Peygamber ocağı çeşitli entrikalarla sivil iktidarı devirme planları yapmaz, bünyesinde kozmik oda barındırmaz, silahları toprağa gömüp faili meçhul cinayet ve olaylarda kullanmaz.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ son günlerde olup bitenlere çok kızmış. Niye kızmasın, “TSK içinde olup biten cunta faaliyetlerine akıl ve vicdan sahibi olanlar inanamıyor, bu yüzden Başkan’ın kızması normal” diyeceksiniz. Hayır, Sayın Başbuğ’un endişesi, üzüntüsü, kızgınlığı bu yüzden değil. Onun problem olarak gördüğü, dışarıya bilgi sızdırılmasıymış.
Yıllardır TSK’nın çeşitli kademelerinde süregelen cunta faaliyetlerinin varlığından rahatsız olması gerekirken, bilgi sızmasından şikâyetçi Genelkurmay Başkanı. Daha fazla bilginin sızmaması için Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil tüm kişi ve kurumlardan deliklerin kapatılması için yardım istiyor.
Hiç kusura bakmayın ve de konuyu çarpıtmayın; vatandaş ordusunun pisliklerden arınmasını istiyor. Sıradan vatandaşın ödediği vergilerle maaşı verilen subaylarımız/paşalarımız seçilmiş iktidarın aleyhine çeşitli dümenler çevireceklerine ülkeyi dış tehditlere karşı korumalıdır. TSK üst yönetimi kendi vatandaşlarını iç tehdit olarak görmekten vazgeçmelidir.
Sayın Başkan “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu cami bombalar mı?” diyor. Biz niye bilmiyoruz, ne zaman, kime karşı ordumuz “Allah Allah” diye taarruz etti? En son Temmuz 1974’de Kıbrıs Barış Harekâtı var benim bildiğim. Orada da “Allah Allah” dediyse Mehmetçik demiştir, generaller değil.
“Silahlı Kuvvetler’de hata yapan olabilir, biz bu hata yapanları Silahlı Kuvvetler’de barındırmayız” diyor Sayın Başkan. Hangi subayı ya da generali cunta faaliyetinde bulundu diye Silahlı Kuvvetler’den tard ettiniz? Sadece bir tane örnek veriniz. Yok! Disiplinsizlikten, irtica ve terör faaliyetlerinde bulundular diye Silahlı Kuvvetler’den ilişkisini kestiğiniz subay çok ama cuntacılıktan dolayı, darbe planladığından dolayı ilişkisini kestiğiniz bir kişi dahi yok. Siz TSK’da yasal olmayan cunta faaliyetleri, darbe planları içinde olanlarla ilgili bilgileri dışarı sızdıran kişileri barındırmıyorsunuz sadece.
Bütün bu olup bitenlere rağmen, sorumluluk ve yetki sahibi, yüksek makamlar işgal eden büyük büyük adamlar hâlâ “Asker ocağı peygamber ocağıdır” diyebiliyorlar. Altı ay kısa dönem askerlik yaptım hiç “Allah Allah” dediğimizi hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa beri gelsin. “Yaylalar yaylar…” ve “Ey havacı Erbaşlar” ile başlayıp, “Sarışınlar, esmerler, kumrallar fark etmez, çünkü biz erbaşız, erbaşlar affetmez...” ile devam eden saçma sapan şarkılar eşliğinde askerlik yaptık.
Ortaokuldan sonra ailelerinden alıp yıllarca yetiştirdikleri öğrencilerin evlerine habersiz subaylar gönderip anası bacısı başörtülü mü, babası sakallı mı diye kontrol ettikleri, fişledikleri bilinen bir gerçektir. Bu da yetmiyormuş gibi, seçimle işbaşına gelen hükümetlere, başbakanlara, hadlerini aşarak hakaretlerde bulunup, tehdit ederek yol göstermeye, yön vermeye çalıştılar. Asıl bunlar peygamber ocağında olmaz. Peygamber ocağı halkını fişlemez, camisini bombalamaz, kaos ortamı oluşturup binlerce vatan evladının öldürülmesine vesile olmaz ve sonra da darbe yapmaz. Peygamber ocağı çeşitli entrikalarla sivil iktidarı devirme planları yapmaz, bünyesinde kozmik oda barındırmaz, silahları toprağa gömüp faili meçhul cinayet ve olaylarda kullanmaz.
Kısacası peygamber ocağı vatandaşı, milleti ve sivil iktidarıyla barışık yaşar. Değerlerine, geleneklerine saygı gösterir ve halkını potansiyel bir iç tehdit olarak görmez.
Yanlış anlaşılmasın, benim mevzu bahis ettiğim TSK üst kademesindeki subay ve generaller içindeki darbe yanlısı, sivil iktidar düşmanı kişilerdir. Elbette ki bunlar ordumuzun sayı bakımından çok az bir kısmını, ancak yetki/güç/sorumluluk açısından büyük bir bölümünü teşkil etmektedirler.
Ortada ciddi bir sorun var. Bu hepimizin sorunudur. Özellikle de sivil iradenin yansıması olan Meclis’in, vekillerimizin ve de hükümetimizin sorunudur. Kendileri için ülkemizin, şehirlerimizin en güzide yerlerini en güzel binalarını ayırdığımız, en iyi imkânlarımızı sunduğumuz, göz bebeğimiz TSK’nın derhal içindeki kazurattan arınması gerekir.
Bunun yolu da bellidir. Genelkurmay görünüşte Başbakanlığa bağlı özerk bir cumhuriyet olmaktan çıkıp Savunma Bakanlığı’na bağlı, sivil iradenin emrinde bir kurum haline dönüştürülmelidir. Tüm gelişmiş ülkelerde olan da budur. Medeni hayat içinde, şehirleşmiş modern kültürlerde üniformalı askerlere ve sokaklara çıkan tanklara rastlamazsınız. Genelkurmay başkanlarının, kuvvet komutanlarının ve de generallerin adını bilmezsiniz. Onlar ancak savaş hallerinde gündeme gelirler.
İktidarıyla, muhalefetiyle tüm milletvekillerinin derhal bu konuda zaten çok gecikmiş olan yasal düzenlemeleri yapıp ülkemizin önünü açmaları gerekir. Aksi takdirde ülke geleceğini topyekûn tehlikeye atmış oluruz. İlkel toplumların önemli sorunlarından biri olan darbelerden ve darbe senaryolarından kurtulmamız gerekir artık.
ALİ SOYLU
Taraf