEN YORUM
  • merve kılıç
    Suriye de hormonlu devrim!!!
    suriye de veya başka bir ülkede bir rejimi begenmeyişimiz.o rejimin her konuda haksız olduğunu
  • MODERN İNSAN din, aşk ve mutluluk ÇIKTI
    BİZİM TOPRAĞIN DİLİ ÇIKTI
    YENİ ANAYASA VE TALEPLERİMİZ (YENİ) (10_YORUM)
    Seçimler sona erdi… Polemikler, ham vaatler, popülist öneriler, hamaset dolu nutuklar kısa süreliğine de olsa yerini gündelik siyasetin olağan seyrine bıraktı. Seçim sürecinde önemli bir argüman olarak kullanılan “yeni anayasa” konusu önümüzdeki dönemin temel gündemini oluşturacaktır. Anayasalar, kurucu ve bütün hukukî uygulamaların referansı olan metinlerdir. İyi yasaların, adaletsiz yöneticiler;...>>>

     
      Sizce Ortadoğu'daki gelişmeler toplumsal bir uyanışın mı göstergesi?

      Yaşananları yorumlamak güç. Net bir fikrim yok.
      Evet. Yaşananlar halkların uyanışıdır.
      Hayır. Bu, batılı güçlerin etkilediği bir süreçtir.

    Unutma sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.

    Descartes
     
     
    6439977
     

     
    9
     

      21 Ekim 2014 Salı  
     
     
    beyaz.net - bilisim - network - web uygulamalari