ALAATTİN BİLMEZ
Temmuz-Aralık, Sahil ve Dağlık;
Doğanın bütün şartlarını insanlar mevcut imkânları, sosyal ve ekonomik durumları nispetince yaşar ve algılarlar. Soğuk-sıcak, yağmur-kar, gündüz-gece, şehir ve köy kimilerine yorgunluk, zorluk, mahrumiyet ve yalnızlık iken kimilerine dinlenme, zevk, imkan ve muhabbettir.
Toprak-Mekân, Can ve Canan;
İnsanoğlu için bir yere ait olmak, bir yerlere bağlı yaşamak, bir şey için yaşamak, birileriyle yaşamak, birileri için yaşamak fıtrî bir zorunluluktur adeta.
Aysel;
Kadıköy sahili saat 05:30. Hiç ölmeyen İstanbul sokaklarının hiç ölmeyen genç kızı.
“Geceleyin sizi öldüren … gündüzün sizi kaldırır.” (En'am 60)
İnsan bir yerlerde durmak, bir yerlerde durulmak ister. Bir yerlerde ölmek ve gömülmek, bir yerlerden beslenmek, hayat bulmak…
Aysel’in öldüğüne, yani uyuduğuna hiç şahit olmadım. Gecelerini nerede geçirdiğini ise hiç öğrenemedim. Ama bildiğim bir şey vardı ki gece 23:00’te de, 01:00’de de Kadıköy sahillerinin değişmez sakiniydi Aysel. Ve sabah 05:30’da da ilk vapura yetişme telaşındaki insanların uykulu hallerini yüzlerinden, gülücüklerle okuyan belkide tek insandı. Kadıköy sahilinde bekleyip uğrunda yağmurda sırılsıklam olacağı, kışın kendisiyle yılda bir kez de olsa yağan kardan adam yapacağı, akşam Sultanahmet’i izleyeceği, rıhtımın taa en sonuna kadar yürüyeceği, Bahariyede Sürreya sinamasına, altıyolda simit sarayına takılacağı hiçbir kimsesi yoktu.
Muhtemelen dünyada da yoktu ama Kadıköy sahillerinde hiçbir maddi varlığı yoktu. Kışın soğuktan, yazın sıcaktan, baharlarda yağmurdan korunacağı bir evi, içeceği sıcak bir çorba için ocağı, izleyeceği pembe bir dizi için televizyonu yoktu Aysel’in. Onu oraya çeken, onu oraya ait kılan, ona orayı mesken kıldıran bir şey vardı. Yani Aysel’i Kadıköy’lü yapan bir şey vardı.
Kerem;
Erzurum’un ücra bir köyü. Yaş 80 küsur. Yorgun günlerin akşamlarını temiz kokmasa da, merhamet kokan bir yastıkta sayıklayarak geçirirdi Kerem-é Cevo. Sabah ezanıyla inek sağmaya kalkan kadınlardan önce kapılarda adımlamaya başlar, kahvaltı için herhangi bir evin, herhangi bir bireyinden davet beklerdi. Sesi çok güzel ve çok da güzel stran okurdu. Hayırseverlerin kendisine verdiği paraları ya bakkala götürür ya da o gece kaldığı evin hanımına verirdi. Bakkala gittiğinde, aldığı şeyleri o gece kaldığı evin hanımına saklamak/korumak üzere getirirdi. Saklamak için bıraktığı her ne varsa da unuturdu. Bir daha onu geri istediği hiç olmamıştı. Bizim köyde ve herhangi bir köyde hiçbir maddi varlığı yoktu Kerem’in. Yazın biçeceği bir tarlası, kışın kar yağdığında küreceği bir damı, sabah otlatmak için ahırdan bırakacağı koyunları, ilçeye gitmek için bir sebebi yoktu. Komşu köylerden misafirler geldiğinde onu alır köylerine götürürlerdi. Ama Kerem en fazla bir-iki gün bekler yine bizim köye dönerdi. Kerem’i bizim köye bağlayan, onu oraya ait kılan bir şey vardı. Yani Kerem’i bizim köylü yapan bir şey vardı.
Her bireyin, bir yere bağlanmasının (aidiyetinin) bir hikâyesi, bir sebebi, bir zarureti vardır, olmalıdır. İnsan bir yere ait hissetmiyorsa kendisini ya da yaşamak için yoksa bir nedeni, hayata ve olana karşı yalnız, yıkılmış, yorulmuş ve yorumsuz hisseslerle hareket eder. Aslında yaptığı/ yaşadığı kedisi ve kendinden olan hareketler değildir. Bir savrulmadır, bir sürünme, bir sürüklenmedir içinde olduğu.
Kendini bir yere ait hissetmeyen, hep bir yerlere gitmek ister. Ama hiçbir zaman gittiği yerde aradığını bulamaz. Çünkü hiçbir yerde kendisine ait veya kendinden olduğu bir şey yoktur. Ve gittiği hiçbir yerin bir sonraki ve bir önceki durağında kalmasının bir anlamı olmamıştır, olamaz.
Uğrunda yaşayacağı ve öleceği bir nedeni olmalı insanın.
Kendisi ile, her şarttan bağımsız mutlu olduğu, bir neden.
Bir nedeni olmalı insanın, gerektiğinde nedensiz gitmek için.
Bir nedeni olmalı insanın, gittiği her yön ve yerden dönmek için.
Bir nedeni olmalı insanın, akşam uyumak, sabah uyanmak için.
Bir nedeni olmalı insanın, çalışmak, yorulmak için.
Bir nedeni olmalı insanın ve o nedene ait hissetmeli kendini.
Kendisinin seçtiği ve seçeneksiz olarak sahip olduğu değerlerini bilmeli insan. Onlar için ve onlarla yaşamalı. O değerlerine sahip çıkmalı, onlara ait hissetmeli kendini. Ve Selam.