AHMET AVAZ
Kadim gelenek, her ne kadar Allah’ın zatı hakkında düşünmemizi yasaklasa da çağdaş eğitimde ‘empati’ kavramı revaçta. Hele hele öğrencilerle uğraşıyorsanız, farklı dünyalar arasında gidip geliyorsunuz demektir.
İnsanlığın ve ülkemizin durumu için üzülüyoruz, ümmetin durumu ortada, yüreğimiz parçalanıyor. Peki, bütün bu olanlara Allah üzülmüyor mu? Zulüm ve adaletsizliklerden feryat eden, isyan edip şikâyet eden insanlar, acaba Allah’ın köşesine kurulup şu yeryüzünün halini keyifle seyrettiğini mi düşünüyorlar. Laiklerimiz ve ateistlerimiz gibi mi düşünüyorlar. Çünkü onlara göre bu dünyada yabancılık çeken, acı gören kendileri, insanlarla oyuncak gibi oynayan Rabbul alemiyn. Camus, bir yabancı gibi yaşadı, Niçe ‘tanrının’ öldüğünü ilan etti bir çağa. Kaosa giren Batı edebiyatı ve felsefesi acılarını ve sorunlarını tanrılaştırırken tanrıyı unuttu, insanı da tanrılaştırdı.
Allah’a küsene Allah küsmez mi?
Evet, damarına basıldığında canı yanan insanoğlu Allah’ı üzüldüğünü niye düşünmez ve hissetmez? Kuran, insana feryadı değil mi yaratıcının? Kendisine sataşanları en güzel bir şekilde muhatap alan Rabbimiz muhatap alınmayı hak etmiyor mu?
Allah âlemlerden müstağnidir. Maddeye ve eşyaya ihtiyacı yoktur. Hiçbir şey ona zarar veremez. Peki, bu ondan her şeyi nefyetmemizi gerektirir mi? Kıskançlığı, buğzu yok mudur? Merhameti ve sevgisi var da üzüntüsü yok mudur.? Annelerimize 1 pay merhamet, kendisine 99 pay merhamet ayıran Rabbimiz acaba 99 pay üzüntü ve acı duymaz mı?
İkbal, insan Allah’la el ele kaderi, tarihi yazar, Allah bize irade vermekle kendi iradesini sınırlamıştır, demişti. Allahın elini çoktan bırakmadık mı?
“Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” (47/7)
Bir hadisi kudside, ahiret günü kul sorgulanırken;
Rabbimiz: Kulum ben açtım, beni doyurmadın, diyecek. Kul da: Ya rabbi sen acıkmazsın ki!
Allah: falan yerde kulum açtı onu doyursaydın ben de doyacaktım, der. Benzer diyalog susuzluk, giyim yokluğu ve dünyevi sıkıntı için de kulun yüzüne vurulur.
Rabbimiz anlaşılmayınca üzülmez mi, bu kulum bana gönlünde, gününde hiç yer ayırmadı dese üzülmez miyiz? Sevdiklerimizi üzdüğümüzde gönüllerini almak için nasıl çabaladığımızı hatırlayalım, Rabbimiz buna layık değil mi? Onunla hasbihal edip onu memnun etmek için çırpınmamız gerekmez mi?
Empati demiştik. Aman tanrım filmini seyrettiniz mi bilmiyorum. Bu filmde işleri kötü giden ve ne yapacağını bilmez bir durumdayken tanrıyla karşılaşan ( tabi ki insan rolünde bir tanrı) kahramanımız, görevi ondan devralır. Önce çevresindeki insanların sorunlarına acil ve yüzeysel çözümler getirir. Çok geçmeden çözümler çatışır ve dünyadaki düzen alt üst olur. Kafasında bir uğultu duymaya başlar ve bunların tüm dünyadaki insanların gönderdiği dualar olduğunu anlar. Önce bunları dosyalar. Dosyalar eve sığmayınca mesaja çevirip internet adresine yönlendirir. Hepsini okumaya güç yetiremeyeceği için tek tuşla bütün duaları kabul eder.
Bize saçma gibi gelen bir filmde insan haddini biliyor ve yaratıcının büyüklüğünü anlıyor.
“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin!” ( 25/77)
Rabbimizle olan iletişimimizin kalitesini; ruhumuzdan kalbimize, kalbimizden dilimize düşen dualarımız belirlemez mi? Hatta o güzel melekler bile biz müminler için dua eder, iyi işlerimizde sevinir, kötü işlerimizde sıkıntı duyup üzülürler.
* * *
Allahım önce anlamamızı sağla, sonra birbirimize merhameti. Kin ve nefreti unuttur ya rabbi. Ali yürekli, Ebubekir yürekli ve Bediüzzaman yürekli kıl bizleri ki sadece kardeşlerimize karşı değil tüm âleme rahmet kesilelim.
“Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz.
Ben hüzünlerin peygamberiyim.”
Rabbimizin bize olan güvenini boşa çıkarmayalım, sevgili nebiyi ve nurdan melekleri üzmeyelim.
05.08.2008