Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
07 Şubat 2010
     EMASYA yeter mi?
     Gülay GÖKTÜRK
EMASYA Protokolü artık yok. Yakında İç Hizmet Kanunu'nun 35 maddesi de tarihten silinecek.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de bambaşka bir şekil alarak şimdiye kadarki kullanış amacına hizmet etmeyen bir belge haline gelecek; yani fiilen yok olacak.

Bütün bunlar, Türkiye'de rejimin yaşadığı büyük dönüşümün tezahürleridir. 1923'te kurulan yarı demokratik yarı askeri rejimin yerini sivil ve demokratik bir rejimin alması olarak tarif edebileceğimiz sürecinin adımlarıdır. Bu süreç geri dönülmez bir süreçtir. O yüzden de eski düzeni korumak isteyen sivil-asker bütün kesimlerin artık gerçekçi olmaya başlamalarında; değişimle inatlaşmayı sürdürmek yerine; devletin geçirdiği bu transformasyona uyumlu bir sivil-asker ilişkisinin nasıl oluşturulacağını, ordunun bu yeni döneme uyum sağlaması için neler yapılması gerektiğini ciddi ciddi düşünmeye başlamasında yarar var.

EMASYA Protokolü'ne dönersek;

Evet, bu protokol 28 Şubat rejiminin sembollerinden biridir ve kalkması sadece pratik sonuçları açısından değil, sembolik açıdan da önemlidir. 28 Şubat'ın bin yıl süreceğini uman sivil asker bütün kesimler açısından öğreticidir.

Ama biliyoruz ki, sorunumuz EMASYA Protokolü'nün kalkmasıyla bitmiyor. Karşımızda iç güvenliğin sivilleşmesi gibi çok daha büyük ve kapsamlı bir sorun var.

Daha temelde sorulması gereken soru şu: Askeri bir yapılanma olan jandarmanın iç güvenlikteki rolü demokratik bir rejimde kabul edilebilir bir durum mudur?

Parçası olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği normlarına göre (Mesela Avrupa Konseyi Polis Etiği Kuralları'na göre) iç güvenlik hizmetleri sivil otoritenin emir ve denetimi altında yürümesi gereken sivil bir hizmettir. Bunun da ötesinde, iç güvenlik sektörünün hizmetlerinin denetimi sadece merkezi hükümetin yerel temsilcileriyle de sınırlı değildir; sivil toplumun katılım ve denetimine de açık olmalıdır.

Oysa bizde, iç güvenlik sektöründe jandarmanın ağırlığına baktığımızda, Jandarma Genel Komutanlığı'nın asayişi sağlamakla görevli olduğu alanın 2005'te Türkiye yüzölçümünün yüzde 91'ini kapsadığını görüyoruz. Deniliyor ki, bizim mülki idare sistemimizde jandarma birimleri illerde valilerin, ilçelerde ise kaymakamların -yani sivil otoritenin- emir ve denetimi altındadır. (Yani sivil otoriteye bağlılık şekli olarak sağlanmıştır.)

Oysa bunun kağıt üstünde bir kural olduğu Türkiye'yi biraz tanıyan herkesin bildiği bir gerçek. Çünkü jandarma birimleri kağıt üzerinde illerde valilere, ilçelerde kaymakamlara bağlı olsa bile, Jandarma Genel Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası ve örgütlenme biçimi, terfi ve sicil sistemi, personel eğitimi ve öğretimi açısından Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı.

Peki biz, sicil amiri Jandarma Genel Komutanlığı olan bu birimlerin mahalli sivil otoritelere bağlı olarak çalışabileceğine; valiler ve kaymakamlar tarafından yönetilip denetlenebileceğine nasıl inanırız? Daha da ötesine geçerek bu güçlerin Avrupa normlarının öngördüğü gibi şeffaf olabileceklerine, sivil toplum kuruluşlarının katılımına ve denetimine açık olabileceklerini nasıl umabiliriz?

Nitekim, mülki ve idare amirleri de bunun mümkün olmadığını düşünüyor. İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin birlikte yürüttüğü bir araştırmanın sonuçlarına göre ( Mülki İdare Amirleri Araştırması) mülki idare amirlerinin yüzde 84.1'i kolluk güçleri üzerindeki yetkilerinin yetersiz olduğunu düşünüyor. İstenen yetkiler arasında özellikle "jandarma üzerinde sicil ve disiplin yetkisi" yüzde 89.4 ile öne çıkıyor.

Kısacası, iç güvenliğin sivillerin denetiminde olması jandarmanın bugünkü yapısıyla mümkün değil. Gerçek durum, ordunun jandarma üzerinden İçişleri Bakanlığı bünyesindeki polis

teşkilatına paralel bir görev alanı oluşturmuş olduğu gerçeği... Üstelik bu görev alanı sürekli olarak genişletilmeye (EMASYA protokolü örneğinde olduğu gibi) çalışılıyor; polise görev devri söz konusu olduğunda büyük bir direnç gösteriliyor.

Jandarma bu yapısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rejim üzerindeki siyasi rolünün birincil araçlarından birisini oluşturuyor. (Murat Aksoy, Jandarma, s. 213, Almanak Türkiye 2006-2008, TESEV)

Demek ki, EMASYA Protokolü'nün iptali, Türkiye'nin jandarma sorununu çözmesi için yapılacak işlerin sadece başlangıcıdır. İç güvenliği sivillerin denetimine almak ve Avrupa standardına getirmek için daha yapılacak çok şey, alınacak çok yol var.

Bugün


Bu yazı 66 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397533
     

     
    9
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi