Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
21 Ağustos 2009
     KÜRT AÇILIMI (14 YORUM)

Kökleri derinlere uzanan bir mesele: “Kürt Sorunu /Kürdistan Sorunu”… Binlerce insanın yaşamını yitirmesine, büyük göçlere, hızlı kentleşmeye, sosyal çalkantılara, psikolojik buhranlara, bireysel ve kitlesel trajedilere yol açan “savaştan” geriye, yaralarını sarmaya çalışan acılı bir coğrafya kaldı…

Asimilasyondan, yok saymaya; inkârdan ikrâra doğru seyreden süreçte en son olarak “Kürt Açılımı” aşamasına gelindi.

Mevcut aşama ve bu aşamanın muhtemel sonuçlarıyla ilgili neler söylenebilir?

“Kürt açılımıyla” ilgili yaklaşım ve değerlendirmeleriniz nelerdir?

 

 




Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
FARUK49 24 Aralık 2009 22:37:38
DEVLET

Kürt sorunu; ulus-devlet dayatmalarının tek tip insan yetiştirme politikalarının ürünüdür. Bu sorun Kürdistan’ın dört parçasında farklı yoğunluklarda varlığını korumaktadır.

Kürtler I. Dünya savaşından sonra her ırka bir devlet projesini, dinlerinin ve kardeşliğin bir gereği olarak ret ettiler ve cezalandırıldılar. Beraber yaşadıkları halklar adına haklarından feragat ettiler. Fakat ne yazık ki kurulan ulus-devletler Kürtlerin bu fedakârlığına inkâr, asimilasyon, sürgün ve katliamlarla cevap verdiler.

Tarih boyunca en köklü devletlerin ve medeniyetlerin kurucusu ve halkı olan Kürtler, artık ne bir tarihe, ne bir geçmişe, ne bir dile, ne bir kültüre ne...ne... kabul edilebilen hiçbir şeye sahip değiller. Onların var olan değerleri ya asimile ve inkâr yolu ile yok edildi veya başkaları tarafından sahiplenildi.

Ve sonuç olarak Kürtler en sıradan insani haklarını bile kullanamaz ve hatta isteyemez duruma getirildi. Türkiye’de şuan yapılan açılımla da sanki verilecek haklar bağışlanıyor, minnetle yapılıyor. Kerkük’teki kaç bin Türkü Kürdistan yönetimine teslim edemeyen Türk devleti 20 milyon Kürtün temsiliyetini istiyor. Türkler ve Kürtlerin devleti olması gereken Türkiye, Kerkükteki Türkler için taşıdığı endişeleri hiçbir Kürt için-türkiyedekiler dahil- taşımıyor. Aynı şeyler Irak, İran ve Suriye için de geçerli.

İşte Kürtlerin sorunu ve istemleri bu. Bağımsız bir devlet. Onların tüm aidiyetlerini koruyacak, kollayacak, uluslar arası arenada onları temsil edecek, diğer ülkelere karşı haklarını savunacak bir devlet. Bu devlet Kürdistan’ın dört parçasını kapsayabileceği gibi, bir parçasında bağımsız bir devlet ve diğer parçaların özerklik veya konfederasyonu şeklinde de olabilir. Amma illaki bir bağımsız devletleri olmalı Kürtlerin. Çünkü bu günün şartlarında-ulus/devlet yapıları cağrafyamıza hakimken- başka bir yol Kürtlerin dertlerine derman olmayacağı gibi diğer devletleri de huzura erdirmez.

BM, NATO, İKÖ vb kurluşlarda nüfusu binlerle ifade edilen devletler 40-50 milyonluk bir halkın kaderini tayin etme küstahlığını göstermektedir. Bu nasıl adalet. Kürtlerin bu kuruluşlarda neden temsilcileri olmasın, Kürtlerin tarihi mirası, kültürü ve zenginlikleri neden başkalrı tarafından pazarlansın? Kürtler neden illa bir Türk, Arap veya Farslı tarafından yönetilsin, yargılansın, cezalandırılsın. Neden Türk bayarağının altında, İran askerinin emrinde, Suriye toprağının içinde, Irak marşının dinletisinde yaşasın.

EVET! Bizim İslam diye bir dinimiz var. Bize kardeşliği, ümmetçiliği emrediyor, ırkçılığın her türlüsünü ayaklar altına alıyor. Birleşmeyi, beraber hareketi, bir bedenin uzuvları olmayı emrediyor. Fakat bunu sadece Kürtlerden istemiyor. Diğer kardeşlerimiz bu emirleri unutmuş ve herbiri-İstisnaları tenzih ederim- ulus-devletinin keyfini yaşarken, Kürt halkına yapılan bunca zulmü görmezken, devletlerinin islam düşmanlığını düşünmezken ne yapsın Kürtler. Kürtler dinin emirleri doğrultusunda tavırlarına karşı, devletlerin baskısından ve müslümaların onları unutmasından başka ne gördüler.

Dört ülkenin vatandaşı Müslümanlar! Eğer gerçekten Vahdeti istiyorsanız, yıkın ulus-devletlerinizi ama eğer bunu yapamayacaksanız Kürtleri anlayın ve "Kendinize istediğinizi müslüman kardeşinize de isteyin" emri gereği Kürtlerin hakları konusunda onlara yardımcı olun.

Selam ve Dua ile...


ali k 14 Aralık 2009 14:38:18
insanbilim

Türk ve Kürt sorunu yoktur insan olma sorunu vardır Ademi merkeziyet öz yönetim ve insan ırkının birligi noktasından hareket ederek sivil bir uslup benimsenmelidir. kürtün sorunu benim sorunum türkün sorunu kürdün sorunu olmalı bu baglamı tüm insanlık ailesi için geliştirmeliyiz. sınırlar içinde insani sınırsızlığı aramalıyız türkü-kürdü-arabı-acemi-aşağı kültür düzeyinde gören batılı yapılanmayı aşacak bir kültür inşasına girişmeliyiz sorunu kültür sömürgeciliği olarak görmek gerekir biz hep berebar ülkeyi ve tüm insanlığı hedefleyen köktenci kültürel bir toplum oluşturabiliriz ayırtetmeksizin tüm merdane toplum kesimleriyle...


@dunyali 06 Aralık 2009 14:41:58
ATATÜRK KÜRT OLSAYDI

Mustafa Kemal, Selanikte değil de Musulda doğmuş bir Osmanlı paşası olsaydı, Kurtuluş Savaşını Türklerle ve Kürtlerle birlikte gerçekleştirdikten sonra kurulmasına önayak olduğu cumhuriyetin adını Kürdiye Cumhuriyeti koysaydı, kendisi de Meclis kararıyla Atakürt adını alsaydı...

Kürdiye Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarına Kürt deneceği için hepimiz Kürt sayılsaydık, Taksime, Kadıköye, Kızılay Meydanına, Kordona Ne mutlu Kürdüm diyene pankartları asılsaydı...

Kürdiyede Türk olmadığı, herkesin aslında Kürt olduğu söylenseydi, kendilerini Türk sananların aslında deniz Kürdü oldukları iddia edilseydi...

Kürtlerin yedi bin yıllık bir tarihi bulunduğunu, Anadolunun esas sahiplerinin Kürtler olduğunu, Moğolların, Hunların, Etrüsklerin aslında Kürtlerin atası sayıldığını, Osmanlıdaki Kürt paşalarının kahramanlıklarını derslerde okusaydık.

Teoman, Cengiz, Atilla, Osman gibi isimler almamız yasaklansaydı, Berfin, Beruj, Tiruj, Nevruz gibi isimler almak zorunda kalsaydık...

Türkçe televizyon kurulması yasak edilseydi, bütün televizyon yayınları Kürtçe yapılsaydı...

Romanlarımızı, hikayelerimizi, şiirlerimizi Kürtçe yazmak zorunda kalsaydık, yalnızca Kürt şarkıları dinleseydik, gazetelerimizi Kürtçe çıkarsaydık...

Okullarımızda yalnız Kürtçe okutulsaydı ve Türkçe okutulması yasaklansaydı...

Biz Türküz, bizim bir tarihimiz, bir dilimiz var dediğimizde sorgusuz sualsiz hapislere atılsaydık.

İstanbulda, Ankarada, İzmirde, Bursada, Edirnede polis sürekli olarak bizi izleseydi, özel timler bizim Kürdiye Cumhuriyetini parçalamak isteyen ayrılıkçılar olmamızdan kuşkulanıp hepimize sürekli suçlu muamelesi yapsaydı, sırf Türk olduğumuz için hakaretlere uğrasaydık.

12 Eylül darbesinden sonra bütün batı bölgesindekiler hapishanelere doldurulsa, inanılmaz işkencelerden geçirilse, boğazlarına kadar çamurların içine battıkları hücrelere konsa, tazyikli sularla iç organları perişan edilse, azgın köpeklerle bacakları parçalansaydı...

Evlerimiz basılsa, ayrılıkçı Türk teröristlere yardım ettiğimiz iddialarıyla apartmanlarımız yakılsa, biz evimizden bir eşya bile alamadan çıkarılıp, Diyarbakıra, Hakkariye sürgüne gönderilerek, çadırlarda yaşamak zorunda bırakılsaydık...

Biz Türkler buna razı olur muyduk, işte hepiniz Kürdiye Cumhuriyetinin vatandaşı olarak birer Kürtsünüz, ayrıca Türklük diye niye tutturuyorsunuz, isterseniz başbakan bile olabilirsiniz sözlerini bir hakkaniyet işareti olarak kabul eder miydik?

Yoksa, Türk kimliğimizin, dilimizin, kültürümüzün, bu ülkenin eşit vatandaşları olarak kabul edilmesinde ısrarcı mı olurduk?

Bu ülkenin Türk ve Kürt vatandaşları var ve tarih Türk çizgisinden yürümüş, bugün bizim Türk olarak kabul edemeyeceklerimizi Kürtlerin kabul etmesini istemişiz, bu yersiz istek sonunda patlamış, ülke önce teröre arkasından bir iç savaşa yuvarlanmış.

Türkiyenin bu kanlı karmaşadan demokrasiyle ve Kürt vatandaşların kimliklerinin kabulüyle kurtulacağına inanan insanlar, bu düşüncelerini dile getirdiklerinde, bizim yöneticilerle taraftarları hep aynı soruyu soruyor:

- Nedir demokratik çözüm, nedir Kürt kimliği?

Biz Türkler, bir Kürdiye Cumhuriyetinde yaşasaydık ne isteyeceksek, bu isteklerin bugün Kürtler tarafından dile getirilmesini kabul etmektir demokrasi.

Kendimiz için isteyeceğimizi, bizimle eşit oldugunu kabul ettiğimiz insanlara vermemek için bu kadar kan dökmeye, ülkeyi bir çıkmaza sürüklemeye değer mi?

Değmez diyenler demokrasi istiyor işte.

Demokrasiyi getirmek çok mu zor zanaat?



AHMET ALTAN

1995


Ahmet YILMAZ 24 Kasım 2009 20:23:03
Lütfen Anlamama Yardımcı Olun

Sevgili dostlar aşağıda sitemizde de haber yapılan Murat KARAYILANa ait alıntı bir düşünce var Genelde DTP ve PKK yetkililerinin kullandığı tek arguman bu Ve ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum Bu bu bu olmaz diyorlar Bunlar zaten var Bunlar yeterli değil diyorlar ve lafı Kürtler de var onlarda kimlik sahibidir desin ve kabul etsinler diyorrn Bu kimlik işi nasıl oluyor Beni aydınlatacak arkadaşlara şimdiden teşekkür ederimrnrnKürt meselesi çok köklü bir sorun Basit açılımlarla sorunu çözmek mümkün değil Ağır bir akciğer hastası aspirinle tedavi edilmez Kürt sorunu bazı yerleşim birimlerinın isimlerinde eskiye dönüş ya da Kürtçe TV kurulmasıyla çözülmez Kürtlerin zaten bugün bile 15ten fazla kanalı var Bir üniversitede Kürdoloji Enstitüsü açılması Ne var bunda? Yurt dışında Kürtlerin açmış olduğu enstitüler de mevcut Kürt dilinin seçmeli dil olarak okutulması da çare değilrnrn Burada bir topluluk var Bunların kimliğinin kabulü önemli 85 yıllık süre içinde büyük trajedilerin yaşandığı bir sorundan bahsediyoruzrnrnTürkiye Cumhuriyeti Hükümeti düzeltiyor Devleti geçmişten bu yana Kürt halkı gerçekliğini kimliğini göz ardı etti Bu hataydı Biz şimdi bu yanlışı düzeltiyoruz Kürtler de var kimlik sahibidir Bunların her türlü haklarını ve kimliklerini tanıyoruz Birlikte kardeşçe yaşıyoruz Bin yıllık tarihimiz var Birleşerek yaşamayı ön gören yeni projeyi gündemleştiriyoruz demeliydirn


Adalet aşığı 15 Kasım 2009 15:25:33
Allah allah!

bir zamanlar hemen herkesin ahkam kestiği ister kürt ister türk hemen herkesimin kendi safsatalarını Kürtlere çözüm olarak dayatmak isterken nasıl oldu neden oldu (orası bizde saklı kalsın çünkü kürtler kendi tarihlerini dahi hala türklerden türkçe okuyor ve tabiidirki türkçe düşünecek!) bilinmez bir açılım başladı başlatıldı! İşte tamda burada kendilerini yeryüzünde Allahın halifesi sanan müslümanların dili tutuldu kulakları duymaz kalemleri yazmaz oldu! İllede devlet destekli türk islamcıların çözüm önerilerinimi bekliyorsunuz kendi sunumlarınıza ne oldu kim butona bastıda adeta ant içilmişcesine bu konuda bir tek satır düşülmüyor?


mehmet salih 18 Ekim 2009 17:35:10
dostlara

Yaşadığımız coğrafyanın en önemli ve acil çözüm bekleyen sorunu hiç kuşkusuz Kürt sorunudur. Kürt halkının son yüz yılına mal olan inkâr ve asimilasyon Politikalarının işe yaramadığını nihayet gören devletlûlar uluslararası konjonktürün de yardımıyla büyük devlet olma girişiminin ilk adımlarından birisi olarak Kürt sorununu hallederek iç barışını sağlamak istiyor. Sebep ne olursa olsun sorunun çözümü için atılan her adım gibi bu adım da takdire şayandır. Türkiye’deki herkesin –özellikler Müslümanların- çözüme katkı sunmaya çalışması lazım. Müslümanların PKK-DTP çizgisini veya sitemin tüm önerilerini koşulsuz kabul etmesi doğru olmaz. Müslümanlar kendi özgün duruşları ile çözüme katkı sunabilirler. Artık Türküyle Kürdüyle Müslümanlar halkın yanında olduğunu göstermeli ve buna uygun davranışlar sergilemelidir. Ne pahasına olursa olsun birlik-beraberlik veya Osmanlıcılık ideolojisine Müslümanların tenezzül etmemesi gerekir. Bunlar miadını doldurmuş demode olmuş yaklaşımlardır. İslam’ın sürekli kendini yenileyen insanı tortularından arındıran devrimci ruhunu yakalamalıyız. Her şeye rağmen Müslümanlar bu ülkenin en güvenilir kesimidir. Öyle ise bu güveni boşa çıkarmaya hakkımız yoktur....


mehmet salih 09 Ekim 2009 14:42:49
dostlara

Öncelikle şöyle bir yüksek sesle düşünerek kendimi eleştirmek istiyorum. Kendi kendime diyorum ki yahu sen değil misin insanların duyarsızlığından-tembelliğinden şikâyetçi olan? Hal böyleyken sen ne diye bu kadar duyarsız ve tembel davranıyorsun. Hem sistemi -hem de sözde onlara muhalif çıkan tarafların ikisini de- beğenmeyen sen ne diye susuyorsun.
Kaldı ki onların her ikisine karşı alternatif düşüncelerinde var. Öyle ise seni konuşmaktan alıkoyan nedir? Fıtrat Com’u bir tartışma platformuna çevirip dostlarınla-yoldaşlarınla tartışsana diyorum ve-arkadaşlarımın da bana katılacağını umarak-onları davet ederek- forumun konusuyla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum….


ibrahim PUTKIRAN 17 Eylül 2009 17:49:54
Kürt Sorununda Sarı Açılım

Bu günlerde Kürt Açılımı başlığıyla kamuoyu yeni bir ivme kazandığı Kürt Sorununa doğru atılan en ciddi ve en gerçekçi adım olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
Bu açılım her ne kadar Kürtler için daha çok önemli olduğu görünse de Türk kökenli insanlar içinde vicdan muhasebeleri açısında bir o kadar önemlidir.
Yıllar yılı dile getirmekten çekinilen bir kangren durumuna dönüşen, perde aralandığında ihanetler, psikolojik buhranlar dramatik olaylar ve bin bir çeşit işkenceler görüldüğünde perdenin tekrar kapandığı bu sorun neyin nesidir.
Bu Kürtler ne istiyorlar.
Diyorlar ki
-Benim yaşadığım coğrafyada kan dökülmesin. Operasyonlar bitsin, her kilometre başı kimliğimi sormasınlar,
-Benimde yaşama hakkım olduğuna inansınlar
-Yaratılışta eşit olduğuma inansınlar.
-Koyunlarımı güttüğüm dağlarıma, ‘hey adam sen kendi varlığın için değil, başkalarının varlığı için mutlu ol’ yazılarını yazıp psikolojik baskı yapmasınlar.
-‘Kendi ana dilinle konuşma, benim ana dilimle konuş’ demesinler.
-Elime Kürtçe yazan kalemimi versinler.
-Dil ve kültürel haklarımı anayasal güvencesi altına alsınlar.
-Doğuştan sahip olduğum haklarımı ellerimden almasınlar.
-Benim coğrafyamda eli silahlı adamlar korku salmasınlar.
-Hiç kimse ama hiç kimse üzerimde politika yapıp beni çekiştirmesinler.
-Beni aç bırakıp kardeşime silah çekmemi istemesinler.
-Perde arkasında beni çekiştirip arkamda koyumu kazmasınlar.
-Beni çok hırpaladılar yakamı bıraksınlar.
-‘En iyi Kürt ölü Kürttür’ deyip; Bir o taraftan, bir bu taraftan, bir şu taraftan öldürmesinler.
-Asit koyularına atıldım, işkencelere maruz kaldım ve belirsiz bir faili meçhule gittim. Vicdanlar sızlansın.
-Toplum ve toplumlar üzerinde müessir olan, te’sir sahibi olan insanlar vardır. Din Ulemaları, vicdan sahipleri, aydınlar, yazarlar, fikir adamları ve önemli şahsiyetler birer birey olarak insan olduğumu ve yaşama hakkımın var olduğunu dile getirsinler ve çözüme yeşil ışık yakamıyorlar ise de hiç olmazsa sarı ışık yaksınlar.
-Geleceğim için yüreğime diktiğim fidanlarımı, eli kanlı insanlarca meçhule çalmasınlar.
-İslam köyündeki ağıtları bir daha yaktırmasınlar.
-29 kere isyana sürüklendim, sesimi duysunlar.
-Akil insanlar bu feryadıma kulak versinler.

Kürtlerin bu dilekleri neden göz ardı ediliyor.
Görüyorsunuz ki Kürtler yaşamak istiyorlar.
Onlara bu yaşam hakkını tanımak neden bu kadar problem gibi görülüyor.
Bunca ölümler, işkenceler, asit koyuları, faili meçhuller yetmedi mi?
Dillerini ellerinden alıp cehalet pençesine sürüklenen bu vahşet yetmedi mi?


makul 06 Eylül 2009 23:10:39
Mahmut Celal Özmene

Hocam konuyu ve meramınızı biraz açabilirseniz iyi olur, tam anlaşılmıyor. Ne demek istediğinizi biraz açarsanız iyi olur.


Mahmut Celal Özmen 05 Eylül 2009 05:31:55
SAKINAN GÖZE KÜRT BATAR...

SAHİBİNİ TERK EDEN AKLIN NOT DEFTERİ: "Şu sıralar güncel olan olaylardan akla zarar bir halde, ManKURTlaşmaktan korkup, sakınan İSLAMCI kimlikli yazarların ManKÜRTleşme durumuna düşmüş olmaları." (Mahmut Celal Özmen).


mamedij 04 Eylül 2009 12:31:02
Kürt Açılımı

“SAİD-İ NURSÎ, KÜRTÇÜ MÜYDÜ?” YAZISI ÜZERİNE...
Abdullah CAN

Kur’an-ı Kerim’de, “Cahillerden yüz çevirin!” diye bir ayet var. Cenab-ı Peygamber(asm), “Ne zaman ki işler naehillerin eline geçse, kıyameti intizar ediniz.”mealinde bir hadisleri var. Atasözünün birinde, “Yarım doktor candan, yarım hoca da imandan eder” sözü meşhurdur. Bediüzzaman’ın sık sık kullandığı “Ulema-yı Sû” diye bir tanımlaması var...Bunların çoğunu, bilmeyenimiz yok gibi. Amacım, sadece hatırlatmadır; ders vermek değildir. Peki bir yazı amaçsız olabilir mi? Olabilir olması da ihtimalden. Ancak ben, amaçsız yazmaktan Allah’a sığınırım. Nedir amacım?

Efendim, Haber7’de Mehmet Ali Bulut beyin kaleme aldığı bir yazısı yayınlandı. Okudum; düşündüm ve doğrusu irkildim. Mehmet Ali Bey’in, aklı başında olarak bu yazıyı yayınlattığına kani değilim; olmak ta istemem. Umarım mevcut siyasi tartışma ve polemiklerin curcunasından bizar getirmiş; asabileşmiş ve “Allah kahretsin! Rahat bıramıyorlar yahû!” deyip, o hissiyatla kendisi de gözükara bir şekilde mevcut kargaşanın içine atılıvermiştir. Atılmışken, gözüne kestirdiklerine, ya da kendisince “şamaroğlanı” olarak bellediklerine batırmış sivri kalemini. Batırmak yetmez, delikdeşik etmiş.

Mehmet Ali Bulut, Abdülkadir Badıllı beyin “risalehaber”deki bir yazısını bahane ederek, hiçbir müslümanın ağzına yakışmayan ifadelerle, bu rahmet ayında mü’minlerin tevbe ve mağfirete sarıldığı bir mevkide, o kalkmış lanetlik fikirleri gündeme getirterek, bu arada Bediüzzaman Hazretlerini de alet ederek sonu belirsiz bir gayyanın içine dalmış. Bu zat, literatürümüze “kürtçü nurcular” diye yeni bir kavramla arz-ı endam ederek, kendisi gibi düşünmeyenleri toptan dışlayıcı bir yaklaşımla –adetâ- İslam’ın dışına savurvermiştir. El insaf be! Bu yaşınıza kadar güya ayet, hadis, fıkıh, ve tefsir –hassaten Risale-i Nur- okumuş olan siz, nasıl bu kadar acımasızca din kardeşinize saldırabiliyorsunuz? Ahirete inanmıyor musunuz?

Bir sefer, Abdülkadir Badıllı hakkında kullandığınız şu ifadeleri “Badıllı Abi, üstada ilk götürüldüğünde bugünkü Kürt milliyetçilerinin serdettiği anlamda bir takım sözler sarf edince Üstad onu Zübeyir abiye teslim edip, “Bunun kafasını düzeltin öyle getirin” dediği bilinmektedir.” ki, ciddi ispata muhtaçtır, nasıl oluyor da bu kadar pervasızca dile getirip, hayatını Nurlara adamış bir şahsiyet hakkında sû-i zana kapı aralıyorsunuz. Delilin ne? Hangi kaynaktan bu yakıştırmada bulunuyorsun? Şayet, zan ve bir dedikodu üzerine bu iftirayı yapıyorsanız, Allah’a, Resulüne, Üstad’ın şahsiyetine ve onun talebelerine nasıl cevap vereceksin? Soruyorum, bu hakaretamiz ve haysiyetşiken iftiranın menbâı hangi yazılı veya sözlü kaynaktır? Çarçabuk ispatlamak zorundasın! Yoksa, Nur camiasının nezdinde ve bütün hakperest müslümanların nmeyanında müfsidlikle anılacasın. Sadece anılmak değil, teşhir edilecekin!

Badıllı abinin “eyalet sistemi”yle ilgili düşüncesi yeni süreçle beraber değil, ta eskiden beri var olan bir kanaat-ı şahsiyesi olduğu bilinen bir gerçektir. Destekler ya da desteklemeybilrsin, ama kalkıp bu kanaatine binaen, onu “kavmiyetçi insanların ekmeğine yağ sürme”, “ırkçıların söylemiyle örtüşüyor” ve “ayrılıkçıların tezine yakın durma” gibi tavsiflere hedef etmeniz, hangi Kur’anî ve Nebevî düsturlara sığar. Eyalet sistemi ki –Üstad’dan da delil getirtilmiş- doğru mu, yanlış mı, öyle çalakalem ve çalçene yaklaşımlarla değil, konua vakıf insanlarla, geçmişteki ve halihazır dünyadaki numunelerini serdetmekle tebarüz eder. Bu konu, böyle bağnazlıkla ve şahsi temayüllerle anlaşılacak değildir. İşin uzmanlarıyla ve uzun süreli müzakerelerle –artısı, eksisi tartışılarak- anlaşılabilir. Hem sonra “Mehdi-i Ahirzaman” olarak tesmiye ettiğiniz Üstad bunu dile getiriyorsa, senin “amenna ve sadakna” demen lazım gelmez mi? Değilse, asıl “kafasının düzeltilmesi” gereken Badıllı abi mi, yoksa sizi misiniz? Soruyorum.

Bir diğer husus, “Şeyho” diye tahkir ettiğiniz Sıddık Şeyhanzade hakkında sarfettiğiniz “Şeyxo efendi gibi kavmiyetçi insanlar” ya da “Kürtçülüklerine nurculuk elbisesi giydiren bu kesimler” gibi yakıştırmalarınız, bir kafatasçınınkiyle aynı mealde sözler değil midir? Sıddık Şeyhanzade’yi şahsen tanırım; bir güne bir gün Türklere ne bir hakaret –ki yanında çok sayıda Türk genci de var- ya da “Kürtleri yüceltip Türkleri(haşa) aşağılama”, ya da “Türklerden ayrı müstakil bir devlet kuracağız”, ya da “Üstad’ın davası sadece Kürtlerin kurtuluşudur” vb. ırkçılığı ve tefrikayı ima eden tek bir sözüne rastlamış değilim. Varsa, -ki bir çok yazıları ortada- gösteriniz. Yoksa, onun hakkında da müfteri olursunuz. En az 5 yıllık dostluğumuz içinde, hep şunu demiştir: “Bediüzzaman ümmetçidir, kavmiyetçi değildir”. “Her türlü kavmiyetçilik mel’undur”. “Kürtler ümmet-i İslamiyenin yetimleridir, ama ayrılmaz birer parçasıdır”. “Her kavim gibi, Kürtlerin de kimliklerine sahiplenmesi ve geliştirmesi onların tabiî ve haklarıdır.” “İnşaallah, cemahir-i üttefika-i İslamiyenin kuruluşunda Kürtler en aktif rolü oynayacaklardır” vb. Onun temel felsefesi –ki Risale-i Nur’dur- bu merkezde iken, siz hangi hakka binaen bu iftirayı yapıyorsunuz. Tevbe etmenizi, aksi takdirde gadab-ı İlahiyeye musib olacağınız endişesindeyim.

Siz kalkmış, Üstad’ın kendi elleriyle düzelttiği Nur nüshalarının dahi bu zatlar tarafından beğenilmeyip değiştirildiğinden bahsediyorsunuz. Şimdi sadece Tenvir değil, Zehra Neşriyat dahi bütün Külliyatı tekrar derdest ederek, orijinal ve Üstad tarafından tashih edilmiş nüshalarını bularak mevcut baskılarla karşılaştırarak yeni baştan neşeretmişlerdir. Böyle bir çalışma, asla irca, ya da asliyete sadakat ve koruma adına Üstad’ın ruhunu şad eden bir çalışma iken, neden böyle bir zan-ı fasideye başvuruyorsunuz, anlamıyorum. Allah adına yemin ediyorum; bizzat kendim 10 yakın Nur eserini Eskişehir’deki bir yaşlı amcadan temin etmiştim ki, tamamı el yazma ve Üstadın kırmızı kalemiyle tashih edilmiş haldeydiler. 1983’te elde ettiğim bu eserleri, bizzat kendim alıp Allah rızası için Tenvir yayınlarına teslim ettim. Hatta, Osmanlıcaya vukufiyetimden dolayı 2 yıl kadar bizzat bu tashih çalışmalarına katıldım.

12 Eylül cuntası ülkenin ciğerlerine musallat olduğu hengamede, günün birinde Nebi Camisinin imamı Ali Akgündüz, bana birkaç sayfadan mürekkeb bir fotokopi vermişti. –ki halen yanımda mahfuzdur-. Ben o sıralar Yeni Asya camiasındaydım ve üniversite okuyordum. Bu fotokopileri alıp okudum. İki nüshaydı. Birinde Üstad’ın Talebeleri adıyla Kenan Evrenin askeri ihtilalini öven ve orduyu –Üstad’ın adını kullanarak- arş-ı azama i’zam eden bir yazı; diğeri ise Asar-ı Bediiye’de yapılan tasarruflara dair bir güya düzeltme cetveli. Dikkat ettim, güya düzeltilmesi gereken ifadeler...Tamamen “Kürt” ve “Kürdistan” kelimeleri etrafında. “Kürt” için “şarklı” ya da “bedevi”, “Kürdistan”için ise “şark” ya da “vilayat-ı şarkıye” ifadeleri tansib edilmişti. Yine altında “Üstadın Talabeleri” ifadesi. Bir anda donakaldım. “Mehdi, “üctehid, Müceddid dedikleri bir Üstad’ın kitaplarına –ki ilham mahsulüdür deniliyor- nasıl ve hangi cüretle tahrif ediyorlar?” diye, hamiyet-i Nuriyem galeyana geldi. Ondan sonra, benim için yeni bir arayış ve yeni bir değerlendirme süreci başladı.

Bir gün dersde Eşref Edib’in Tarihçe-i Hayatta geçen “Tahliller”i okunuyordu. Evet, aynen o dersti ve dershanenin birinde...Üstadın “Yirmibeş milyon Türk Cemiyeti(!)nin namına bir Said değil bin Said feda olsun” mealindeki ifadeye gelince, şaşırıp kaldım. Üstad ki bütün gayesi ümmetin tamamının imanının kurtulmasıydı. Öyleyse, “bu hizmet sadece bir etnisiteye mal edilmemei!” düşüncesiyle, araştırmaya başladım. Arşivleri taradım, nihayet Sebilürreşad’ın “Tahliller”i muhtevi nüshasına kavuştum(Cilt V, Sayı 110, Sayfa 300,301,302,303) Baktım ki aynı yazı orada aynen şöyle geçiyor: “Cemiyetin, yalnız yirmi milyon Türk cemiyetinin değil, yüzlerce milyon İslâm cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun!”. Hakikat-ı hal böylece tbarüz edince, “eyvah!” dedim, “Üstadın eserlerinde tahrifat yapılmış” diye dehşete kapıldım. Bu bir misal, sonraki aşamalarda yüzlerce, evet yülerce tahrifat örneğine rastladım; ispatına da hazırım. İnatlaşmaya gerek yok; Peygamberin hadislerine, müslümanların itikadına bir yığın hurafeler ve uydurmalar sokulmuşken, Nurlar’ı –haşa Kur’an gibi- mutlak masun kalmıştır zehabına, hatta saplantısına düşeye hacet yoktur. Osmanlıcayı bilen, bir karşılaştırma yaparsa, bunu rahatlıkla görebilir. Şunu da arzedeyim, İstanbul, Ankara, Erzurum ve daha başka illerin kütüphanelerinden fotokopi yoluyla Üstad’ın tüm eserlerine kavuşmuş durumdayım. Tahrifatın ne boyutta olduğunu çok iyi biliyorum; ama şimdiye kadar bu konuyu fazla deşmedim, siz de deşme yönüne gitmeyin. Çünkü düşüşünüz kötü olur...

Sayın Bulut, Üstad’ın etnik kimliğiyle ilgili olarak birbiriyle mütenakız ifadeler kullanıyorsyunuz. Bir taraftan, “Said-i Kürdi, elbette Kürt olarak”, “Gerçi Kürt bile olsa” gibi ifadelerle, aslında Üstad’ın Kürd olduğunu ifade etmişken, diğer taraftan da bir iç çelişkiye girerek, “Lakabı ‘Kürdi’dir diye Kürt veya Kürtçü olması gerekmez.”, “Bediuzzaman Kürtlerin içinde çıkmış olabilir, ama Kürt değildir” gibi tamamen zıddına ifadelerde bulunuyorsunuz. El insaf! Bediüzzaman’ın köyü, akrabaları, eserleri ortada. Bizzat köyüne üç-dört defa gitmiş biri olarak, akrabalarıyla konuşmuş biri olarak, Külliyatı en az üç defa bitirmiş biri olarak, Üstad’ın Kürd olmadığını gösteren hiç bir belge ve delile rastlamadığım gibi, Onun “seyyid” olduğunu da gösteren hiçbir yazısını, ya da akraba ve talebelerince ibraz edilmiş “şecere”sini bulmuş-görmüş değilim. Üstad, “Ne mal iledir, ne sal iledir, ne cah iledir; beğim ululuk kemal iledir” diyerek, nazarı soy-soptan ziyade “kemalata” çeviriyor. Kur’an ve Sünnet, üstünlüğü “takvada” gösteriyor. Üstad’ın şu anda yanımda mevcut Osmanlıca Müdafaatın 84’üncü sayfasında geçen şu ifadesi,aslında seyyid olmadığını net olarak ortaya koymaktadır: “Hem mehdilik isnadını hiç kabul etmediğimi, bütün kardaşlarım şehadet ediyorlar. Hatta, Denizli’deki ehl-i vükuf, ‘Eğer Said, mehdiliğini ortaya atsa, bütün şakirdleri kabul edecek’ dediklerine mukabil, Said itiraznamesinde demiş ki ‘Ben seyyid değilim; mehdi seyyid olacak’ diye, onları red etmiş.” Bu kadar açık ve net olarak hakikat-ı hali ortaya koyan Üstad, neden kendisile tenakuza düşsün ki?! Onbeşinci Mektub’da(Yeni Asya Neşriyat) geçen “Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zat-ı muhakkik(Mela Xelîlê Siîrdî) Kürdçe olarak buyurmuş ki: ‘Ji şerê sehaban meke qal û qîl. Lewra cennetîne qatîl û hem qetîl” ifadesinde, geçen “bizde” ifadesiyle onun bağlamı “Kürdçe” arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Yine aynı kitabın Yirmidokuzuncu Mektup, Esille-i Sitte, sayfa 730’da geçen “Eğer milyonlarca efradı bulunan ve binler seneden beri lisanını unutmayan ve Türklerin hakiki bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürdlerin milliyetini kaldırıp, onlara dilini unutturduktan sonra, belki bizim gibi ayrı unsurdan sayılanlar teklifiniz bir nev’i usul-ü vahşiyane olur.” İfadedeki “bizim gibi ayrı unsur” ne anlama geliyor? Üstelik, Kürtlere lisanlarını unutturmanın “usul-ü vahşiyane” olduğunu söylemesi, net ve açık olarak etnik kökenini hakkında bilgi vermiyor mu? Ki bu hususta eski dönem eserlerinde yüzlerce örnek verilebilir. Onu bir yana bırakırsak bile, yeni Said dönemindeki eserlerinin tamamından örnekler arzedebilirim, ama gerek yok. Bu hususta, en iyisi şakk-ı şefe etmemek ve kişileri ırkı üzerinden değerlendirmemek. Yok, “benden degilse, ben de ondan değilim” diyenlere bizim cevabımız: “de’ ila cehennema zumera”dır.

Bulut bey, sizin yazınızda, kavram(mefhum) düzeyinde de bazı galat-ı meşhureleriniz var. Mesela, “kürt kökenli nurcu kardeşlerimiz”, “adem-i merkeziyetçi eyalet”, “demokrat nurcular”, “Türk, bir etnos adıdır”, “eyalet sistemi, ‘siyasi bir ayrılığı’ zâmindir.” gibi anektodlarınız da aslında ne kadar düşünmeden çalakalem yazdığınızın isbatıdır. Bunların herbirindeki manıksal çarpıklığınızı ortaya koyabilirim. Örneğin, neden “Kürt nurcular” değil de, “kürt kökenli nurcular”? Bu ağız çok tanıdık kafatasçıların ve cuntacıların kendi ırkçı labaratuvarlarında iaml edip piyasaya servis ettikleri dessasane bir tabirdir. Ne yazık ki, müslüman kardeşlerimiz de bunu kullanıyorlar. Unutmayalım ki “kürt kökenli” ifadesi marazlı bir terim olup esasta psikolojij bir aşağılama ve küçültme anlamını barındırıyor.

“Adem-i merkeziyet” ayrı bir şey –ki ayrılığı ifade eder-. Üstad, cemahir-i müttefika-yı islamiyeyi savunurken, elbette buna tarafdar olmaz ve olmamıştır. “Eyalet” ise daha farklıdır. Kendi içinde serbest, harici meselelerde merkezi sisteme bağlılığı ifade eder. İki zıddı cemetmeye gerek yok; çünkü tevfikleri namümkündür.

“Demokrat Nurcular” da maksadını aşan ve birilerine hoş görünmek için uydurulmuş cici bir ifadedir. Demokrasi beşeri bir sistemdir. Beşeri sistemler içinde ehven olup, iyi yanları var. Ancak, yegane gayesi “hakiakt-ı islamiyeyi kürre-i arzda temevvücsaz ettirmek” olan nurcuların tek bir vasfı ya da ünvanı olabilir; o da yine “Nur”un kendisidir. Yani “Nurlu Nurcular” denieblir. Nur nedir? Nur, Nur-u İlahidir. Nur, Nur-u Kur’andır. Nur, Nur-u Muhammedidir. Hasılı, bizler için tek geçerli isim var; oda Allah’ın belittiği gibi “İslam”dır. Gerisi, tarif ve tavsiftir.

“Türk bir etnos adıdır” ifadenizde, laf cambazlığı var. Gerçekçi olunmalı; kelime oyunlarına gerek yoktur. Türk ifadesi açık ve seçik olarak bir etnisiteyi(aynı etnik kökene sahip olanları) ifade eder; Anadolu’daki mevcut unsurların müşterek adı değildir. Belli ve muayyen bir etnik kimliği, şümullü ve ağyarını cami gibi göstermek gözbağcılığı gibi bir şeydir. Bilen insanların nezdinde tongaya düşersiniz. Osmanlıda “millet” kavramıyla bu ifade ediliyordu. Yani “millet-i Osmaniye” kavramı, belirttiğiniz anlamda kullanılıyordu ki Kur’anda da “ümmet” ya da “din” anlamındadır, ancak “Türk” kelimesi hiçbir zaman, hiç bir uygulama da ve hiçbir etnolojik lügatte bu muhtevada istimal edilmemiştir. Sizin yaklaşımınız, muzmer ve sinsi asimilasyonculuğun üzerine geçirilmiş sözde “masumane” bir kılıftır. Artık takke düşmüş, kel ortada duruyor. En iyisi bu tür iğfal ve iğvalardan içtinab edelim; hakperest olalım; hakça konuşalım, hakkı uygulayalım. Zira “hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda olunmaz.” .

Daha söylenecek çok şey var, ama “el arifu tekfifi bil işare” kabilinden, şimdilik bu kadarla iktifa edelim. Ama bundan böyle, elimiz “ümmetin en felaketli fitnesi” olan ırkçılığın ve ırkçıların yakasında olacak. “El islamiyyetu cebbetul ‘esabiyyetul cahilliye; la ferqe beyne ‘ebdin habeşiyyin we seyyidin qureyşiyin iza eslema; inne ekremekum ‘indellahi etqakum”, yani “İslamiyet cahiliye ırkçılığını kökünden kesip atmıştır. İslam’ın nazarında Kureyşli bir efendi ile Habeşli bir kölenin farkı yoktur. Allah indinde enyüceniz, en müttaki olanınızdır” diyen Nebiyy-i Zişan Efendimize iktidaen, her türlü ırkçılığı ve ırkçıları tel’ın ederek, bu kabil düşüncelerden Allah’a sığınıyoruz.


Aydın SU 31 Ağustos 2009 13:36:00
Gündüz bağdan! Gece dağdan ne gelir

Kürtlere yönelik bir açılımdan bahsediliyor. Kabul ve retleriyle herkes ve her kesimden birileri bir şeyler söylüyor. Beklentilerini, reddiyelerini çeşitli zeminlerde dillendiriyorlar. Açılacak o sihirli kutudan neler çıkacak şimdilik meçhul. Ancak bu meçhulün peşine sorularla düşmektense, o kutudan ne çıkmalının cevabını vermemizin, konuşmamızın, tartışmamızın gerekliliğine inanıyorum. Soruna duyarlı, sorunu yaşayan bireyler olarak hepimiz yaşadıklarımızı ve yaşayamadıklarımızı bu zeminde bir birimizle paylaşırsak eğer, gerçek anlamda Kürtlerin bu açılımdan ne beklediklerini bir nebze olsun anlayabiliriz, dillendirebiliriz. Şunu da çok iyi biliyorum ki bu sorunu gerçek anlamıyla hayatlarında hissedenlerin ve yüreklerindeki acı her dem diri olanların çoğu böyle iletişim ağlarının, bunca paylaşım zeminlerinin çok uzağındalar.
Evet ben bir Kürdüm. Bu ülkede iki açıdan sorunlar yaşıyorum.
1 - Erzurum’un Karayazı ilçesinin herhangi bir köyünde sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ben X Kürt ile Bolu’nun Seben ilçesine bağlı herhangi bir köyün sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Y Türk’ün yaşam şartları, eğitim imkânları, sosyal haklar açısından eşitliğimiz sosyal devlet! Sorumluluğu açısından ne derecede sağlanıyor.
Hastaneye giden annemizin, okula giden çocuğumuzun, işe giden babamızın, akşam yanan lambamızın, kışın kapanan yolumuzun, gurbetten gelen telefonumuzun şartları ne derecede bir biriyle aynı.
Burada bir gerçeği de ifade etmekte yarar var. Son yıllarda bu tür imkân eşitliklerinin sağlanması yönünde epeyce bir çalışma var. Bunları görmezden gelemeyiz.
2- Kendi istemimin dışında ben bir Kürd olarak dünyaya geldim. Benim gibi milyonlarca Kürt var. Tıpkı milyonlarca Türk, Arap, Fars, İngiliz, Fransız… Vb. millet olduğu gibi. Beni Kürt yapan ne derimin, ne gözlerimin rengi nede başka herhangi bir fiziki şarttır. Beni Kürt yapan, bir başka milletten ayıran en büyük fark konuştuğum, anladığım, anlaşabildiğim dilimdir. Yani Kürtçedir. Bununla beraber yılların birikimi olan kültürüm, geleneklerimdir.
Rüyalarımın, hayallerimin, nağmelerin, namaza başlarkenki kametimin dili Kürtçe. Annemden istediğim ekmeğin, babamdan dileğimin, kardeşime kızarken söylendiğim cümleler Kürtçe. Sevinçten attığım çığlığın, üzüntüden yaktığım ağıtın dili Kürtçe.
Evet Kürtçe benim dilim ve ben bu dili çocuğumun da konuşmasını istiyorum. Çocuğumun Kürtçe konuşması, kendini atalarını diliyle anlatması için ne gerekiyorsa yapılmalı, sağlanmalı.
Annem-Babam, büyüklerim bugüne kadar bir şekilde konuşabildi bu dili. Doktora hastalığını, jandarmaya maruzatını, hâkime savunmasını, nüfusa çocuğunun adını yazdırırken her ne kadar zorlanmış ve hor görülmüşse de bugüne, yani bizlere bu dili taşıyabildiler. Ama bizim taşımamız, yaşatmamız, anlatmamız bu şartlarda çok daha zor.
Bir jandarma denetiminde, bir polis gözetiminde karşılaştığımız muamele herhangi bir Türk vatandaşın karşılaştığı muameleyle aynı olmalı.
Gündüz bağdan! Gece dağdan ne gelir endişesini taşımak istemiyoruz artık.
Hükümet yetkililerinin ifade ettiği “kurumlar arası mutabakat var” sözüne en azından şimdilik pek ihtimal vermiyorum. Ancak yapılan çalışmaların veya en azından sorunun bu derecede dillendirilmesini olumlu buluyorum. Çünkü hiç olmazsa Kürtler artık var. Var olmak bile güzel.


Adalet aşığı 21 Ağustos 2009 21:59:38
şeytanın aldatmacası mı?

Şeytan Hz Musaya derki Musa de bakayım ''La ilahe illallah'' Musa da derki söylemem!
Şeytan der ki; Ya nasıl olur? senin bir ömür boyu uğrunda mücadele verdiğin şeye çağırıyorum seni!
Musa da der ki; Eveeet ama senki söyletmek istiyorsun kesin bir şeytanlığından dolayı dır!
Şimdi İsrail Filistine özgürlük bağışarsa ne kadar gerçekci olur kim kimin vatanında kimi tanıyacak ve bu gerçekte kime legallik kazandıracak??? Vay zavallı Kürtler daha çook beklersiniz azadeliği azadiii ha?!


Xani 21 Ağustos 2009 20:51:10
89 Yıldır kapalı kutuyu açmak

Bir insanı 89 yıl hapiste tutup çıkarsanız, sonra kusura bakma seni yanlışlıkla hapse koymusuz deseniz o insan ne yapar sizce?
Bu örnekten hareketle acaba Kürtlere yaşatılan 89 yıllık zulmün travmasını mı konuşmak lazım yoksa ne olursa olsan bir an önce geleceğe dönmeye mi?
Bir DTP li miydi tam hatırlamıyorum yoksa PKK li mi 17.000 faili meçhulü unutabiliriz diyordu. Bu nu deme hakkı yoktur bir yana bir faili meçhul nasıl unutulabilir. Bir tane unutulamazsa 17.000 i nasıl unutulur.
Geçmişte yaşatılan zulüm uygun bir dille dile getirilerek yapılmaması gereken ortaya çıkarılırken, hem geçmişte yaşananın tazmini mümkün ise tazmin edilmesi, sorumlularına yaptırım uygulanması ve eskisinin tam tersi yeni, hakkaniyete uygun durumun bir an önce yaratılmasının istenmesi metod olarak düşünülebilir...
İslami kesim açılım konusunda önceden yaptığı gibi çok geride kalmıştır, olumlu tavır geliştirmemiştir. Tek tük sivil toplum hariç.
Ama öyle veya böyle dışardan ABD ve Irak Kürdistanı, içerden AKP ve Fettullah GÜLEN hareketi (ki çok ilginçtir) bu sorunun çözülmesine ahd etmişler gibi. Umarım onların gönlünden geçen çözüm güzel bir çözümdür...




 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397509
     

     
    9
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi