Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
Ah İbrahim Sediyani Ah!
 
19 Ocak 2010
     Ah İbrahim Sediyani Ah!

     Şeref SİDAR

Türkiye toplumunun muhafazakârlığı hayatın hemen hemen her alanında pek çok derde deva niteliktedir. Yapacağınız iş ne olursa olsun sırtınızı muhafazakârlara dayadınız mı evvel Allah kolay kolay tuş olmazsınız.  Rahatlarını bozmadığınız, konforlarından ödün vermelerini istemediğiniz müddetçe bir sıkıntı olmaz.

Türkiye toplumunun muhafazakârları “hayır ve hasenat” işi için hazır kıtada beklediklerinden toplumsal bilinç düzeyi olarak bulunulması gereken konuma gelebilmiş değiller maalesef.   Sporcu musunuz? Siyasetçi misiniz? Bakkal mısınız? Kamu görevlisi misiniz? Gazeteci mi… Ne olursanız olun. Sizi her zaman bağrına basacak bir muhafazakâr kesim vardır. Bu nimet için bir cemaate yaslanmanız, bir dergâhın kapısından girip bir mürşidi kâmilin elini eteğini öpmeniz size çok şey kazandıracaktır. Eşinizin, annenizin, kız kardeşinizin, babanızın ve sizin kendinizin dahi İslami yaşamınızın çok da önemi yoktur. Arada bir caminin birinde, bir Cuma namazı çıkışında kameralara görüntü verdiniz mi tamamdır.

Ne çok televizyon ve televizyoncular geçti İslami tünelden. Gazete ve gazeteciler… dergi ve dergiciler…

Ne çok “Müslüman” geçindi muhafazakâr kesimin sırtından.

Türkiye’de hazır pazara yeni bir yayın organı daha katıldı; Haftalık Özgün Duruş gazetesi. 18. sayısı ile okurlarıyla buluşan gazetenin pek çok farkının olduğunu söylenebilir ancak bence en önemli fark şudur: Haftalık Özgün Duruş gazetesi muhafazakâr Müslümanlardan çok siyasal İslamcılara hitap etmektedir. Gazete daha yeni, gazetenin özgün duruşunu hiç bozmamasını temenni ederken bu vesile ile kendilerine yayın hayatında başarılar dilerim.

Gazetenin son sayılarından fevkalade istifade ettik. Gündem, Demokratik açılım, Kürd meselesi, Müslümanların yaklaşımı konularında yapmış olduğu röportaj ve soruşturmalarla,  Mustafa İslamoğlu, Ahmet Kaya, Burhan Kavuncu, Hamza Türkmen gibi, değerli birçok aydının düşüncelerini bizlere aktarması güzel.  Müslümanların çözüme katkı sunması çözümün adresi ya da adresin bir parçası olması da böylece oluşturulacak bir güç birlikteliği ile mümkündür. Hali hazırda bir güç birlikteliğinden söz etmek de mümkün değil; ancak atılan adımlar bir birlikteliğin de habercisi sayılır.

Gazetenin 18. sayısında “Kürt sorunun asli muhatabı Müslümanlardır” başlığında yapılan soruşturmada sorular Hamza Türkmen Bey’e de gönderilmiş. Sayın Hamza Türkmen’in gazeteye göndermiş olduğu cevabi yazının tam metni yayınlan(a)madığı için, Hamza Bey yazının tam metnini Haksöz Haber’de yayınlama gereği görmüş.

Hamza Bey, gazetenin kendisine göndermiş olduğu soruları elbette arzu ettiği şekilde cevaplama hakkına sahiptir. Kaldı ki, Sayın Türkmen, İslami çerçevenin dışına çıkmadığı için yazısından dolayı kınanamaz. Suçlanamaz. Ve buna kimsenin söyleyebileceği bir şey olamaz. Ancak, mezkûr yazının altına Sayın İbrahim Sediyani Bey yorum düşmüş.  Sorular sormuş.  Hamza Beyin Türkiye’de tevhidi bilinçlenme sürecinde Müslümanların Kürd meselesine yaklaşımlarını irdelerken örnek verdiği dergilerin arasında neden Sebat ve Hira’yı da eklemediğini sorgulamış. Gerisini Sayın Sediyani’nin yorumundan bir pasaj alarak okuyalım.  “…Hamza abi, Türkiye’deki Tewhidî Müslümanlar’ın Kürt Sorunu’na yaklaşım tarzını, Türkiye’deki İslamî bilinçlenme sürecini ele almış ve bu somut paragrafları nominal cümlelerle oluşturarak bazı dergilerin ve aydınların / düşünürlerin isimlerini zikretmiş.

Kürt Sorunu üzerine kafa yoran ve bu konuya yoğunlaşan dergiler zikredilirken, Girişim, Tevhid, Dünya ve İslam, Yeryüzü, Haksöz diye sıralanmış ancak bu konuda ilk sırada zikredilmesi gereken Hira ve Sebat dergilerinin isimleri bile anılmamış. Kaldı ki biri Diyarbakır’da, biri de İstanbul’da yayınlanan bu iki dergi, Kürt Sorunu ile müsemma yayın organları idiler. Yazarları ve çalışanları Kürt Sorunu’nu sadece mürekkepleri ile değil, dökülen kanları ile de yazıyorlardı, anlatıyorlardı.

Biribirinden tamamen farklı zamanlarda ve farklı şehirlerde yayınlanan bu iki dergiden birinin adı zikredilmemiş olsaydı, bunu Hamza abinin unutkanlığına yorardık. Fakat ikisine karşı da “görmedim / duymadım / işitmedim” tavrı takınılıyorsa, bunun sebebi unutkanlık olamaz…”

Sayın Sediyani’nin bu ve sonraki yorumları iyi niyetli, saygı ve sevgi sınırlarını aşmayan, İslam’ın kardeşlik hukukunu gözeten, hakkın teslim edilmesi gerektiğini dile getiren yorumlardır. Ancak bütün iyi niyetine rağmen Sayın Sediyani yorumundan dolayı birilerinin hışmına uğramaktan kendini kurtaramamış. Sayın Sediyani duygusal olmakla, gereksiz yere gerilim yaratmayı amaçlamakla itham edilmiş.

İbrahim Sediyani Beyin yorumlarında art niyet olmadığı gibi duygusallıkla ya da başka bir amaçla gerilim yaratmaya çalıştığı fikri de doğru değildir.

İbrahim Sediyani beyden özür dileyerek yazıyorum. İbrahim Beyin haklı olsa da ‘neden bu dergileri anmadınız neden zikretmediniz?’ şeklinde soru sorması gereksizdir. Çünkü o yorumu Hamza Beyin yazısının altına İbrahim Bey değil de bir başkası yazmış olsaydı, büyük bir ihtimalle yorum yayınlanmayacaktı.  Daha önce Hamza Beyin bazı yazılarını eleştiren yorumların yayınlanmamış olması gibi.  Sanırım İbrahim Beyin orada yazıyor olması bir avantaj oldu. Bu bir.

İkincisi, Hamza Bey yazmış olduğu son kitabında da Kürd sorununu incelerken, irdelerken, çözüm önerilerini sıralarken bölgede hem devletin, hem ulusalcıların hem (Hamza Bey’in kendi tanımıyla.) “ İslami kesimlerle sorunlarını şiddet kullanarak çözmeye…” yönelen bir kesimin, haydutların, cellâtların, katillerin bütün imha politikalarına rağmen var olan ve var olmaya devam eden koca bir mektebi görmezden gelmiş.

İbrahim Kardeş, Hamza Bey koca bir kütüphaneyi görmezden geliyor. Sanırım iki dergiden söz etmemiş olması çok olmasa gerek.  O dergilerin birinde kendisi ile röportaj yapılmış olsa bile.

Amacım husumet yaratmak değildir. Bundan Allah’a sığınırım. Ancak Müslümanların en iyi yaptığı şey görmezden gelmek, bazen can acıtıyor.  

Dua ile...

Not: İbrahim Sediyani Bey'in yorumunu olduğu gibi hiçbir harfine dokunmadan verdim.


Bu yazı 1404 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
ebuzer_13 24 Ocak 2010 17:27:31
abi seni seviyoruz

sediyani abi helal olsun valla nereye el atsan orada hareket oluyor haksözde herkes seni okuyor fıtrat senden bahsetti yazı okunma rekoru kırdı bir kitap yazdın türkiyede herkes konuşuyor televizyonlar gazeteler vallah abi aklım almıyor sana abi sen nasıl bir insansın maşalah cemaline asaletine kurban senin abi gel memlekete yerleş be ne olur vallah aramızda olsan belki müslümanlar bira zkendine gelirler uykudan uyanırlar abi seni çok seviyoruz be abi çevremde herkes seni okuyor abi kiminle konuşsam senin yazılarından bahsediyor hayranların çok benden söylemesi gerçi sen bunu anlamışsındır abi yanlıs elini öpüyüm kimseyle tartışmaya girme kavga etme sana yakışmıyor onları boşver abi biz senin kıymetini biliyoruz


Fırat 22 Ocak 2010 14:18:05
kardeşiz

Allah için faydalı birşeyler yapmaya çalışan bütün müslüman camia ve şahıslar bizim için önemlidir. hepimiz insanız yani beşer olmamız hesabıyla noksanlarımız hatalarımız olabilir. müslümanlar sorunlarını aralarında konuşup çözerler, tabi kardeşlik hudutunu aşmadan. sediyani hira sebat veya haksöz tevhid yeryüzü hepsi bizim eserlerimizdir. kalem erbaplarımız ve üstadlarımız da öyle. haksöz ve yazarlarına kardeş nasihatim şu. fıtrattaki yazarları nasıl severek okuyor ve kardeşim biliyorsam haksöz özgünduruş timetürk vel velfecreki yazarları da aynı şekilde severek okuyorum ve kardeş gözüyle bakıyorum. içimizden kalemi çok iyi ve daha bilgili kültürlü olan varsa diğer yazarların rahatsız olması müslüman ahlakına yakışmaz. buna sevinmek lazımdır. kıskançlık yapıp dışlamak ve saldırmak güzel değil.


seyyaf kendal 22 Ocak 2010 13:10:23
korku

öncelikle hamza abi ve ibrahim abinin yazılarının devamını dilerim ALLAH yardımcıları olsun.
değinmek istediğim nokta umarım hamza abinin bunu unutması geçmişin korkusundan gelen bir anlayış olmaz.umarım benide duygusallıkla suçlamazlar...
'Şehadet kara zülme karşı kızıl bir itirazdır.'
(hira 1994) SELAMETLE...


İbrahim Sediyani 21 Ocak 2010 23:45:41
Zorunlu Bir Açıklama

“Ancak Müslümanların en iyi yaptığı şey görmezden gelmek, bazen can acıtıyor.”

Ne kadar güzel bir cümle bu, ne kadar anlamlı bir söz böyle! Bu söz aynı zamanda, benim Haksöz’deki 4 yıllık yaşamışlığımın tek cümleyle yapılmış özlü bir özeti.

Şeref Sidar ağabeyime – inşallâh bir gün yakından tanışmak da nasib olur; şimdilik sadece ismen tanışıyoruz – yazdığı ve benim için oldukça değerli olan bu hakkaniyetli yazısından dolayı teşekkür ediyorum, her şeyden önce.

Yukarıdaki makalenin konusuyla ilgili birkaç zarurî kelam etmek isterim. Çünkü kamuoyunda oluşan, en azından oluştuğunu hissettiğim bazı yanlış düşüncelerin önüne geçmezsem, bunun vebalinin olacağına inanıyorum. Allah için ve İslam için çaba ve gayret içinde bulunmalarıyla tanıdığımız ve bu halleriyle kardeşlerimiz olarak kabul ettiğimiz Haksöz camiasına karşı insanların zihinlerinde olumsuz düşüncelere sebebiyet verecek türden düşünceler oluşmaması ve bir de uğradığım mağduriyetin giderilmesi için, bu açıklamayı yapma gereği duydum.

Gerçi, bu durum “birilerinin samimiyetimiz hakkında spekülasyon yapması çok önemli değildir” şeklindeki bir mantığın ne kadar umurunda olur, o da ayrı bir husus; ancak ben daha vahiyle terbiye edilmeden önceki sıfatı bile “El Emin” olan bir Peygamber’in ümmetinden olduğum için, “birilerinin Haksöz’ün samimiyetinden emin olmasını” çok ama çok önemsiyorum. Kimsenin de Haksöz’ün samimiyetinden şüpheye düşmesini istemem. (En azından, olacaksa da, benim yüzümden olmasın; öyle diyeyim)

1 - Biz Haksöz’ü bir Qûr’ân mektebi olarak biliyoruz. Gayeleri Rızaullâh olan, emr-i bil mâruf ve nehy-i ânil münker çabası içinde bulunan insanların bir araya geldiği bir camiâ olarak tanıyoruz. Bunu böyle bildik ve bundan sonra da böyle bileceğiz. Son yaşanan olayları da, ancak bizim inandığımız bu gerçeğe bizim gibi inanan insanlarla tartışabiliriz. Buna inanmayan insanlarla tartışmayı götürmemiz mümkün değil. Bir sonuca varmamız da.

2 – Hamza abiye yazdığım yorumlarda hakaret veya saldırı gibi bir kastım hiç yoktu. Hatta bırakın saldırı ve hakareti, eleştiri bile yapmadım ben. Yazısındaki hissiyatı ve savunduğu şeyleri paylaştığımı bile söyleyip, üstüne bir de tebrik ettim. Hamza abinin bana yazdığı cevaplar da hakeza böyle bir şeydi. Her şey aslında gayet güzel ve okuyanlar açısından faydalı, istifade edici bir şekilde gidiyordu. Sadece Hamza abinin “birilerinin samimiyetimiz hakkında spekülasyon yapması çok önemli değildir” şeklindeki girişinin muhatabını aşağılayıcı ve küçümseyici bir refleks olduğunu düşünüyorum. Hamza abinin “birileri” dediği, sahibi olduğu yayın organının yazarı. Üstelik, son 4 yıllık süre baz alındığında, Haksöz için en fazla emek veren, en fazla çabalayan ve en çok yazan, hatta diğer kalem sahiplerinin nerdeyse tamamının yazdıklarına eşit miktarda yazan bir kişi (buna dergi yazarları dahil). Ancak bu tavrın, Hamza abinin şahsi bakış açısını değil, Haksöz’ün camia olarak resmî bakış açısını yansıttığını düşünüyorum. Onlar için her zaman “birisi” olmaktan öteye gitmedim. Kendilerinden görmedikleri herkes onlar için sadece “birileri”dir. Bunu nasihatlerle, uyarılarla veya “aşırı duygusal” çıkışlarla değiştirmemiz de mümkün değil. Yanlış bir tavrı değiştirmek için, önce muhataplarınızın da hatalı olabileceklerini kabullenmeleri gerekiyor.

3 – Güzel bir tartışmayı çirkin hale sokanların kimler olduğunu anlamak zor değil. Yazı ve altındaki yorumlar sitede duruyor. Hepsi aşağıdan yukarıya okunduğunda rahatlıkla görülecektir. Bunu yapan ne benim ne de Hamza abi. Bunu yapanlar, Haksöz kimliğini İslam kimliğinden daha çok önemseyenlerdir. Meseleyi şahsileştirenler de onlardır. Ve amaçları Hamza abiyi ve herhangi bir konu ya da fikri savunmak da değil, sadece bana saldırmaktır. Kendisine karşı söylenenlere bölüm bölüm cevaplar veren Hamza abinin (ve sitenin diğer yöneticilerinin), bana yapılan saldırılara hiçbir cevap vermemeleri de beni üzmüştür. Ancak kendilerinden saydıkları diğer yazarlarına yapılan en ufak bir eleştiriye yazardan önce davranıp cevap veren editör ve yöneticilerin bana yapılan saldırılardan biraz rahatsızlık duymalarını beklerdim. Bundan rahatsız olunmadığı gibi, Çawşin rumuzuyla yazan bir kardeşimin benim için kullandığım bir “değer” sözcüğünden bu kadar rahatsız olunması, bana çok çirkin görünmüştür. O yazı benim olsaydı, yorumu Hamza abi yapmış olsaydı ve benim yüzümden bu hakaretleri görseydi, oturup seyretmezdim; Hamza abiyi savunacak bir şeyler yazardım. Aynı şeyi on(lar)dan da beklerdim doğrusu.

4 – Bu açıklamayı Hamza abinin yazısının altında da yapabilirdim. Fakat orda kimsenin anlamak isteyeceğini sanmıyorum. Adaletin önündeki en büyük engel, fanatizmdir. “Eğer bizdense haklıdır, savunmalıyım; bizden değilse vur abalıya” mantığı bizi hiçbir yere götürmez. Adalet konusunda Haksöz camiasına karşı olan inancımı özellikle son olaydan sonra tamamen yitirdiğim için ve bu yazıyı da bir fırsat olarak gördüğümden, açıklamayı burada yaptım.

Bakın tekrar söylüyorum: Kimseye hakaret etmedim. Etmedim, etmedim, etmedim. Hamza abi gibi sevdiğim ve saydığım bir büyüğüme değil hakaret etmek, o bana hakaret etse bile cevap vermem. Sonuçta büyüğümdür.

İslam İnqılabı’nın aziz rehberlerine karşı yapılan en ağır ve iğrenç hakaretleri, aklı ve izan sınırlarını zorlayan yorumları bile anlayış ve hoşgörüyle karşılayan ve buna “fikir hürriyeti” gözüyle bakan bir camianın, abilerine soru sorulmasına bile tahammül etmemesi çok üzücü bir durum gerçekten.

Demek abilerimiz İslam İnqılabı rehberinden çok daha muteber ve yüksek bir makama sahipmiş.


Brina Farqin 19 Ocak 2010 21:26:14
Sediyani havalê wan nine

Yorumunuz sehven yayınlanmış olup, eleştiri sınırlarını aşması nedeniyle kaldırılmıştır. (Editör)


FİKRİ AMEDİ 19 Ocak 2010 13:47:14
Betali Gazınan Nekın

Tek sermayesi Filistin olan ve yıllarca bölge müslümanlarını oyalayıp hedefi sadece dışarda göstererek yerli celatları bize unuturmaya çalışanlardan, sağlıklı bir kürt sorununa çözüm beklemek fazlasıyla iyi niyetli olmayı gerektirmektedir. kürt sorunu her gündeme geldiğinde sorunu sulandırarak ve kürtleri zaza kurmanc gibi unsurlara bölüp 1000yıldır ortadoğu halklarına kan kusturan Oğuzları ve diğer halkları gündeme getirmesi ilginç değilmidir.


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (19 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2390093
     

     
    17
     

      07 Eylül 2010 Salı