Mirza Beyzade
“Cihanda cennet’ül mev’aya muvafık yarı hemdemdir.
Muhalif şahsa bir âdem karin olmak cehennemdir.”
İmanın sırrına eremedim, imtihanın mahiyetini kavrayamadım, vicdan gibi bir buluş, beden gibi bir bulmuşun bana ihsan edildiğinin farkına varamadım. Daha doğrusu geç kavradım…
Oysa bilmeliydim ki âlemi muhabbetten âlemi mihnete gelmişiz ve bu olgunun adına vardığımız yer doğum ismini koymuş.
Yani dalgasız denizden dalgalı denizin kucağına düşmüşüm.
Geldiğim yerin kıymetini bilmeden yoluma çıkanında kalbini kırmışım, bilmemişim ki en büyük sermayedarın kalbi kırık olanların kalbini onaran, kalbini kazanan kişi olduğunu, manevi mizacımın hastalığından hakikat gıdasının acılığını fark edememişim.
“Hakka rucu” sahibine de Hac’tır” düsturunu unutup, haccı hep başka yerlere yolculuk etmekle algılamışım ve yanı başımda bulanan kalbi kırığın kalbine dokunamamışım, hep onu ihmal etmişim, dolayısıyla da seyahatimi hac diye telaki etmişim.
Kendi kendime benim kalbim temiz deyip kendimi oyalamışım ve bu oyalama neticesinde sayılı nefeslerimi boşa tüketmişim, bilmemişim ki bir kişinin kalbi ne kadar pak olursa olsun amelsiz kalbin kıymetsiz olduğunu yeni idrak etmişim. Muhasebe-i nefs ile yaşamayıp hep başka nefisleri yaşadıklarımdan sorumlu tutmuşum.
Kalbimde olmayan huzuru hep başka yerlerde aramışım ve huzursuzluktan dem vurmuşum, oysa ki huzurun Vehbi olduğunu, kesbi bir şey olmadığını daha yeni idrak etmişim.
Merhametimi tam yitirmek üzereyken yârime kızdım, kızmada da kızmanın da kişinin kendisine varlık vermek olduğunu bilemedim. Bu âlemin darılma pazarı olmadığını, dayanma pazarı olduğunu ve başa gelen her şeye dayanmak gerektiğini bilip bu minval üzere sebat etmek gerektiğini geç anladım…
Nefsi öldürmenin hüner olmadığını asıl hünerin nefsin dizginlerini ele almak olduğunu, ele alınınca da imanın sırrına erişip aşkın tadına varıldığını ancak kavrayabildim. Ölümden hep korktum oysa ki ölümün aşırıya kaçanlar için yani tuğyanda bulunanlar için bir ikaz, hayat yolunda yol alanlar için ise bir vuslat olduğunu bu güne kadar idrak edememişim…
Ben kısacası yârime muhalefet etmişim, bilememişim cahillik etmişim, bu dünyada kavuşamayacağımı anlayınca ona muhalif gözükmüşüm. Muhalif gözükünce de bilmemişim ki birbirlerine muhalif olanların öbür tarafta da aynı yerde bulunamayacağını neredeyse unutup orada da kaybedenlerden olacaktım. Karar verdim burada da ona muhalefet etmemeye çünkü anladım ki birbirine muhalefeti olmayanların muhabbetlerinin daha iyi yürüdüğünü, muhalefet olanların ise her nerede yaşarsa yaşasınlar bulundukları yeri birbirlerine cehenneme çevirdiğini, cennet zıtların olmadığı bir yer, zıtlıklar çarpışınca da yaşamın cehenneme döndüğünü yeni idrak etmişim.
Özür diliyorum yar senden, ben seni severken seninde beni sevmek gibi bir zorunluluğunun olduğunu düşünmüşüm, aldanmışım kendi kendimi aldatmışım, senli güzel günlerimin kıymetini bilmeyip ömrümü zayi etmişim, sen beni sevmesen de ben hep seni seveceğim ve aşkımı karşılıksız olarak tek kişilik yaşayacağım.
Yüreğimi kapının eşiğine koydum yar, istediğin kadar senden işitsem de azar sonuna kadar çalacağım bu kapıyı, kapıyı açmazsan bil ki sana açılan kapımın daim açık kalacağı ve aklımın cereyanına kapılıp da bedenimden azil olacağını asla unutma yar…