MUHAMMED YILDIRIM
Meryem İngiltere’nin varlıklı ailelerinden Edım-Wiktorya çiftinin 13 yaşındaki kızlarıydı. Son zamanlarda değişen, gelişen vücuduyla birlikte çocukken pek önemsemediği belindeki ve karnındaki yara izlerinden şikâyet etmeye başlamıştı. Bu yaraların neden olduğu konusunda anne ve babasına sorular sormaya başlamıştı. Annesi küçükken geçirdiği bir kazadan dolayı olduğunu, bu yaz tatilinde ameliyat olacağını ve doktorların bu izlerin tamamen geçeceğini söylediklerini söyleyerek kızını sakinleştirdi.
Meryem o yaz ameliyat oldu gerçekten de izlerden tamamen kurtuldu. Aradan geçen zaman içerisinde Meryem daha da güzelleşti Annesi ve babası sarışın ve renkli gözlü olmalarına rağmen Meryem esmer ve zeytin gibi iri ve siyah gözlere sahipti. Anne ve babası her defasında rahatsız olmalarına rağmen ben sizin kızınız mıyım diye takılmadan edemezdi.
Meryem’de annesi ve babası gibi Hıristiyanlık dinine bağlı bir kızdı ve bu durum anne ve babasını çok memnun ederdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra âşık olduğu Coni ile ailelerinin de rızasıyla kilisede muhteşem bir düğünle evlendi. Artık evli ve mutlu bir çifttiler. Meryem kendi evinde oturmuş televizyon izlerken zaping yaptığı sırada Halepçe katliamıyla ilgili görüntüleri görür. Birden daha 14 yaşındayken bu konuyu işittiğini ve araştırmak istediğinde anne ve babasından o güne kadar hiç görmediği bir sertlikte tepki gördüğü için araştırmaktan vaaz geçtiğini hatırladı. Şimdi evliydi ve bu konuyu rahatça araştıra bilirdi. Mutfağa gidip kendine meyve tabağı hazırlayıp bilgisayarın başına geçti arama motoruna Halepçe yazıp gelen yazıları okuyup resimlere bakarken bir yandan da elmasından büyük ısırıklar alıyordu. Yazıları okurken birden durakladı elindeki elmaya baktı ve kustu.
Bir süre öylece kaldıktan sonra bilgisayarı kapatıp etrafı temizleyip odasına geçti ve yatağına uzandı okuduklarından ve resimlerden çok etkilenmişti. Yanmış çocuk cesetleri, korkup komşu ülkelere kaçarken acıktığı için ağlayan çocuğuna yedirecek bir şey bulamayan babanın daha fazla dayanamayarak çocuğunu öldürmesini ve daha kötülerini okumasına izlemesine rağmen devam edebilmişti ancak Halepçe’ye atılan kimyasalın elma kokusunda olduğunu okuyunca elindeki elma yere düşmüş ve kusmuştu. Birden aklına çocukken gördüğü ve hiç kimseye anlatmadığı rüya gelmişti. İrkildi ve korktu rüyasında bir çocuk elinde elma bulunan bir kadına anlamadığı bir kelime ile seslendiğini ve kadının ona cevap vermediğini hatırladı. Coni eve gelmiş eşinin iyi görünmediğini fark etmişti. Doktora gitme konusunda ısrarcı olunca Meryem direnememişti Hastanede yapılan bir dizi tahliller sonucunda korkacak bir şeyin olmadığını tam aksine onlara iyi bir haberlerinin olduğunu Meryem’in hamile olduğunu söyledi. Bu duruma çok sevinmelerine rağmen Meryem rahatsızlığının bundan olmadığını biliyordu. Hamileliğinin üçüncü ayında doktor şüphelerinde haklı olduğunu ve bebeğinin öldüğünü hatta daha da kötüsü bebeğin kol ve bacaklarının yok denecek kadar gelişmediğini söyledi. Meryem’in dünyası başına yıkılmıştı yapılan operasyondan sonra ölü bebek alınmıştı. Meryem psikolojik olarak bir çöküntü yaşamıştı ve uzun bir süre kimseyle görüşmemişti. Bu acıyı ancak yeni bir bebeğin dindireceğine karar vermiş ve tekrar hamile kalmıştı. Diğer hamileliğinde olduğu gibi bu bebekte hamileliğinin 3. ayında ölmüştü ve oda sakattı. Meryem tamamen tükenmişti. Hastaneden kaçarak çıkmış ve kendini bir parka atmış hüngür hüngür ağlıyordu. Yan taraftaki bankta oturan ve giyimlerinden Müslüman oldukları anlaşılan iki kadının ona batkılarını ve birinin diğerine < wağ Daye nıza çı derde wi heye> dediğini duydu bütün acısına rağmen dayanamayıp bayanlara hangi dilde konuştuklarını sordu.
KÜRTÇE cevabıyla Meryem bir anda kustu. O kötü görüntüye rağmen bayanlardan yaşlı olanı Meryem’in başından tutmuş kusması bitinceye kadar yardımcı oldu oturdu, mendiliyle ağzını temizledi Diğeri su getirip Meryem’in elini yüzünü yıkadılar. Meryem Çocukluğundan beri gördüğü ve hiç kimseye anlatmadığı bir rüyasını onlara anlattı. Rüyasında bir çocuğun bir kadını eteğinden tutuğunu ve yalnızca bir kelime söylediğini ama çocuğun ne dediğini anlamadığını söyledi. Kadınlar Kerkük Kürtlerinden olduklarını ve 10 yıldır İngiltere de yaşadıkların Meryem’e anlattılar. Rüyasındaki kız çocuğunun ne söylediğini sordular, Meryem anlamıyorum sadece ‘DAYE’ diye bir kelime… Kadınlar dona kalmıştı. Meryem ne olduğunu anlamaya çalışırken genç bayan bunun Kürtçe anne demek olduğunu söyledi Meryem artık ne düşünebiliyor ne de konuşa biliyordu. Kadınlardan telefon numarası alıp oradan ayrıldı.
Kendi doktoru yerine Üniversite hastanesine giderek muayene olup hamilelikleri hakkında olup biteni anlattı. Bir hafta sonra tahlil sonuçlarıyla birlikte doktorla görüştü. Doktor ona bir daha çocuk doğurmaması gerektiğini aksi takdirde onun da hayatının tehlikeye gireceğini söyledi. Buna neden olan şeyin de çok yoğun derecede maruz kaldığı kimyasal bir maddenin neden olduğunu söyledi. Meryem oradan ayrılıp eve geldiğinde annesi, babası ve Coni onu bekliyordu. Meryem anne ve babasına bakarken çocukken vücudunda çıkan yaraları, rüyasını elma ve elma kokusunu düşünüyordu ve bir yandan da bunların rastlantı olması için dua ediyordu. Coni, anne ve babası oturmuş Meryem ise ayakta ve çok gergin bir sesle kendisiyle ilgili gerçeği bir defada ve eksiksiz anlatmalarını istedi.
Babası; meryemin asıl adının <MEYRE> olduğunu Halepçe katliamı sırasında Irak’ta görevli olduğunu, onun iki yaşında yaralı iken amcası tarafından bakamadıkları ve yaşamasını istedikleri için kendisine verildiğini, gerçek babasının öldüğünü; annesininse kayıp olduğunu ve olup biten her şeyi Meryem’e asıl adı ile “Meyre’ye” anlattı. Herkes sesiz ve gergindi Meyre bir süre hiç hareket etmeden ve konuşmadan oturdu. Sonra yerinden kalkıp gitmeye çalışırken Coni elinden tutmaya çalıştı son zamanlarda yaşadıklarından dolayı iyice uzaklaşmıştı Coni’den. O anda bileğini tutan el ona o kadar yabancı geldi ki, bir anda elini çekip oradan ayrıldı. Nereye gittiğini düşünmeden yürüyor elma yerken neden kustuğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Doğup büyüdüğü daha doğrusu doğduğunu düşündüğü bu şehir ve herkes ona o kadar yabancı gelmişti ki ne yapacağını nereye gideceği bilmeden yürüyordu.
Birden parkta karşılaştığı Kürt kadınları hatırladı, çantasını karıştırdı ve telefonu yazdığı kâğıdı buldu. Kendisini büyüten anne ve babası dâhil bütün şehir yabancı gibi gelirken sığınacak bir yer bulduğu için sevindi birden. Bir telefon kulübesine giderek numarayı çevirdi telefona çıkan kişiye kendini tanıttı karşıdaki de onu hatırladı parktaki yaşlı kadındı, Meyre onlar da müsaitse ziyaret etmek istediğini söyleyince memnuniyeti belirtikten sonra evin adresini verdi. Meyre verilen adrese gidince onu kapıda karşılayan yaşlı bayan yani Berivan’dı. İçeriye geçince hal hatır faslından sonra Meyre kendisiyle ilgili olup biteni onlara anlatı. Berivanın eşi komşularından birinin Halepçe katliamından kurtulan bir aile olduğunu söyledi; onlar da çağrıldı olanlar olduğu gibi bi de onlara anlatıldı. Gelenlerden evin annesi yani Gülistan yerinden kalkarak Meyreye yaklaştı kucakladı ve ağlamaya başladı. Canım arkadaşım Zahidemin kızı Meyresin sen dedi ve yüksek sesle ağlamaya başladı odadaki herkes Meyrede dahil ağlıyordu. Gülistan, Meyrenin elinden tuttu Berivandan da izin alarak kendi evine götürdü. Gündüz saat 2 de girdikleri odadan Gülüstan sabaha karşı saat 4 gibi gözleri şişmiş olarak çıktı. Meyreye her şeyi anlatmıştı evlerini, annesini, babasını kardeşlerini kendisini mecburiyetten İngiliz ailesine veren amcasını Halepçe’yi o kötü günü o günden sonra elma yiyememesini, Kürdistan’ı Meyre başını Gülüstanın dizine koymuş hem ağlıyor hem de dinliyordu. Bu kadar acının içinde güzel haberler de almıştı. Kayıp annesi ve kendinden 5 yaş büyük abisinin yaşadıklarını ve şimdi Dohukta amcasının yanında olduklarını öğrenmişti.
Gülistan saat 4 de uyuyan Meyrenin üstünü örtmüş ve kendisinden istediği Kürtlere has elbiseleri baş ucuna bırakarak odadan çıkmıştı. Sabah Gülistan kalkmış kahvaltı hazırlamış meraklanan komşularını da davet etmeyi unutmamıştı, iki aile kahvaltıya oturmuşken Meyrenin kaldığı odanın kapısı açıldı herkes dönüp baktı ve odadakilerin şaşkın bakışları arasında Meyre Müslüman Kürtlere özgü giyimi ve tüm güzelliğiyle gülümseyerek içeri girdi evin kızı Berfin’den aceleyle öğrendiği ve tam telaffuz edemediği bozuk Kürtçesiyle ‘roja we be xer’ dedi Gülistan ve Berivan yerlerinden kalkarak ona sarıldılar odadaki herkes ağlıyordu ama aynı zamanda mutluydular. Kahvaltıdan sonra Meyre Kürdistan’a gidip annesi ve abisini bulma kararını odadakilerle paylaştı. Kendisine adresler ve yardımcı olacak kişilerin isimleri yazılarak verildi. Herkesle vedalaştıktan sonra Gülistana sarılırken Gülistan daha fazla dayanamayıp bir ağıt yaktı annesini bulunca kendisi için de onu öpmesini ve doya doya sarılmasını söyledi.
Meyre havaalanına gitmeden önce anne baba dediği İngiliz aileye de uğradı, annesi Meyreyi o elbiseler içinde görünce fenalaşıp baygınlık geçirdi. Meyre gerçeği kendisinden gizlemelerine rağmen yaptıkları her şey için teşekkür etti, dönüp dönmeme konusunda şimdilik bir karar vermediğini buna annesinin karar vereceğini söyleyerek oradan ayrıldı.
Uçakta uyurken çocukken gördüğü rüyayı tekrar gördü kadının elbisesini tutup ‘daye’ diyen çocuğa bu defa kadında ‘ha Qizamın’ deyip kucağına alıyordu. Birden hostesin ‘WEN XER HATIN KÜRDİSTAN’ sesiyle uyandı ve MEYRE gülümsüyordu.
15.03.2008