Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
Mesuliyetin en büyüğü
 
17 Ocak 2010
     Mesuliyetin en büyüğü

     Lokman MACİT

Kainat´ta insanın dışında her şeyin, yüklenmekten çekindiği bir yük. Hakk´ın yükü ve hakkın sorumluluğu. Çileli, zahmetli, sabır ve sebat isteyen bir yol olduğu kadar, rahmetli, bereketli, ebedi saadete götüren Rabbani bir yoldur. Mesuliyet bilincini fark eden, anlayan her müslümanın Hakk için çalışmak mecburiyeti vardır. Bundan kaçış kendimizi yok saymak anlamına gelir. Güreş sahasına çıkmadan pes eden bir pehlivanın, ne pehlivanlığı, ne de kıymeti kalır. Şimdi hakka karşı sorumluluklarımızı kısa ve öz olarak öğrenmeye çalışalım: 

HAKKI BİLMEK 
Öncelikle hakkı bilmek ve tanımak gibi, bir mükellefiyete sahibiz. Hakk bilinmeden ona taraftar olmak ve savunmak mümkün olmaz. Hakkı bilmek ve tanımak suretiyle; hakkı sevme, hakkı koruma, hakka davet etme, hakkın yolunda fedakarlıkta bulunma   gibi imkanlar doğacaktır.

Kur´an ilim sahiplerinin, Kur´an´ın hak olduğunu kabullendiklerini haber vermektedir. “Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur´an´ın gerçek (hak) olduğunu bilirler. Onun mutlaka galip ve övgüye layık olan Allah´ın yoluna ilettiğini görürler.” (Sebe 34/6)  Ayet, hakkı bilmenin yolunun ilimden geçtiğini vurgulamaktadır. “Kendilerine ilim verilenlere, o (Kur´an) okununca derhal yüzüstü kapanırlar.´´ (İsra 17/107) Bu ayette, ilim sahiplerinin Kur´an gerçekleri karşısındaki teslimiyetlerini belirtmektedir. Hakkı bilmenin en büyük kaynağı ve ölçüsü Kur´an´dır. ‘´Biz Kur´an-ı hak olarak indirdik. O da hakkı getirdi.´´ (İsra 17/105) Hz. Ali´nin dediği gibi; ‘´Hak insanlarla bilinmez, bilakis insanlar hak ölçüleriyle bilinirler. Sen hakkı bil ki; kimin haklı olduğunu bilesin. Hak bilinmeden onun adına ortaya atılmanın da bir anlamı kalmaz.´´

Kur´an´ın isimlerinden biri ‘Furkan´dır. Furkan; hakkı batılda ayıran, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ölçüp tartan kriter ve mizan demektir. Nitekim ayet-i kerimede; “Alemlere uyarıcı olsun diye, kulu Muhammed´e Furkan´ı indiren Allah yüceler yücesidir.” (Furkan 24/1)  buyurulmaktadır. Hak ile batılı, hakka uymayan, ona ters düşen her şeyi ayırmanın merkezi değer ölçüsü Kur´an´dır.

HAK TOPLULUĞU İLE BERABER OLMAK
Hakka karşı sorumluluklarımızdan birisi de; hak topluluğu ile, hakkı savunanlarla beraber olmaktır. “Ey iman edenler, Allah´tan sakının ve doğru olanlarla beraber olun.”(Tevbe 9/119), (Saf 61/14), (Fatır 35/32) Ferdi olarak hareket etmeyi bir kenara bırakıp, hakk için çalışanlarla beraber olmalıyız. Bu bir vazifedir, mecburiyettir. Bu gün parçalanmış olan ümmetin, tek vücut olabilmek için, bünyeyi zayıflatan, teferruattaki fikri ihtilafları bir tarafa bırakıp, topluluk(cemaat) halinde hareket etmekten başka çaresi yoktur. Yukarıdaki ayetin açıklanması sadedinde şu hadisi zikredebiliriz; “Her zaman ümmetin içinde hak için mücadele verecek bir topluluk bulunacaktır.”(Buhari)

Aynı zamanda, Allah´ın her asırda ümmetin problemlerine çözüm üretecek ve dini ihya edecek kişi (müceddid) ya da kişileri göndereceğini Rasulullah (aleyhisselam) haber vermektedir: ‘´Allah her asrın başında dini tecdid edecek kimse(leri) gönderir.´´(Ebu Davud) “Yaratıklarımızdan daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir topluluk vardır”(Araf 7/181) ayetiyle birlikte şöyle bir tespitte bulunabiliriz: Kainatta olan dengeyi, denge prensiplerini sünnetullah olarak biliyoruz. İslam toplumundaki dengeyi, toplumun muhafazasını Allah (c.c), hak için mücadele eden cemaat´in (topluluğun) varlığına ve müceddidlerin gönderilişine bağlamıştır. Böyle bir cemaatin varlığını hiçbir güç ortadan kaldıramaz.

Bu cemaatin kim olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bunlardan, İmam-ı Nevevi (v.681/1233):´´Bu cemaat çeşitli sınıflardan oluşur. Mücahitler, hukukçular, tefsirciler, hadisçiler, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyanlar, zahidler… tek bir yerde bulunmazlar. Tüm yeryüzüne dağılmışlardır. Onların kaybolmasıyla kıyamet kopacaktır.”demektedir.

HAKTA SEBAT GÖSTERMEK
Hakkı yaşarken ve mücadele ederken ‘sebat´ gibi bir azığa ihtiyacımız var. "Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin, Allahı çok anın ki başarıya erimesiniz." (Enfal 18/45) Bu ayette, Allah (c.c.) başarıyı iki şarta bağlıyor: 1- Sebat, 2- Allah´ı çok anma (zikretme) Rasulullah (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: "Düşman ile karşılaşmayı arzu etmeyin, Allahtan direnme gücü talep edin. Düşmanla karşılaştığınızda ise sabru sebat gösterin." (Buhar,Cihad) Ebedi kurtuluş olunda mücadele ederken, gevşeklik ve zaaf göstermeden, sabır ve sebat sahibi olmak durumundayız. Kul olarak yapmamız gerekenleri  en iyi şekilde (ihsan kalitesinde) yaptıktan sonra Allah´a tevekkül etmeliyiz. Yani işi Allah´a havale etmeliyiz. Takatimizin bittiği yerde Allah´ın yardımı başlar.

"Yoksa siz sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihayet peygamber ve beraberindeki müminler; Allahın yardımı ne za-man! dediler. Bilesiniz ki Allahın yardımı yakındır."(Bakara 2/21) Resulullah (aleyhisselam) ve arkadaşlarına yapılmadık cefa ve eziyet bırakılmadığı halde, hak bildiği dava uğrunda mücadele etmekten asla taviz vermemişlerdi. Vazgeçmesini teklif eden amcası Ebu Talibe şöyle cevap vermiş: ‘´Amcacığım! Allaha yemin ederim ki beni hak davamdan vazgeçirmek için, sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar yine de, bu davadan vazgeçmem. Ya bu uğurda gider(kendimi feda eder) ya da muvaffak olurum.´´

Tevhid kahramanı İbrahim (a.s), ateşe atılmayı, davadan dönme ve batıl ehline boyun eğmeye tercih etmişti ve kıyamından rücu etmemişti. İbrahim (a.s)in bu durumu yani ateşe atılması onun için hezimet miydi yoksa zafer miydi? Şüphesiz ki onun sebatı zaferin en âlâsıydı. Evet, ateşe atıldığı gün de zaferdi. Kurtulduğu gün de. Ubade b. Samit anlatıyor:‘´Resülullah zor, kolay, leh ve aleyhimizdeki her şartta dinleme ve itaat etmemizi emretti. Her yerde hakkı söyleme konusunda bizlerden beyat aldı.´´ Bu beyat´a bizlerinde katılması için herhalde bir engel yoktur.

HAK YOLDA FEDAKARLIK GÖSTERMEK
Fedakarlık deyince, başta; can, mal v.b. olmak üzere sevdiğin şeyleri, Allah yolunda verebilme samimiyetidir. Bu hakka karşı vafa (sözünde durma) borcumuzun bir gereğidir. Bu bizim için bir külfet değildir. Hakka tabi olmanın, tabii bir sonucudur. "Siz sevdiklerinizden Allah yolunda fedakarlıkta bulunmadıkça iyiliğe ulaşamazsınız." (Al-i İmran 3/92) Ayetteki ‘birr´ hak ve her türlü güzelliği kapsamaktadır. "Allah müminlerden mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır."(Tevbe 9/111) Hakka karşı vazifemizi yerine getirmek için bu ayetin gereğini yapsak, başka bir şeye gerek kalmaz kanaatindeyim. Fedakarlık sözde müslüman ile samimi müslümanı birbirinden ayırır. Kıymet ölçüsüdür. Kuran, hak taraftarlarının davet esnasında başlarına birçok musibet ve sıkıntının geleceğinden haber vermekte ve onlardan fedakârlık talep etmektedir. ‘´Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitab verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz muhakkak ki bu, işlerin en değerlisidir.´´(Al-i İmran 3/186) Ayet, eziyet ve sıkıntıların sünnetullah olduğunu belirtirken, çareye işaret etmeyi de ihmal etmemiştir: Takva ve sabır.

HAK İLE BATILI KARIŞTIRMAMAK
Hak ile batılı karıştırmak, batılı hak, hakkı da batıl olarak öne sürmek, tüm batıl fırka ve ideolojilerin başvurdukları ve kullandıkları bir desisedir. ‘´Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.´´ (Bakara 2/42) Merhum Hamdi Yazır, hak ile batılı değiştirmeyi tağuti bir eylem olarak niteliyerek şöyle der: ´´Hakkı batıl, batılı da hak yapmaya çalışanlar ilmi gerçeklerden uzak birer tağutturlar. Hak ile batılı karıştırmanın anlamını da şöyle izah eder: Hak ile batılı karıştırmak, bilgiçlerin karıştırma, yalan ve tahriflerine hatta tüccarların karışık muamelelerinden, hakimlerin haksız hükümlerine varıncaya kadar hepsini kapsar. Nice kimseler bakırı yaldızlayıp altın diye satarlar. Bu durum İsrailoğulları´nda çokça görülürdü. Kendi fikirlerini Tevrat diye öne sürerlerdi. Bunlar Tevrat´ın aslını korumuyorlardı. Kendi yazdıklarını ve tercemelerini Allahın Kitabı Tevrat diye ortaya koyarlardı.´´ Asrımızda ortaya çıkan ve insanların zihinlerini karıştıran, inançlarını sarsan her türlü …izmler de batılı hak suretinde göstermenin çağdaş görünümleridir.

HAKKI SÖYLEMEK
Müslüman aynı zamanda asır suresinde ifade edildiği gibi hakkı ve sabrı tavsiye eden insandır. İnsanların kurtuluşunun hakka sahip çıkma ve bu yolda sabırla hareket etme sonucu gerçekleşeceğini bilir. Zira Rasulullah (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: "Hakkı gördüğünüzde insanların korkusu onu söylemekten sizi alıkoymasın. Zira hakkı söylemek ne eceli değiştirir ne de rızka engel olur" (Ahmet b. Hanbel)

Şu ayetin tehdidini de unutmadan hareket etmeliyiz. ‘´İndirdiğimiz açık delilleri ve Kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu, gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.´´(Bakara 2/195) Hakkı söyleme ve ona davet etmede zaman ve mekana dikkat etmemiz gerekmektedir. Buna Resülullahın Mekkede iken gizli davette uyguladığı yöntem misal verilebilir. Bugün için de hakkı insanlara ulaştırma da Resulullahın uygulamalarından mutlaka istifade etmeliyiz. Müslümanlar, bulunduğu zaman ve ortamı göz önünde bulundurmalı. İslâma veya müslümanlara herhangi bir zararın gelmesine veya İslâm davasının zayıf düşmesine ve birden silinmesine sebebiyet vermeyecek şekilde çalışmalarını yürütmelidirler. Hakkı tavsiye İslâm toplumunun en büyük özelliklerindendir. İman ve tevhitten sonra gelir. İbadetin ruhudur. ‘´Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ve Allaha iman edersiniz.´´ (Al-i İmran 3/110)  Demek ki biz  Allah´a inanan, insanlığın kurtuluşu için çalışan ve iyiliyi emreden ve kötülükten alıkoyan bir ümmetiz. Bu özelliğimizi hiçbir zaman kaybetmeden, son nefese kadar muhafaza etmeliyiz. Mevdudi  hakkı tavsiyenin önemini şöyle açıklamaktadır: "Hakkı tavsiye eden toplumlarda ne zaman ve nerede batıl baş kaldırırsa, hak kelimesini söyleyenler seslerini yükseltmelidirler. Toplumda her fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Eğer cemiyette bu ruh yoksa toplum hüsrandan kurtulamaz."

HAK KİMLERDEN GELİRSE GELSİN KABULLENMEK
Hakkı kabullenmek, kimden gelirse gelsin almak, hikmet ehlinin özellikle de müslümanların özelliklerindendir. Hakkı belirli kişi ve kurumlara hasretmek, yerilen taassubun belirtileridir. Hassasiyetimizi artırması için şu ayetlere kulak verelim: ‘´İndirdiğimiz açık delilleri ve Kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu, gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.´´ (Bakara 2/159) "Allah kendilerine Kitab verilenlerden onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz diye söz almıştı." (Al-i İmran 3/187) Açıklanan hakkı  ve hidayet yolunu kabul etmek zorundayız. Gerçeği kabullenmek, nefis ve şeytanın arkasından gitmemek gibi bir özelliği, ahlaki olarak kazanmaya muhtacız. Ayrıca hakkı bilen biri gücü yettiği halde onu gizlerse dilsiz şeytan konumuna düşer. Kıyamet gününde hakkı gizleme suçundan dolayı hesaba çekilecektir. Gizlemekten gaye, insanların dünya ve ahiret ile ilgili olarak muhtaç oldukları her şeydir. Rasulullah (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: ‘´Kime bir şey sorulur da onu gizlerse ağzına kıyamet gününde ateşten bir gem vurulacaktır.´´(Ali el-Kari) Sonuç olarak; hakkı bilen, yaşayan ve yaşatmaya çalışan ümmetin fertleri olarak bizler, hakka karşı sorumluluklarımızı bilerek çalışmak mecburiyetindeyiz. ‘´Ey iman edenler, Allahtan sakının ve peygamberine inanın ki o rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin.´´ (Hadid 57/28)

Anadolu Gençlik Dergisi


Bu yazı 222 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (19 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2390132
     

     
    16
     

      07 Eylül 2010 Salı