
İsmail İbrahimî
İnsan Gazali’nin dediği gibi bedenden ve ruhtan oluşan bir neferdir. Bedeni oluş ve bozuluş âlemine dâhilken; ruhu, idrak eden, fail ve muharrik, olma özelliklerini taşıyan ilahi bir emir…
“Biz ona ruhumuzdan üfledik.” (Tahrim Suresi, Ayet:12)
Her insan bir ruh ve bir de beden taşır. Ruhu göremiyoruz, Rabbimizi göremediğimiz gibi; Bedenimiz ise her zaman gözümüzün önünde. Hassas bedenimize her türlü özeni gösteriyoruz; ya hassas ruhumuza?..
“Mide dolunca fikir uyur, hikmet ölür ve azalar durur.” (Lokman Hekim)
Nasıl ki Allah görülmediği halde bütün kâinatı idare ediyorsa ruh da görülmediği halde bütün bedeni idare etmektedir. Ruh Rabbinden ne taşımakta?
“Nice insan gördüm, sütünde elbise yok; nice elbise gördüm içinde insan yok.” (Mevlana)
Ruhumuz çöle dönmüşken, bedenimiz suda boğulmaktadır. Bedendeki su bedeni boğmakta iken ruhumuz susuzluktan çatlamakta…
“Kalpleri vardır ama anlamazlar” (Araf Suresi, Ayet:179)
İyi de dünyada bu kadar maddi varlık varken bunları nasıl ruhlandıracağız?
Kendi bedenimize bile ruhumuzu hakim kılamazken nasıl beton yığınlarına ruh vereceğiz? Suyun içindeki ruhu nasıl göreceğiz? Taşın içindeki ruhu nasıl göreceğiz? Ateşe ruh gözüyle nasıl bakacağız?
Aristo Thales, ruhu üç bölüme ayırır:
En alt derece olarak bütün bitki, hayvan ve insanlarda ortak olarak bulunan “nebati ruh” tan bahseder. Nebati ruh, sadece beslenir, büyür ve neslini devam ettirir.
İkinci derecenin “hayvani ruh” olduğunu söyler. Nebati ruhun sahip olduğu nitelikleri kendisinde bulundurmakla beraber, algılama ve hareket etme kabiliyetlerine de sahiptir.
Ruhun üçüncü ve en büyük derecesini “insani ruh” teşkil eder. Demektedir. Nebati ve hayvani ruhlar bu ruhun ortaya çıkması için birer malzeme durumundadırlar. Yalnız insanda bulunan bu ruhun başlıca özelliği akıldır.
İnsani ruhun en önemli özelliği olan akıl, bedenden bağımsız ve sonsuzdur.
Hayvani ruhta hâkim güç “içgüdü”lerdir. İnsani ruhta ise “irade” hâkim durumdadır. Yine hayvani ruhtaki belirsiz ve karışık hatıralar, insan ruhunda şuurlu ve kavramlı bilgiye çevrilmiştir.
“Ruhaniyetini yitirmiş insan, et giydirilmiş iskeletten başka nedir ki?” (Nesip Hiçyılmaz, Umudun İnsanı)
Hayatımız neden ruhsuz? Yapılarımız neden ruhsuz? Yoksa Nebati ve hayvani ruhumuz çok mu ön planda?
Biz ne yaptık ruhumuza?