Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
06 Şubat 2010
     Aklın devranı

     Yasin AKTAY

Aklın da ilginç ve ibretli bir devranı var. Ortaya art arda çıkan darbe planlarını yargılayan ve bu yöndeki niyet ve söylemleri anında kamu vicdanında infaz eden bir aklın giderek hâkim olmaya başladığını görüyoruz.

Başbakan Erdogan'ın TRT1'de yayımlanan Enine Boyuna programında sarf ettiği sözler bütün hafta boyunca gündeme damgasını vurdu. Pazartesi günü EMASYA üzerine yaptığı değerlendirmelerini, aradan bir hafta geçmeden Perşembe günü içişleri bakanı Beşir Atalay'ın Genelkurmay Başkanı ile bir mutabakat halinde protokolün yürürlükten kaldırıldığı yönündeki açıklaması izledi.

Başbakanın balyoz eylem planı ilk ortaya çıktığında bir yerde yaptığı bir konuşmada söylediği "olup bitenlerden haberimiz vardı" şeklindeki açıklaması bir yandan haber değeri dolayısıyla alınıyor ama diğer yandan başbakanın bunu bildiği halde neden gereğini yapmamış olduğu sorgulanmaya başlıyor. Tıpkı darbe çalışmalarından haberdar olduğu halde gereğini yapmadığı söylenen Hilmi Özkök'e yöneltilen eleştiriler gibi.

Nerden nereye? İş varıp bu darbelere karşı neden sessiz kalındığının eleştirilebildiği bir noktaya gelmiş. Hâlbuki bu olayları hep birlikte yaşadık ve bu darbe girişimlerinin hazırladığı sözümona kamuoyu, bırakınız böyle bir eleştiriyi akla getirmeyi, darbeye kalkışan bir askerin darbe hakkını müktesep bir özlük hakkı gibi gördüğü bir noktada süründürüyordu.

Gerçekten de o günlerde aklın bile başka türlü çalıştığı bir atmosferi hakim kılınmıştı. Geliştirilen milli güvenlik tehdit söylemiyle halkın neredeyse yüzde doksanının potansiyel düşman olarak görüldüğü bir yaklaşımın normal çalışan bir akla makul gelmesi mümkün olamaz herhalde. Oysa 28 Şubat günlerinde geçerli olan irtica ve bölücülük konseptleri dolayısıyla halkın şu veya bu yolla neredeyse tamamını kapsayan bir husumet zincirinin parçası kılınması sağlanmıştı. Yargının ve üniversite rektörlerinin katıldığı brifingler yoluyla kendini hemen duruma ayarlaması bu durumu olağanlaştıran en önemli etkendi kuşkusuz. Bu olağanlığın çok konjonktürel olduğu ve eninde sonunda bu akıl-dışılığın bütün çıplaklığıyla açığa çıkacağı ve bunun sorumlularını yargılayacak sağlıklı bir aklın devreye gireceği belliydi. Bunu görmek için rövanşist duygularla hareket ediyor olmak gerekmiyordu.

Henüz o kıvama da gelmiş değil ama başörtüsü yasağında izlenen hukuk ihlalleri de uygulayanları hesap vermek zorunda bırakacak bir pervasızlığın eseridir ve eninde sonunda bu da olacaktır. Emine Hanım'ın başörtüsü yüzünden Nejat Uygur'u ziyaret edemediğini o gün de okumuştuk gazetelerde ama bugün bu olayın ne kadar küstahça bir tutumun eseri olduğu daha ayan beyan ortaya çıkmış durumda. Aslında o gün de ayan beyandı ama bunu herkes aynı şekilde göremiyordu.

Yine 28 Şubat günlerinin şartlarında iki müfettişin yalan yanlış şahitliklere dayanarak birin mürteci veya bölücü olduğunu tespit etmesi halinde sorgusuz sualsiz kamu görevine son verilmesi öngörülmüştü. Nazi zulmüne denk bu yasama meclisten çıktığında medya bırakınız bu kanunun ne kadar akıl ve hukuk dışı bir kanun olduğunu göstermeye çalışmasını değişik üniversitelerde kaç mürteci ve kaç bölücü olduğunun tespitine ve ifşaatına başlamıştı bile.

Devran döndüğünde aklın başka türlü çalışması mukadder oluyor. Generallerin de eşit vatandaşlar gibi mahkemelere çıkmasına o kadar alışmaya başlamışız ki, başbakanın haberdar olduğu balyoz planına karşı neden tedbir almamış olduğunu bugün sorabiliyoruz. Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde vatandaşının büyük çoğunluğunu düşman olarak kodlayan bir anlayışı bugün kimsenin normal görmesi mümkün olmuyor. Oysa MGSB'nde tehdit konsepti "irtica" olarak ilan edildiğinde buna vatandaşları temsilen medyanın veya sivil toplum kuruluşlarının topluca isyan etmesi gerekirken o günlerde geçerli olan aklın etkisi altında herkes mürteci avına çıkmıştı.

Bugün başbakan normal olanı ilan ediyor. Bir devletin kendi vatandaşını tehdit olarak görmesi mümkün değildir. Mürteci, bölücü, Alevi, komünist veya ateist hiçbir vatandaş devletin düşmanı olarak görülemez. Bu normal olandır, ama Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı uzak olduğumuz bir normal... Vatandaşını tehdit gören bir yaklaşımdan iç tehdit kavramının bulunmadığı bir anlayışa doğru yaşanan süreç radikal bir değişimi ifade ediyor. Bu değişimin gözüyle görünenden çok daha fazla dostumuzun olduğunu görüp bunu bereketini yaşayabiliriz.

Düzeltme: Alevi Çalıştayı üzerine son yazımda Prof. Hüseyin Hatemi'nin çalıştay esnasında yazdığı bir gazeli sizinle paylaşmıştım. Hoca tamamen aruz vezni endişesiyle "Zira hammda türkü söylemenin zevki tâm olur" şeklindeki son mısradaki "zira" kelimesinin hazfedilerek şu şekilde düzeltilmesini istedi : "Hammâmda türkü söylemenin zevki tâm olur"

 

Yenişafak


Bu yazı 52 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (19 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2390254
     

     
    11
     

      07 Eylül 2010 Salı