ZÜLFİKAR FURKAN
Uygarlığın yeşerdiği coğrafyamızda insan olmak, onurlu ve gururlu yaşamak hayat denilen bu meçhul süreçte en zor işlerden biri olsa gerek. Geçmişten günümüze hüküm sürmüş tüm kültür ve uygarlıklar kendi hakimiyetlerini kurmak ve pekiştirmek için değişik stratejiler, hileler ve komplolar kurarak ayakta kalabilmişlerdir. Bu hakim güçler; İşbirlikçi hain kişi ve grupları destekleyerek, onları palazlayarak kendi halklarına düşman durumuna getirmişlerdir. Statükolarını muhafaza adı altında kardeş katline varan uygulamalar, muhaliflere gözdağı olsun diye şehirler ve içindekilerin ateşe verilmesi, Halkın sindirilmesi için tüm değer ve ahlak ilkelerinin bir anda yok edilerek yerlerine boş, amaçsız ve ilkesiz uygulamaların getirilmesi….Örnekler çoğaltılabilir. Huzur ve adalet başkentlerinin birdenbire, yıkım ve zulüm kentlerine dönüştürülmesi, cellatların kenti Bağdat, ceberutların şehri Şam, Karunların mekanı Tahran ve sultanların başkenti İstanbul… Buralarda oluşturulan yapay ve içi boş azınlık seçkinlerin eliyle, çoğunluk olan milyonlarca insan adalet ve merhametten uzak uygulamaların muhatabı bırakılmışlardır. Devletin bekası adı altında işlenen onca cürüm, işkence ve katliamı bu mazlum ve yaralı halklar unutmamıştır.
Bir tarafta oturup ahkam kesenler; yöneticilere şirin gözükmek için şaklabanlık ve her türlü palyaçolukla iktidar seçkinleri tarafından el üstünde tutulurken, diğer taraftan, onuruyla yaşamaya çalışanlar, iyiyi ve güzeli yaymak için uğraşanlar, psikolojik ve fiziksel baskılara maruz kalarak düşüncelerinden ve onurlu yaşamlarından uzaklaştırılmaya çalışılmışlardır. İktidar pastasından pay almak isteyen, önüne fırlatılan kemiğe balıklama atlayan bu onursuz ve işbirlikçi basit zümre ne yazık ki çoğu zaman bu onurlu büyük kitle tarafından da hayranlıkla izlenmişlerdir. Sahip oldukları şaşaâlı ve konforlu yapay hayat bu büyük kitlelerde de zaman zaman hayranlık uyandırmıştır. Diğer taraftan bunların hiçbirine tamah etmeyen, tüm bu görkemli şeyleri elinin tersiyle reddeden onurlu ve dürüst adamlar da eksik olmamıştır..
Firavunun şaşalı yaşantısını terk eden Musalar, Nemrut’un görkemini baltalayan İbrahimler ve Arap yarımadasının hükümranlığını reddeden Muhammedler de her dönemde ortaya çıkmışlardır. Modern zamanlarda çağın firavunlarına baş kaldıran Seyitler, Ömerler ve İmamlar da bu yüce davanın takipçileri olmuşlardır.
Son gelinen süreçte coğrafyamızda ortaya çıkan entrikalar, komplolar ve faydacı stratejileri de böyle algılamak gerek. Emperyalist kuzey ülkelerinin(ABD başta olmak üzere) daha çok zenginlik, daha fazla kâr ve daha büyük güç elde etmek için oluşturdukları bu ateş çemberinin, bu kadar güç kazanmasının tek nedeni de bu işbirlikçi pragmatist güruhun sayesinde olmuyor mu? Kendilerine bahşedilen yapay iktidarcıklar, güç ve otorite sayesinde her türlü onursuzluğa ve uygulamaya katlanabiliyorlar. Kendi halkları karşısında gayet sert, otoriter ve acımasız gözüken bu zavallı iktidar seçkinleri, kendi efendileri huzurunda ise el pençe, onursuz ve zavallı duruşlar sergilemekteler. Yapay demokratik uygulamalar, göz boyayan ekonomik göstergeler ve vitrinde sergilenen basit huzur senaryoları…
Afrika kıtasında ortaya çıkarılan kardeş kavgalarından, Kafkaslardaki enerji savaşlarına kadar yazılan tüm senaryolar ve oyunlar hep bu sinsi ve gizli hedeflerin birer ürünü değil midir?
Bu senaryoların tamamı ancak işbirlikçi ve hain tuzakların bertaraf edilmesi, insanlarımızın yekvücut olarak bir araya gelerek omuz omuza vermeleriyle son bulabilir. Emperyalizmi, köleliği ve onursuzluğu reddeden zayıf çoğunluğun ayağa kalkması ve el ele vermesiyle bu uygulamalar son bulabilir. Öze dönüş, zihinsel devrim ve sonucunda ortaya çıkan onurlu ve huzurlu bir dünya…
12.01.2008