Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
10 Ağustos 2008
     MUSİBET, SABIR VE HAYIR ÜÇGENİ

     HAFIZ NURCAN KOŞAN

Sabır deyince aklıma, Eyüb a.s geliyor. Peygamberler tarihi içerisinde seyahat ederken, o dirayet ve sabır timsali, güzel insan yolumu kesti. Öncelikle sabrın manasına göz atalım.

Sabır; kulun başına gelen bela ve musibetlere karşı dayanma gücünün devreye girmesidir. Bazı anlar olur ki, insanın başına bir musibet gelir. Lakin gelen bu musibet, kula şer değil, hayır olabilir. Yani konuyu biraz daha açacak olursak, Mevla Teâlâ kulu için hayrı ve şerri yaratmıştır. Hayır zaten aşikar olduğu için, inanç ve düşünce sistemimizde hasar bırakmıyor, inhiraf oluşturmuyor. Oysaki şer biraz daha muamma içerdiği için, biraz analizi, basireti ve tefekkürü gerektirir… Öyle anlar olur ki yaşadığımız eza ve cefalar, bizi isyana götürebilir. (Allah esirgesin) İsyan ise nisyanı(unutmak) doğurur. Birçok hüküm ve kaideleri unutturur. Buna müteakip bireye düşen, “Haktan gelen şerbeti, içtik elhamdülillah.” Diyerek razı olma mertebesine ulaşmak olur. Bu konu içerisinde anlatmak istediğim zulme karşı sabır değil, Mevla’dan gelen, imtihan niteliği taşıyan, bazı olay ve durumlara karşı sabretme gerekliliğidir. Konuyu biraz örneklendirecek olursak:

Ani bir vaka sonucu, şuurunu kaybetmiş bir kişi, kahkaha atarak güler. Nedeni ise, alışık olmadığı bir olay, zihnine etki etmiştir. Yanında bulunan şahıslar, şayet hakiki dost iseler, ilk ve olması gereken müdahaleyi, yani hastayı kendine getirmeleri için, bazı uygulamalar yapmaları gerekir. Görüldüğü üzere, bu gazap ve kızgınlık tavrı değil, şefkat ve merhamet muamelesidir. Muhitin ileri gelenleri;

-Aaaa! Neden şu zavallının canını acıtıyorlar? Diyebilirler. Ama akıl ve idrak edebilme yeteneğine malik kişi, dünyevi bazı enteresan olayları değerlendirir. Allah’ın kuluna gazap etmediğini bilakis, merhamet ettiğini anlayıp, kulluk görevlerini hakkı ile güç yetirebildiği kadarını ifa eder. Bütün bu meselelerde devreye giren mühim araç sabır ilacıdır. Bilinmelidir ki sancı olmadan doğum olmaz.

“Hazineler toprak altında, inciler ise suların altında yaşarlar.” Düşüncemi düstur ederek, derinlere inmek ve bu doğrultuda, bir keşfin yolunu tutmak istiyorum. Daha önce mucitlerin icat ettiği, bu vesile ile kurtuluşa erdikleri, kâinattaki esrarlı oluşumları irdeleyerek, yaratıcının varlığını temaşa edelim.

İnsan-ı kâmilde, iki türlü görme yetisi vardır

1-Beden gözü,

2-Kalp gözü,

Zaman zaman, beden gözünün göremediği, metafiziksel olayları, kalp gözü görür. Gözün algılama yetisi sınırlıdır. Görünen vardır, görülür, görülmeyen de vardır ama görünmez. Akıl, zekâ, his, ruh. vb... Bir manzarayı düşünün. En derin ve keskin bakışın görebildiği sadece,  dağa kadar olan yerlerdir. Ama dağın arkasını göremez. İşte, insan aklı da, bir noktaya kadar gider. Sebebini ve hikmetini bilemediği ne çok hikâyelere düçar olur. Mevla, insana gökten bir sofra indirir. Mevzubahis olan bu sofrada, kimi zaman, en tatlı gıda ve içecekler, bazen de sabrımızı denemek için, acı ama aynı zamanda faydalı yiyecekler gönderir. Acı olan sofraya karşı rest çekecek olursa, tatlı olan sofra bir daha önüne gelmez. İbrahim Hakkı h.z nin dediği gibi;

Hak şerleri hayır eyler,

Zannetme ki gayr eyler,

Arif anı seyr eyler,

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler,                   

Peygamberler tarihi ibret dolu ve ıslah edici hikâyelerle doludur. Nasıl dolu olmasın ki? Neticede onlar, kervanın öncüleri idiler. Müthiş imtihanlara tabi olmuş, en ağır hakaret ve eziyetlere maruz kalmış, sonuçta kazanmışlardır. Eyyüb a.s da onlardan biridir(Peygamberler Tarihi,bk.319)

Eyyüb peygamber, iptilaya uğramıştı. Vücudunun her azası, yaralı idi. Kavmi ise tahammülsüz davranmış, haksız yere peygamberi dışlayarak, çöplük kadar pis olan, mağaraya atmışlardı. Kuran’da bu kıssa ile ilgili ayetler vardır. Gelecek yazılarımda konuya daha geniş yer vermeyi diliyorum.

Aslında, insanın başına gelen her musibet ve zorluklarda muhakkak bir hayır vardır. Konu ile ilgili önemli bir hikâye anlatılır;

Bir zamanlar, Afrika`daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren, arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu, hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.

Bu arkadaşının da değişik bir huyu vardı. İster iyi olsun, ister kötü her şeye;

“Bunda da bir hayır var” diyerek metanetini korurdu.

Bir gün kralla birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı, tüfeği dolduruyordu. Ve bir hata yaptı. Kral tüfeği kullanırken yanlışlıkla parmağına değdi. Başparmağı koptu. Arkadaşı;

Bunda da bir hayır var dedi. Kral acı ve öfke ile bağırdı.

“Bu işte hayır filan yok. Görmüyor musun parmağım koptu?” dedi.

Bir yıl sonra kral, diğer arkadaşları ile birlikte, insan yiyen kabilelerin yaşadığı fakat uzak durması gereken bir bölgede avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da yığdıkları odunun ortasındaki direğe bağladılar. Birde baktılar ki kralın bir parmağı eksik. Bu kabile batıl inançları gereği uzuvlarından biri eksik olan insanı yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü bir olay geleceğine inanıyorlardı. Bu korku ile kralı çözdüler, salıverdiler. Diğer adamları pişirip yediler.               

Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun parmağı sayesinde olduğunu anlayan kral, arkadaşına reva gördüğü muamele için,  pişmanlık duydu. Hemen arkadaşını serbest bırakmak için zindana gitti. 

—Haklıymışsın dedi. Parmağımın kopmasında gerçekten de hayır varmış. Seni haksız yere zindanda tuttum. Özür dilerim dedi. Arkadaşı vakur bir eda ile;

—Bunda da bir hayır var. Dedi. Kral bu defa çok daha sinirlendi.

-Seni bir sene zindanda haksız yere tuttum. Ne hayır olabilir?.Diye kükredi.

Arkadaşı, sakin ifadesini bozmadan;

-Şayet zindanda olmasaydım,seninle birlikte avda olurdum.Ve sonrasını düşünsene!!!…

Ben naçizane bildiklerimi, sizin istifadenize sunuyorum. Rabbim sadece nasihat edenlerden değil, amel edenlerden olmayı nasip eylesin…

10.08.2008


Bu yazı 1327 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
nurcan atalay 22 Haziran 2009 12:07:05
slm

Çok güzel bir hikaye idi paylaştığınız bilgilerden dolayı teşekkür ederim hocam sizin gibi birinin adaşı olmak çok mutluluk verici


hatun 26 Ağustos 2008 17:46:42

hakikaten her şeyde vardır bir hayırda biz bunun farkında değiliz yada okadar tez canlıyız ki sonuçları hemen görmek istiyoruz .tabi buda bizi olaylar karşısında farklı tepkilere itiyor .dilerim rabbim bizi sabrı bilenlerden eder. yazdıklarınızla bize sabrı hatırlattığınız için allah razı olsun.


Nurcan Koşan 12 Ağustos 2008 19:17:24
Ayşe kardeşime

Allahın selamı,rahmeti ve lütfu üzerine olsun.güzel ve özel temennilerin için sonsuz teşekkürlerimi sunarım.Yazımı da beğenmene çok memnun oldum.
iki cihan saadeti dileği ile...


Ayşe 12 Ağustos 2008 18:33:43

Değerli Ablam, sabrın ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha hatırlattığın için teşekkür ederim. Allah bizleri doğru sabır üzerinde sabit kılsın.


Mümine 12 Ağustos 2008 17:44:32
selam

es-selam sayın hocam sizinle aynı platformda olmak beni çok sevindirdi.yazınızı çok beğendim.ALLAHA EMANET


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397537
     

     
    9
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi