Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
Buyurun Cenaze Namazına!
 
17 Aralık 2009
     Buyurun Cenaze Namazına!

     Şeref SİDAR

 

Toplumsal değişim ve dönüşüm süreçlerinin her zaman sancılı olduğu sosyolojik bir gerçektir.

 

Türkiye toplumunda hükümetin hayata geçirmeye çalıştığı demokratikleşme sürecinin zahmetsiz olmayacağı ta baştan beri aşikâr idi. Çünkü Türkiye’yi demokratikleştirmeye çalışanlar her şeyden önce ellerindeki ‘velede’ bir türlü bir isim bulamadılar. Veledin polis akademisinde doğmuş olması da ayrıca büyük bir talihsizlik. Türkiye’nin demokratikleşmesi gerektiğine inananların karşısında ‘bu kadar demokrasi bize fazla gelir’ endişesiyle panikleyen milli şef ruhunu hortlatanlar, asla aynı kulvarda siyaset yapmamış kendini taraf görenler, sindirilemeyenler, birlikte cennete dahi gitmek istemeyenler vardı ve bütün bu zümreler ülkeyi inadına kaosa sürüklemek için elbirliği etmişçesine işbaşına geçtiler.

 

Toplumsal dönüşümlerin sancılı olduğu genel bir kabul olsa da, Türkiye’de yaşanan bu süreçte anormalliklerin meydana gelmesi, bir kaos ortamının oluşması sosyal değişimin olağan seyri içinde oluşması kabul edilebilir sancılı bir durum değildir. Bu yaşanan olaylar tamamen provakatif eylemlerdir. Bir ev kurup kurduğu evi yönetemeyen, oturduğu koltuktan kalkmamaktan başka bir derdi olmayan, bir milletin geleceğini bir tek kişinin 17 cm2 lik darlığına hapseden insanlar ülke yönetmeyi başarabilirler mi?    

 

Saltanatlarını vatan–millet-Sakarya üçlüsüne borçlu olanlara ve mili şefin evlatlarına ülkenin asıl sahiplerinin kendileri olduğu vehmi gelince, vatanı ve milleti böldürmeme misyonu ortak payda oluverdi birdenbire. Oysa ne vatan bölünecekti ne de millet. Bunlara bir de bizim barış ve demokrasi havarilerimiz katılınca şu an önümüzdeki resim ortaya çıkmış oldu. Her biri diğerinin sofrasındaki ekmeğine ne kadar yağa ihtiyaç varsa hiç çekinmeden taşıdı. Çünkü her biri diğerinden besleniyordu. Ve gerçekleşecek olan ‘kardeşlik’ onların hiçbirinin işine gelmiyordu. Bunun için, hiç olmadığı kadar bir şer koalisyonuna ihtiyaçları vardı. Biri sokağa çıkacak slogan atacak, diğeri elinde silahla karşısına çıkacak ve tekbir getirecek, bir diğeri kendi sürüsünü laiklik, cumhuriyet, ilke ve inkılâplar tarlasından artık otlanamayacaklarına ikna edecek, böylece hep birlikte ‘barışın’ karşısında durmayı başaracaklardı. Eee, bu arada bazı insanların canı yanacak, bazı insanlar ölecek, bazı insanlar zarar görecek bu hiç önemli değil. Çünkü “demokrasi bedel ister”di. Ve bu bedel nedense her zaman, gariban halka ödetilmişti. Yine de öyle olacaktı.

 

Parti kapatma kararını protesto eylemlerinde meydana gelen olaylar, çok iyi analiz edilmelidir.

İstanbul’da, Dolapdere’de sokaktaki adamın eline tutturulan silah, Muş’ un Bulanık ilçesinde patladı. Muş’ta patlayan silahların ve meydana gelen ölümlerin asıl azmettiricisi gizli şer şurasıdır.  

 

‘Vatanı böldürtmeyeceğiz’ diyen bu siyasi avane, vatandaşı böldü, kamplaştırdı, birbirine düşürdü; hatta öldürttü. Bu daha başlangıç sayılır. Bundan sonra da oluşacak toplumsal kamplaşmanın, patlak verecek sosyal olayların da müsebbibi oldular. Bu çok mu umurlarında? Hayır! Kesinlikle istedikleri buydu. Ve istediklerine kavuştular. Bu siyasi avaneye “basiretsiz” demezsem haklarını teslim etmiş olmam, ancak, hep birlikte önümüze koydukları bu Türkiye fotoğrafı basiretsiz siyasetlerinin bir sonucu değil. Bilakis bunu bilerek ve isteyerek yaptılar. Çünkü kendilerinden sadır olmayan hiçbir şeyin hayat hakkı olamazdı bu ülkede. Hükümet kim oluyor da bir barış projesi hazırlıyor. Halk kim oluyor da ‘barış’ ‘kardeşlik’ diyor.  Ülkenin asıl sahipleri zat-ı âlileri olduğu için, vatan – millet – Sakarya adına; cumhuriyet, laiklik, ilke ve inkılâplar adına; demokrasi, barış ve kardeşlik adına neyin hayırlı neyin şerli olduğu konusunda cevaz verme mercileri olarak kendilerini gören bu zevat buna müsaade eder miydi? Etmedi, etmiyor, güçleri yettiğince de etmeyecek.  

 

Şer şurasındakiler, bu süreçte birbirlerinin değirmenlerine su taşımayı iyi başarıyorlar.  Yıllardır bu ülkede yaşanan savaş ortamının aktörleri birbirlerinin varlık unsurudur. Bunu iyi bildiklerinden, birinin sahneden temizlenmesi diğerinin de yok olması anlamına geldiği için birini dağdan indirmek istediğimizde diğeri “ben dağa çıkarım” diyor. Bu savaş sürsün diye nöbet değişiminden kaçmayanlar ülkeyi yönetmeye aday vatansever siyasetçilerden başkası değil.

 

Gücünü üzerindeki elbisesinden alan apoletliler ile elindeki silahtan güç alan militanlar karşı karşıya görünüyor olsalar da aslında bizim göremediğimiz ‘derin’ bir yerlerde, gücün ortak paydasında buluşuyorlar.

 

Kürd Halkının temsilcisi olduğunu varsayan eli silahlılar, Tokat-Reşadiye eylemiyle barış sürecini, görüşülmekte olan parti kapatma davasını istedikleri yöne kanalize etme amacında olduklarını fiilen ispat etmişlerdir. Barışın olmaması, önünün tıkanması için ölümler olmalıydı ve yasal siyasi hareketin de ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu eylemi üstlenmekle hem mahkemenin işini kolaylaştırmak hem de “yıkılmadım ayaktayım” mesajını vermek mümkündü. Sanırım bunun için üç gün gecikmeli de olsa eylem üstlenildi. Daha önce ki barış sürecini baltalayan 33 erin öldürülmesi eylemini üstlendikleri gibi.

 

Kaybolan prestijin farkında herkes. Bu, prestiji yanlış şekilde aramaya başlamış olmak, ne yaptığını bilmemek demektir. Bu süreç, bu tarz eylemler ve sokak çatışmaları ile Kürd Halkına zarardan başka bir şey vermeyecektir. Sokak eylemlerinden beslenmek kaydıyla “güç bende” anlayışıyla hareket etmek prestij tazelemekten çok güvenirliliği zedelemektedir. Kürd halkı, örgütsel çıkarlardan başka hiçbir değerin dert edilmediği kanısına varmaktadır. Bunun aksine bizi inandıramazsınız artık.

 

Şahini, güvercini fark etmez, silahların gölgesinde siyaset yapanlarımız da süreci namluların gösterdiği istikamette işletmeye devam ettiler. ‘Silahları gömelim’ çağrısı her yinelendiğinde daha da agresifleştiler.  Sorunu çözme yeri olan parlamentodaki beceriksizliklerini örtmek için sokağı çözüm yeri olarak gösterdiler. Ve halkı çoluk çocuk sokağa davet etiler. Bunu daha arttırarak geliştirmek, ortamı daha çok germek istediler. Daha önce aldıkları ve duyurdukları partinin kapatılması halinde sine-i millete dönme kararlarını gidip Diyarbekir’ de yeniden duyurmaları ne işe yaradı? Halk sokağa daha fazla çıktı. Muş’un Bulanık ilçesinde kepenk kapattıramadıkları bir esnafın dükkânı taşlandı, molotoflandı. Ya sonra. Sonrası şu; O esnaf devletin kendisine daha önce vermiş olduğu korucu silahı kaleşnikofla kalabalığın üzerine ateş açtı.  İki vatandaş hayatını kaybetti, sekiz vatandaş ise yaralandı.

 

Demokrasi ve özgürlüğün mücadelesini vereceksin; ama senin kararına katılmayana

özgür iradesiyle hareket edip kepenk indirmeyen esnafa (kim ve ne olursa olsun) hayat hakkı tanımayacaksın.

 

Barış ve kardeşlik diyeceksin öbür tarafta da yıllardır muhbir olarak kullandığın adama verdiğin silahla adam öldürteceksin.

Hadi bakalım buyurun cenaze namazına…

serefsidar@hotmail.com


Bu yazı 609 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
m.yılmaz 22 Aralık 2009 12:14:56
sen susunca taştan su sızmaya başlar ey halkım..

açıl açılım açıl...yıllardır ihmal edilen, ötelenen bir halk evet diyor du tamda birşeyler değişecekti...üzerine çöreklenen sis perdesi dagılacaktı...hiç mümkünmüydü bu ,olmamalıydı degişmemeliydi...hangi kaymağı sürecekti bazıları ekmeğine.oyun içinde oyun oynanmalıydı.metropoldekiler zan altına,doğuda yaşayanlar karanlığa mahkum edilmeliydi.kaleminize sağlık şeref hocam,uyanmak uayndırmak,basiret ehli olmak dileğiyle.


A. BATMANİ 21 Aralık 2009 09:18:44
YA RABBİ...

Ya Rabbi!!! Bu müslüman halkı birbirine kırdırmak isteyen zalimlere fırsat verme.
Ya Rabbi!!! Bu zalimlerin hilelerini boşa çıkar.
Ya Rabbi!!! Bu fitne ateşini müslümanların lehine söndür.
Ya Rabbi!!! Müslümanları kendi dinin üzerine birleştir.
Allah razı olsun.
Selamun aleykum.


ercimo 18 Aralık 2009 23:39:24

elinize dilinize sağlık. 1923 ten bu yana yani cumhuriyettin kuluşundan bu yana bazı kişilerin (toplumların) kardeşlik tohumunu toprağa ne zaman attıklaını gördükleinde o toprağı sürekli kirletmişlerdir( mazlum ve garibanın kanıyla) bu tablular artık onlara o kadar doğal geliyorki sürekli yaptıkları iş. iş diyorun o koltuklara oturduklarında kendilerini bir iş adamı olrak görüyorlar örnek bir fırıncı ekmek satıyor, bir bakkalcı, un, yağ, şeker satıyor vb bunlarda garibanın kanını satıyorlar birbirilerine ve akabinde biri vatan millet diyor biri demokrasi diyor ve biz millet olarkta bu vanpirlere inanıyoruz ve onlara kurban veriyoruz ya yeter artık idi bese. hocam mevlam yardımcın olsun ferasetinizi artırsın selemun aleykum


Aydın SU 18 Aralık 2009 11:16:34

Hocam her zaman olduğu gibi yine yerinde ve güzel değerlendirmelerde bulunmuşsunuz. Mevlam ferasetinizi arttırsın.

Tespitleriniz kadar güzel ve sevindirici olan başka bir şey daha var. O da olayların iç yüzünü, yani gerçeği, yani yapılmak isteneni, kaos planlarını deşifre eden, yazan ve anlatan kişilerin giderek çoğalması.

İnşallah bu durum toplumların bilgilenmesine, bilinçlenmesine ve karanlık güçlerin planlarının boşa çıkmasına vesile olur.


Zal 18 Aralık 2009 10:55:00

İçimizden konuşup uygun kelimeleri bulmaya çalıştığımız bir konuda Tamda budur dedirten bir yazı. Bu fotoğrafı gören herkesin durmadan konuşup anlatması lazım Çünkü bu paslaşmalar sadece bugün ölen çocuklar için değil daha doğmamış olan çocukların geleceğini şimdiden karartmaya çalışanlara engel olmak içnde çok önemli yüreğine sağlık.


Adil Ömer 18 Aralık 2009 10:09:12

Harika tesbitlerle bezeli Bir yazı olmus. Kaleminize kuvvet diliyorum. Rabbim ferasetinizi keskin kılsın.


Memet Karabalık 18 Aralık 2009 00:16:45

Öncelikle bir yanlışı düzelteyim: Esnaf, vatandaşa ateş ederek iki kişiyi vurduktan sonra devreye girdi molotoflar ama öncesinde taşlama elbette ki oldu. (bunu bir tarafı savunmak için değil orada olan ve şahit olan biri olarak ifade etme gereği duydum sadece.)

Konuya gelince;

Kürtlerin mevcut, halihazırdaki, bilinen temsilcileri ne yazık ki Kürtler için de Türkler için de veya kardeşlik için herhangi bir siyaset geliştirme gayreti içerisinde değiller. Bunca zamandır olup bitenlerin tek amacı iktidarlarını daha da sağlamlaştırmaktan ibaret. Şu anda yürülükte olan tek politika iktidar mücadelesine dönüktür. Bunun dışında ülkenin 100 yıldır kanayan yarasına merhem olmak gayreti içersinde bulunan çok az siyasetçi var Kürt tarafında ve bu çok az siyasetçinin hiçbirisinin de sesi duyulmamaktadır ya da zaten ses çıkarmamamaktadırlar.

Kürtlerin alternatif siyasetleri oluşmadığı yani PKK, DTP (bugün artk BDP) dışında kürtler için siyaset yapacak başka odaklar oluşmadığı sürece de bu iş çok daha sancılı ve uzun geçeceğe benziyor.


Saniha Ahsen 17 Aralık 2009 19:03:36
Selam

Son zamanın siyasal ve sosyal çalkantılarını ve değişimlerini güzel uslubuyla analiz eden sayın yazara teşekkür ediyorum.Sosyolojik tahlilleriniz çok yerinde.. yüreğinize sağlık...


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (19 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2389891
     

     
    25
     

      07 Eylül 2010 Salı