Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
Ulusçuluk Çıkmazı: Kürtler ve Çözüm Arayışları
 
14 Aralık 2009
     Ulusçuluk Çıkmazı: Kürtler ve Çözüm Arayışları

     Muhammed Yıldırım

Hamza Türkmen’in 1991 yılından itibaren Kürt sorunuyla ilgili İslam’ı referans alarak yazmış olduğu yazılarını derleyerek, kısmen de yeni düşüncelerini katarak paylaştığı kitabının şimdiden bize katacaklarından dolayı kendisine müteşekkiriz.

Sayın yazar, kitabın önsözünden başlayarak İslam Ümmetinin Kuran’dan uzaklaşması neticesinde kendilerine duçar olan Avrupa menşeli ulusalcılığın, İslam coğrafyasında açmış olduğu yaraları ve tarifi imkânsız acıları anlatmaktadır.

Sayın yazar kitabın 1.Bölümünde kavramlar üzerinde ziyadesiyle durmakta olup, Avrupa kökenli “ulus, millet” gibi kavramların İslami kavramlar (kavim-Şa/b) yerine kullanılmasından duyduğu rahatsızlığı ve bunun Müslümanların dili ve duygularında meydana getirdiği tahribat ve dejenerasyondan bahsetmektedir. Ancak İslami kavramların sadece böylesi durumlarda kullanılması veya ön plana çıkarılması bence yeterli değildir. Eğer İslami bir dilin oluşmasını istiyorsak bu yazıların geneline hâkim olmalıdır. Burada ayrıca şunu belirtmeliyim, sayın yazar Pkk ve Ak Partiye nasıl hitap edeceği konusunda kararsızdır. Bu yapıların kendilerini tanımladıkları şekilde mi (Pekeke-Ak Parti) yoksa rakip ve düşmanlarının(Pekaka-Akp) kullandığı dil ve üslupla mı hitap edeceği konusunda kararsızlık yaşamaktadır.   

Sayın yazar, Osmanlının bir dönemi ile Türkiye Cumhuriyet’inin ilk dönemlerinde şeklen de olsa İslami göründüklerinden Kürtlerin milliyetçi hareketlere girişmediğini; ama İslam’dan uzaklaşmaya başlayan Osmanlı ittihatçılarına karşı Seyh Abdulselam Barzaniyle başlayan ve Türkiye Cumhuriyetinin laikleştirme, Türkleştirme ve asimilasyonlara karşı 1924’ten günümüze kadar gelen ve süreklilik arz eden Serhıldanlardan adil bir yaklaşımla bahsetmektedir.

Kürt sorununun tanımını yaparken “Kürtlere uygulanan imha, sürgün, asimilasyon politikaları sorun olarak değil zülüm olarak algılanmalıdır.” tanımını kullanarak yerinde ve erdemli bir tanım yapmaktadır. Yazar Kürtleri hem dini hem de kavmi özelliklerinden uzaklaştırmak için uygulanan asimilasyon ve baskılardan söz ederek bu ülkede Kürtlerin iki defa zulme uğradığı gerçeğinin doğru olgu olduğunu görmektedir. 

1925 Şark Islah Planı ile zorunlu göçe tabi tutulan Kürtlerin yaşadıkları ve serhıldanlar sırasında yapılan zulümlerden ayrıntılı olarak bahsetmesi adil yaklaşımın göstergesidir.

Bu kitabın benim açımdan en önemli yanlarından birisi yazarın konu hakkında tarafsız ve cesur yaklaşımıdır. İslami kimlikleriyle bilinen yazarların çoğunluğu Kürt sorunuyla ilgili konuşma ve yazılarında İslam ve Ümmet bilincini sürekli bir örtü olarak kullandıklarını biliyoruz. Kürt sorununda solcu düşüncenin bu güne kadar ön planda olmasının ana nedenlerinden biri hatta en önemlisi göz önünde olan İslami kimlikli Müslümanların konuya yeterli ve adil bir yaklaşım göstermemelerinin olduğunu belirtmekte fayda vardır. 

Sürekli göz önünde bulunan yazarların ve cemaat liderlerinin Ak Parti hükümetinin Kürt sorununa ilgi duymaya başladığı sürece gelinceye kadar, konuyu görmezlikten gelmeleri ya da İslamı, Kürt sorununu örtmek için bir örtü olarak kullanmaları nedeniyle dindar Kürt halkının eski sosyalist yeni laik Pkk’nin saflarında yer almalarında önemli bir etken olduğu gerçeğinin göz ardı edemeyiz.

Sayın yazar kitabın 2. bölümünde Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından İmralı savunması ve Pkk’nin geliştirdiği yeni stratejileri tahlile tabi tutarak yerinde eleştiriler getirmektedir. Bu eleştiri ve tespitlere yakın ve benzerlerini bu sitede çeşitli kalemlerden okumuştuk. Tevhidi düşünceye sahip olan ve konuyla ilgilenen Müslümanların bu konudaki fikirlerinin bir birlerine paralelliğini görmek mümkündür.

Rejimin 80 yılda beceremediği hatta asimilasyona kısmen yenik düşmelerine rağmen Kürtlerin tüm eksikliklerine rağmen dini anlayışlarından ödün vermediğini ancak Pkk’nin 30 yıllık geçmişiyle bu konuda Kürtlere vermiş olduğu zararları göstermekte, Apo ve ekibinin bire bir Kemalizmi taklit ederek oluşturmaya başladıkları “Apoizmi” çarpıcı örneklerle gözler önüne sergilemektedir. Sanırım Apoistlerin içinde bulunduğu durum ve ruh hali en tutucu ve bağnaz tarikatlarda bile az görülen bir şeyh-mürit ilişkisinden öteye gitmediğini söylemek yanlış olmasa gerek.

Burada asıl irdelenmesi gereken konu Pkk’nin kısa vadede bu kadar manevralar yapmasına rağmen üstelik yaptığı tüm manevralarda Kürtlerin değer yargılarına ters düşmesine rağmen halktan neden destek gördüğü sorusudur. Müslümanların bu konudaki mesuliyetleri nelerdir?

Yazarın 1992-1995 tarihleri arasında bölgede meydana gelen ve maalesef iki tarafında da Müslümanların olduğu olaylara temas etmeden geçmesinin ciddi bir hata olduğu kanısındayım. Konuya ileride değineceğim inşallah.

Sayın yazar Müslümanların çözüm arayışları bölümünün başında sunduğu 3 maddelik bölümde dile getirilen “Türkiyedeki Müslümanların bölge olaylarına yeterli ilgiyi göstermedikleri, yanı başlarında ki bu soruna, Filistin, Bosna, Çeçenistan olaylarına gösterdikleri ilgi kadar burayla ilgilenmedikleri” şeklindeki eleştirilere kısmen katılıp kısmen katılmadığını belirtmektedir. Ancak savunma psikolojisiyle gereğinden fazla sert tepki vermektedir.

İslami kesimlerden Kürt sorununa tamamen uzak duranların “Kürt sorunuyla ilgilenenlerin olayın sıcaklığı nedeniyle ulusalcı propagandanın etkisinde kalıp İslami havzadan kopacaklarıdır” söylemine karşılık sayın yazar söz konusu Türk ve Arap kimliği olduğunda aynı tutarlılığı gösteremediklerinden içine düştükleri ikilem ve samimiyetsizliği açık yüreklilikle belirtmektedir.

Sayın yazarın “Müslümanların deklare edilmiş çözüm arayışları” alt başlığında sadece mazlum-Der’in 1992 ve Özgür-Der’in 2006 tarihli bildirgelerinden söz etmesinin nedeni sanırım Müslümanlar tarafından açıklanan diğer çözüm önerilerinden haberdar olmamasıdır.

14 Ağustos 2009 tarihinde İslami kimlikleriyle tanınan; İNSAN-DER   (VAN -MERKEZ)ÖZGÜR YAŞAM DERNEĞİ(HAKKARİ -MERKEZ)ŞAFAK DER (VAN-ERCİŞ)AKABE- DER(BİTLİS-NORŞİN) bölgedeki STK’lar tarafından hazırlanan ve DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ, MAZLUM DER İNSAN HAKLARI DERNEĞİ, UMUT IŞIĞI DERNEĞİ, ERDEM-DER ve TOPLUM-DER’in desteklediği çözüm paketi “Fıtrat Com” ve “Ufkumuz.com” başta olmak üzere birçok İslami internet sayfalarında yayınlanan çözüm paketine sanırım sayın yazar denk gelmedi.

1992 tarihli Mazlum-der tarafından düzenlenen forumda nezaket takıntısı yüzünden dile getirilmediği ifade edilen "Her ulusun bir devleti varsa Kürtlerin neden olmasın?" sorusu yerinde ve önemli bir sorudur. Kanaatimce bu soruya her vicdan sahibinin tereddütsüz net bir cevabı olmalıdır. İslam coğrafyasında bu bölünmüşlük devam ettiği sürece, var olan ulus devletlerin asimilasyon politikaları devam ettiği sürece Kürtlerin dillerini ve ananelerini korumak adına bir devletlerinin olması elzemdir.

Sayın yazar Güney Kürdistan’daki yapılanmalardan söz ederken, olayı Amerika’nın işgalinden bu yana işletmesinin, Barzani ailesinin önderliğindeki hareketin geçmişine haksızlık olduğu kanısındayım. Ayrıca sayın yazarın güney Kürdistan konusunda gereğinden fazla sert olduğu kanısındayım. 

Kitabın en can alıcı bölümlerinden birisi de “Seçimlere göre Kürt nüfusu ve Kürtler arasındaki üç küme”  şeklinde yapılan değerlendirmedir. Bu bölümde DTP, Ak Parti dışında üçüncü güç odağının ise tevhidi bilince sahip Müslümanlar olduğunu ifade etmektedir. Ve bu kısımda en aktif öbeğin silahları bırakan ve çatışmalardan uzak durduğunu söylediği “Bir Gruba” işaret etmektedir.

Haksız yere bir insanı öldüren bir âlemi öldürmüştür. Düsturundan hareket edecek olursak; yüzlerce âlemi öldürmüş bir grubun Sayın Hamza Türkmen’in kaleminde bu şekilde ifade bulması en hafif ifadeyle hayal kırıklığıdır. Sayın yazarın referans olarak aldığı Gültekin Avcı’nın Kitabındaki bilgilere ihtiyacı olmadığı kanısındayım. Çünkü Sayın Hamza Türkmen’in bu ülkede 1992-1995 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda bilgisine baş vurulabilecek konumda olduğunu sanıyorum.

Bu gurubun bölgedeki İslami yapıları kaç yıl geriye götürdüğünü, bu olayları değerlendirmeye tabi tutmadan Kürt sorunu ve İslami yapılar konusunda yapılacak değerlendirmelerin eksik kalacağını yukarıda belirtmiştim. Haksız yere kaç insanın kanına girdiklerini, geçmişte yaşanan olaylardan dolayı helallik dilemek yerine yazdıkları sözde kitapla olayları nasıl tersten anlattıklarını ve buradaki riyakârlıktan Sayın yazarın bihaber olduğunu sanmıyorum. İzettin YILDIRM, Mehmet SÜMBÜL cinayetlerinin kimler tarafından işlendiğini sanırım sayın yazar çok iyi bilmektedir.

Peki, tüm bunlara rağmen şahitlik görevini yerine getirmeyenler tarihe ve Rabbimize nasıl hesap vereceklerdir. Sayın yazarın bahsini ettiği 2008 Mart ayında yayınlanan Gültekin AVCI'ya ait kitaba Sayın yazarın kitabını aldığım tarihte rastlantı sonucu ulaşabilmiştim. O kitabın 144. sayfasında yer alan ve Emniyet Genel müdürlüğünden alındığı belirtilen Fidan GÜNGÖR (Konuyla ilgili ayrıca bir yazı yazmayı düşündüğümden burada detaylara girmeyeceğim) olayı ile ilgili Müslüman Kamuoyunun pek de bilmediği bir bilgi yer almaktadır. Acaba Sayın yazar bu bilgiyi haber olarak da olsa Müslümanlarla paylaşması gerekmez miydi? Müslümanların güç karşısında sesiz kaldıklarını ve şahitlik görevlerini yerine getiremediklerine şahit olmuştuk; ama bunun Hamza Türkmen’de olamayacağını düşünüyordum ve düşünmeye devam etmek istediğimden, bu konuda yazdıklarını gözden geçirmesi gerektiği kanaatindeyim.

Son söz olarak sayın yazarın şu cümlesini aktarmak istiyorum. “Gasp edilen haklarımızı onurlu ve ilkeli bir şekilde egemenlerden talep etmenin hiçbir zaman ricacılık olmayacağı bilinmelidir. Hak ve adalet temelli hiçbir kazanım sığınmacılık veya uzlaşmacılık değildir.”


Bu yazı 824 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
Sadık AYDIN 15 Aralık 2009 23:48:41
Adil olmak imandandır.

Olayların detaylarını bilmememe rağmen. Bir çok müslümanım diyen kimsenin gücü elde ettiğinde zalimleştiklerini gözleyebiliyorum. İslamın temel ilkelerinden olması gereken Zalim ve kafirlere şedit Müslüman ve mustazaflara merhametli olmanın çoğu durumda göz ardı edilmesi önemli bir problemdir. Acı da olsa bu konular iyi incelenmelidir. Bu zaaf aşılamdığı müddetçe zelil olarak kalınacak ve Allahın Adalet rahmetinden mahrum olacağız. Dua ile...


Onur MERT 15 Aralık 2009 20:15:43

Kitabın, genel olarak ele alındığında Kürt sorunun tahlilinden başlayarak çözüm önerilerine kadar söylemlerin, çözüm arayışlarının İslamcı – Ümmetçi çerçevede ele alınmış olması cihetiyle eleştirilecek bir yönünün bulunmadığı söylenebilir. Kürd meselesine bakışta Ümmetçi yaklaşım ve İslami söylemlerin kitapta ön planda tutulma çabası önemlidir. Bu ve başkaca pek çok yönüyle çalışma başarılıdır. Allah ecrini versin. Ancak, eserin eleştirilecek tarafları da vardır.

Sayın yazarın “Müslümanların deklere edilmiş çözüm arayışları” olarak sunduğu raporlar içerik itibari ile kabul edilebilir, tartışılabilir olsa da tarihleri itibari ile kabul edilebilir değildir. Çünkü bu raporların biri bir ay sonra dört yaşına girmiş olacak diğeri de 18 yaşına girecek. Bu geçen süre içinde hiç bir gelişime ve değişme olamadı mı? Müslümanlar 18 yıl önce bir forum düzenlemiş olmakla mesuliyetlerini yerine getirdiler mi? Artık bir şeyin yapılmasına ihtiyaç mı kalmadı?

Sayın yazarın özgür-der ve mazlum-der’in dışında başka öneri ve çözüm arayışlarına yer vermemiş olması acaba Müslümanların bunun dışında başka bir “yol haritasının” olmadığı anlamına mı gelmelidir? 18 yıldan buyana Müslümanlar başka hiç şey önermediler mi? diğer İslami camiaların bir çözüm önerisi yoksa bile özgür-der ve mazlum-der’in yeni bir yol haritası olmalı değil miydi?

Yazar, görüşlerini destekleyecek istatistikî bilgilere de yer vermiş günümüze yakın tarihlerde yapılan istatistikî bilgiler de var ancak kitabın 200. sayfasında batıya göç eden Kürdler üzerinden yapılan “kendini tanımlama” anketinin 1995 tarihli olması (15 yıl önce) da ilginçtir. Bu ankete göre yapılan göçlerin % 40,3’ü etnik kimlikle alakalı olduğu gösterilmektedir. Ayrıca bu sayı fazla görülmüş olmalı ki “pkk eylemlerinin güçlü ve milli duyguların yüksek olduğu döneme aittir” ibaresine yer verilmiştir. Buradan amaç nedir acaba? Kürd meselesini adlandırırken bu bilgiye nasıl bakalım? 15 yıl önceki bir anket bize nasıl bir tespit yaptırır? Kendini tanımlamada bugünkü durum Kürdler arasında yüzde kaçlarla ifade edilir? Yoksa 15 yıl önceki anket sonucunun yüzdelik oranları değişmedi mi?

Sayın yazarın, daha dün “Kürt” sözcüğünü telaffuz eden insanları, gazete satan çocukları, Kürd meselesine duyarlı Müslümanları katledenlerin geçmişlerine sadece, “…İslami kesimlerle sorunlarını şiddet kullanarak çözmeye yönelmesi tövbe mükellefiyetinin konusu iken…” ibaresi ile atıfta bulunduğunu ‘güç potansiyeli içinde’ değerlendirilmesini nasıl anlamalıyız? Çünkü Müslümanlarla dahi ‘sorunlarını şiddet kullanarak çözmeye’ çalışan bir kesimin diğer iki grupta değerlendirilen Kürdlerle nasıl uzlaşacağı, daha kanı kurumamış Kürdlerin buna neden inanması gerektiğini de açıklamamış olması sayın yazarın da endişelerinin olduğunu göstermektedir.

“Müslüman Kürtler” ifadesinden Kürdleri ümmetten ayırmak, Kürdlüğü üst kimlik İslamiyeti ise alt kimlik olarak anlamamak lazım. Kürd kelimesinden önce İslam kelimesinin gelmiş olması Kürdler için İslamın üst kimlik olduğunun açıkça bir ifadesidir. Bu ifade Türk Müslümanlar ifadesinden çok farklıdır.

DUA İLE


gevdan 15 Aralık 2009 15:45:06
selam

Çok iyi bir analiz yapılmış iyi bir eleştiri süzgeci oluşturulmuştur Hamza Beyin bazı değerleri ve hak olan kısımları gözden mi kaçırdığı yoksa bilinçli bir gözardı etmemi olduğu aslında açıklığa kavuşmalıdır Sayın Muhammet hocamızın bu tür analizler ile paylaşım sağlamasının devam etmesini temenni ediyoruz Ayrıca sayın Fidan GÜNGÖR ile ilgili yazınızıda merakla bekliyoruz


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397740
     

     
    11
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi