Editör
Kılık Kıyafet Yönetmeliği

Yavuz Yılmaz
Aydın Üzerine

Sinan KARA
Lider, kardeşlik, Fitne/Fesat ve Eleştiri Üzerine

Murat BİÇER
Kendine Gelmek İçin Kurban Vakti

Zeki Savaş
Muhaliflerin Birbirleriyle Savaşı da Bu Savaşa Destek Olmak da Doğru Değildir

Mehmet Taş
Akil Adamlar Adıyaman Buluşması

Necmiye İkra Yener
13 Yıl Sonra...

Mustafa Naim
Hayırlı Bir Farklılıkla Tarihe Not Düşmek

Şeref Sidar
Aristokrat Müslümanlar

Muhammed Yıldırım
Suriye Üzerinden Türkiye Müslümanlarına Birkaç Soru

Nesip Hiçyılmaz
Özgürlük ve Özgünlük -2-

Hasan el-Basri


Cemil BAYIK


BİZİM TOPRAĞIN DİLİ


Yazar Sabiha ÜNLÜ’nün uzun bir zaman ve emek harcayarak kaleme aldığı romanı “Bizim Toprağın Dili” Öze Dönüş Yayınevinden çıktı.
 

 
 
 
04 Kasım 2012
YazdırFacebook Twitter
     Stratejik Yönetimin En Temel Öğeleri ve Üç Mektup Önermesi

     Sinan KARA

Başarı, birden fazla etkenin bir araya gelmesiyle tamamlanabilen bir olgudur. Bu etkenlerin içinde elbette ki, Allâh’ın tevfiki olmazsa olmazlardandır. Başarıyı yakalamak, eldeki verilerin doğru ve anlaşılır bir biçimde masaya yatırılması ve madalyonun iki yüzünü görebilmek ile doğru orantılıdır. Madalyonun bir yüzünde konjonktürel dünyevî gerçekler diğer yüzünde ise, Cemal ve Celal sıfatlarıyla Rabbül Alemin vardır.

Mesafe, değer yargıları cihetince ve kabiliyet oranınca alınır. Hedefsiz yürüyüş, bir dairenin etrafında amaçsızca yol almaktan başka bir şey değildir. Evvelen, emsallerden ders çıkararak, çıkardığı dersi kendi gerçekliğine oturtarak; saniyen, alması gerekeni ıskalamadan pay çıkarabilendir, akıllı adam. Oynanan oyunları analiz etmeye çalışan kişiler, kendi varoluşlarını analiz edemiyorlar ve oynanan oyunlardan çıkardıkları sonuçları, kendi varoluşsal gayelerine basamak yapamıyorlarsa, dikkat çekmeye çalışan ve bunu aşırıya kaçıran kişiler oldukları açığa çıkar.

Plansız, programsız, hedefsiz, stratejik derinliği olmayan kaidelerle, yürüyüş geliştirenlerin varacağı yer; hedefleri olanların belirlediği yerden başka bir yer olmayacaktır.

Misyonsuz yürüyüş geliştirenlerin varacağı yer de, durdukları yerden farklı olmayacaktır. Bütün bu önermelerimizle şunu iddia ediyoruz; stratejik yönetimi ve öğelerini ele almadan, içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak muhaldir. Bu sebeple, dertlerimiz arasında başat olduğuna inandığımız bu mevzuyu irdelemek istedik.

İslâm dünyası denildiğinde 30 milyon km2’yi bulan bir yüzölçümü üzerinde, 1 milyar 300 milyonu geçen nüfusun yaşadığı, İslâm Konferansı Teşkilatı üyesi 57 ülke ve 80 dolayında çok büyük bir güç olan Müslüman topluluktan söz ediliyor. Ne var ki, bugün şuurlu/şuursuz hiçbir Müslüman, içinde bulundukları durumdan memnun değildir.

Karşı güçlerin hedef birliği içinde olması, plan ve proje dahilinde yol alması, stratejik öngörülerle, ‘denge ve denklem’ sistematiğinde mantık geliştirmelerine karşılık, biz Müslümanların ise;  oynanan oyunlara, ancak analiz edecek kadar vakit ayırmamız, bu realitenin söylev/nutuk tarafında olduğumuzun bir göstergesi.

     
Misyon ve Vizyon

Misyon bir olgunun var olma nedenidir, hayattaki rolüdür. Vizyon peşine düşülen hayal, misyon ise bu hayale kavuşmak için özelleştirilmiş ve başarılması gereken bir amaçtır. Öyleyse amaçlara; kabul edilebilir, ulaşılabilir, tanımlanmış, motive edici, birbiriyle uyumlu ve maliyeti hesap edilerek, ancak ulaşılabilir. Görevimizi ifâ ederken, amaç edindiğimiz vizyona doğru ilerken; dert edinmeden, bedel ödemeden, çocuklarımızı dahi imtihan aracı olarak görmeden, haşredileceğimizi sanıyorsak, büyük bir yanılgı içinde olduğumuzu bilmeliyiz. "Mallarınız ve çocuklarınız bir fitne (imtihan)dir, Allâh, onlarla sizi imtihan etmektedir. Allâh ise, işte büyük ödül O'nun yanındadır (kim Allâh sevgisini mal ve evlat sevgisinden üstün tutarsa o, Allâh'ın yanındaki mükâfata erişir" (Teğabun, 64/15)
Hedeflerimize doğru yol alırken, vahyin bize sunduğu, tüm ışıkları ve işaret taşlarını doğru okumamız, vizyonumuzu anlaşılır kılacağı gibi, misyonumuzun da temel taşlarını ve kırmızı çizgilerini belirlemiş olacaktır.


Strateji ve Taktik

Strateji de tıpkı vizyon gibi, mevcut durum ile ilgili değil gelecekle ilgilidir. Vizyon daha soyut bir gelecek tanımlaması iken strateji ona göre biraz daha somut bir nitelik gösterir ve daha gerçekçi bir istikamet verir. Şüphesiz vizyon ile strateji arasında hiyerarşik bir ilişki vardır. Seçilen stratejiler, vizyonunun gerçekleştirilmesine yardım eder. Din-i İslâm’ın rehberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)’nın yaşantısından alacağımız emsal ile vahiy öğretilerini harmanlayarak, günümüz gerçekliğine oturtma becerisini gösterebilirsek, bunun karşılığında bir görüş birliği/icmâ, vücuda getirmiş olacağız ki, bu başarı yeni stratejimizin derinliğini oluşturacaktır. Gel gör ki bugün, örnek olmaya aday herhangi bir hareket stratejisi, şu ticari strateji örneğinden ne kadar uzaktadır sizce?

“Yeni atanan yöneticiye yerine geldiği önceki yönetici tarafından üç mektup verilir. Ve yöneticiye, bu üç mektubu bir kriz ile karşılaştığında teker teker açmasını söyler. Atanmasından kısa bir süre sonra yönetici bir kriz ile karşılaşır ve ilk zarfı açarak içerisinde bir tavsiye bulunan bir kağıt bulur. Bu kağıdın üzerinde şöyle denmektedir; “Kendinden önceki yöneticiyi ve kabinesini suçla/karala”. Bu tavsiyeye uyar, bu şekilde ilk krizi atlatır. İki sene sonra daha büyük bir kriz ile karşılaşır ve ikinci zarfı açarak içindeki tavsiyeyi okur; “yeni bir stratejik planlama sistemini uygula” demektedir. Tavsiyeyi tutar, bu krizde kolayca atlatılmıştır. Ancak beş yıl sonra yeni bir krizle daha yüz yüze gelir ve emin adımlarla gider üçüncü ve son zarfı açar ve içerisindeki son tavsiyeyi okur; Üç Zarf Hazırla.”

Demem o ki, daha ne kadar suçlayarak ve çevremizde suçlamadığımız daha kaç kardeşimize/çevreye sıra geleceğini anımsayarak; deneme ve yanılma yollarıyla dahi, ne kadar mesafe alabileceğimizi hesaplayamazken, bize destur olacak kaideleri anlamaktan imtina ederek, nereye kadar… ne zamana kadar… üç zarfı hazırlamakla meşgul olacağız. 

İslâmî hareket stratejisinde, suçlama, karalama, kısa vadeli hesap içeren planlamalar olamayacağı için; kalp/gönül gözü açık, erdemli, iyi huylu, manevi kuvvete sahip, sağlam duruş gösteren, üstün zekalı, büyük bir dikkati açığa çıkarabilen, olgunlaşmış akılla, kötü durumlara katlanabilen ve dayanabilen… özelliklere haiz şahsiyetlerle ve bu şahsiyetlerin getireceği önermelerle, krizlerin rahatlıkla aşılabileceğini düşünüyoruz.

Taktik, stratejinin gerçekleşmesine yardımcı ayrıntılar ve hatta programlardır. Bunun içindir ki, her stratejiyi uygulamaya koyacak, uygulamayı sağlayacak bir takım taktikler mutlaka gereklidir. Bu nedenle taktik, stratejiyi gerçekleştiren bir araç, onun vazgeçilmez devamıdır. Kim olursa olsun, mücadele, nasihat, öğüt ve davet, "hikmet" çerçevesinde ve en güzel şekilde yapılmalıdır: Nahl Suresinin 125'inci ayetinde şöyle buyurulur: "Allâh yoluna hikmetle çağır, iyilikle nasihat et, yumuşak yaklaş, onlarla güzelce mücadele et." Mukaddes yolculuğun vazgeçilmez taktiği; doğruluk, dürüstlük, hikmetle çağırma,  iyilikle nasihat etme, yumuşak yaklaşma ve güzelce mücadele etmektir. Dini Mubinimizde, taktik ve strateji, Qur’anî beyanlarla ve Efendimiz’in (s.a.v.) yaşantısıyla bize sunulmuş olup, şeytanî ve seküler tüm öğretilerden beridir. Allâh (c.c.) devletler çapında ve bireyler olarak, gayr-i Müslimlere karşı nasıl hareket etmemiz gerektiğini, ne kadar güvenmemiz gerektiğini çeşitli ayetlerde açıkça belirtmiştir. Onlarla olan ticari, içtimaî ve kültürel ilişkilerimizin hangi ölçüde olacağı bellidir. Onlarla olan ilişkilerimizde kendi özümüzü koruyamayıp, onlara benzemeye çalışırsak, Qur’an’ın taktik ve stratejisinin dışına çıkmış oluruz.
 
Müslümanların müşriklerle savaşması, Qur’an’da ‘karşılıklı mücadeleyle’ ifade edildiği halde; İslâm Düşmanları, strateji uygulamak için, Hampher, Lawrence gibi, müslüman kılığına soktukları ajanlarla ve Hampher’in hatıratında, 1700’lü yıllarda, bu vazife ile beş bin İngiliz ajanın İslam ülkelerinde faaliyet gösterdiği çalışmaların etkisiyle; adeta müşrik olanlara durup durdukları yerde, savaş açmak ve yok etmek anlamında, güzel dinimizi yanlış servis ederek, bizi bugün çözülemez, birbirine karışmış bir ip yumağıyla baş başa bırakmışlardır. Allah’ın ipine sımsıkı sarılmadan, bu ip yumağını çözebilmemiz mümkün müdür? Hadi bakalım, birbirimizi karalamaya, suçlamaya devam edelim.  Ufuksuz perspektifler ve kısır döngülerle, Qur’an’ı Azimuş-şan’ın nurundan çok uzaklarda, karanlık dehlizlerde, üç zarf hazırlamakla meşgul olalım.

Takdiri, tastiği ve tanzimi Allâh’tan olan taktiklerle başarıyı aramak, zannedildiği gibi inanan güçleri, sadece ahirette değil, dünyada da muzaffer kılacaktır. Rıza-i lillâh uğruna verilen mücadelenin karşılığı, Allâh katından olacağı için, verilen mükâfat, veren el kadar muazzam olacaktır. Büyük davanın büyük erleri; bu kadar büyük ve mukaddes bir yolculuğun kerbelasında, yezidi suskunlukla, Huseyin’i (r.a.) ne kadar yaraladıklarının farkındalar mı? Asl olanın, aldığımız nefesi sahibine geri vermek olduğunu söylemeye gerek var mı? İslâm’a karşı uygulanan taktik ve stratejilere karşı nasıl savaşacağımızı bilmiyorsak, nasıl yetişeceğimizi/olgunlaşacağımızı da mı bilmiyoruz?

Yumuşak karnımızı (mezhebçilik, bölgeselcilik, ulusalcılık, cemaatçılık, kibir, riya, ucb, zaaf, paranın imana galebe çalması, modernizm, kafa karışıklığı-kavram kargaşası…) bizden daha iyi tahlil edenlerle, nasıl mücadele edeceğimizi bilmiyorsak, dinimizi ve kendimizi onlara karşı nasıl koruyacağız. Âlimlerimiz, aydınlarımız ve bilgelerimiz, aramızdaki tahrifatları azaltarak; mezhebî ve diğer farklılıklarımızın, zenginliğimiz olduğunu,  bu durumun, bizi halef ve selef yapmaması gerektiğini, ikrar etmelerini bekliyoruz. Ali’nin Osman’dan, Osman’ın Ali’den farklı özellikleri olabilir, birileri tarihte bu özellikleri kendi zaaflarına karşılık, kötü niyetlerine mal etmiş olabilirler… Bizim için biri, hayanın, yekdiğeri ise, ilmin/cesaretin kapısıdır. Konuya bu taraftan bakarak ve çocuklarımıza Ali Osman ismini takarak, tefrikaya mahal veren düşüncelerden berî olduğumuzu ispat etmeliyiz. “Bölünüp parçalanmayacağız.” “O’nun nimetiyle kardeş olduğumuzu” hatırlayacağız, "Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâ'dettiklerimi vereyim" ayetlerini şiar edineceğiz ve “Allah’ın ipine sımsıkı tutunacağız”… ‘Bir’ olan Rabbimiz, bizi birleştirmek için bütün bunları haykırıyorsa, bizim de; bu ilahi mesaja kulak vermemiz ve ‘bir’ olmamız gerekmez mi?
 
        Yöntem ve Plan

       Yöntem ile programın birbirlerine benzer yönleri, uygulamaya daha yakın olmaları ve bir işi veya bir işlemi ilgilendirmeleri nedeniyle, birbirlerini tamamladıkları söylenebilir. Önemli hususlardan biri de yöntemin özellikle stratejiye nazaran standartlaştırılma özelliğinin olmasıdır. Yöntemler çeşitli sorunların çözümünde kullanılan usullerden ibarettir. Bu açıdan bakılırsa, stratejik planlama da bir sorun çözme yöntemidir. 1400 yıldır Muaviye kültürünün gölgesinde, hedef belirleyemeyen İslâm güçleri, birçok konuda olduğu gibi yöntem konusunda da hemfikir olamamış, farklı/türlü yöntemlerle hareket belirleme yoluna gitmişlerdir. Çok üzücü olan durum ise, Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) yaşadığı badirelere ve vahyin yol işaretlerine rağmen; ortak bir yöntemin geliştirilememesidir. Müslümanların arasındaki ayrılıkların ve bir türlü ulaşamadığımız vahdetin yegâne sebebi de, bu yöntem farklılıklarıdır. Amacı, şeriatı ve misyonu aynı olan hareketlerin, birlik içinde hareket belirleyememelerinin bu yöntem farklılığı olduğunu ilk öğrendiğimde daha 14 yaşındaydı ve o aklımla cemaatler büyümek için bunu yapıyorlar, sonra Qur’an’ın etrafında birleşecekler demiştim. Meğerse yanılmışım, onlar büyüdükçe, kalabalıklaştıkça yani şimdiki aklımla; nicelik, keyfiyetin önüne geçtikçe, içinden çıkılmaz bir hal almıştır durum. Hedeflerinin, amaçlarının ve misyonlarının bir olduğu ama taktik ve stratejilerinin ayrı olduğu düşünülürse, Müslümanların; ayrılıkta inat etmelerine bir sebep kalmaktadır; ucb. 

      
Strateji uzun süreli seçimler ve amaçlarla ilgilidir. Plan ise amaçlara ulaşmak için araçlar ve yolların kararlaştırılması ve kabaca neyin nasıl yapılacağının saptanmasıdır. Plan kavramı genel olarak strateji, politika, yöntem ve program olarak izah edilen bütün kavramları kapsamına almaktadır. Plansız ve programsız böylesi büyük bir davaya hizmet etmek mümkün mü? Müslüman kimliğin şanıyla/ azametiyle yeryüzünde yürüyen halife, kan ağlayan yüreğimizle dua ediyoruz; bir olan Allâh’a iman etmiş, ama ‘bir’ olamamış Müslümanlara, akıl/fikir ve dayanışma ruhu ver Allâh’ım…
 Âlimlerimiz, aydınlarımız yolumuza ışık tutmayacaksa şimdi, türlü bahanelerin arkasına sığınarak; Rabbimize, bize sundukları savunmalarla mı hesap verecekler? İletişim çağında, inananlara ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir dönemde, yol-yordam göstermeyeceklerse bize, bu kadar bilgiyi/donanımı kafalarında mezara götürmenin ağır vebalini nasıl kaldıracaklar?! Bireysel çalışma yaptıklarını iddia ederek, bilgilerini topluma ulaştırmanın gayretine girmeyeceklerse, teknoloji çağının vebalini nasıl kaldıracaklar üzerlerinden. En kutsal değerlerimizin üzerine kasem olsun ki, iki elimiz onların yakasında olacaktır!... Onlar köşelerine çekildikçe, başköşelerde yerlerini almadıkça, kendilerine göre büyük, davamıza göre bahane olan savunmalar, onları hesap günün de kurtarabilecek mi?
Stratejik yönetimin en temel öğesi tepe yöneticileridir. Çağımızda yöneticiler de değişim rüzgarlarından soyutlanamamaktadır. İyi bir yönetici her şeyden önce kendini yönetebilen biri olmak zorundadır. Verimlilik ve zamanlama problemlerini çözmüş ve toplam kalite anlayışını kendi hayatına uygulamış biri olması lazımdır.

Müslüman yöneticiler için, Resul-i Ekrem (s.a.v.) -tartışmasız- rol model kapsamında, en önde gelen şahsiyettir. Bunun içindir ki, Efendimiz (s.a.v.)’in yaşantısı, mücadelesi, sabrı, en kötü koşullara rağmen dik durması, mevcut hiçbir fikirden ve olaydan etkilenmemesi; marjinal, sığ, tepkici ve kasvetli hallerden beri olması, analiz gücü, öngörüleri, hedefe kilitlenmesi, ne pahasına olursa olsun taviz vermemesi, münafıklar listesi elinde olduğu halde kimseyi suçlamaması, vücuduna isabet eden onca taşa rağmen, beddua etmemesi ve mücadeleden de el etek çekmemesi… Böylesi hazır bir rol model var iken, gerek fikir bazında ve gerekse mücadele metodunda, sağa-sola kaymadan hareket belirlemek, çok mu zor?  

 

Selam ve dua ile


Bu yazı 1400 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
ali yavuz 09 Kasım 2012 15:38:32

bu ilkeler ve yol gösterici işaretlker, ipuçları iş dünyası içinde gecerlidir. allah razı olsun..


 
DOSYA
 
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat
ŞİİR
 
  • Gürsel ÇOPUR
    Kuyudan Çıkmayan Çocukluk
  • SON GELEN YORUM
  • merve kılıç
    Suriye de hormonlu devrim!!!
    suriye de veya başka bir ülkede bir rejimi begenmeyişimiz.o rejimin her konuda haksız olduğunu
  • MODERN İNSAN din, aşk ve mutluluk ÇIKTI
    BİZİM TOPRAĞIN DİLİ ÇIKTI
    YENİ ANAYASA VE TALEPLERİMİZ (YENİ) (10_YORUM)
    Seçimler sona erdi… Polemikler, ham vaatler, popülist öneriler, hamaset dolu nutuklar kısa süreliğine de olsa yerini gündelik siyasetin olağan seyrine bıraktı. Seçim sürecinde önemli bir argüman olarak kullanılan “yeni anayasa” konusu önümüzdeki dönemin temel gündemini oluşturacaktır. Anayasalar, kurucu ve bütün hukukî uygulamaların referansı olan metinlerdir. İyi yasaların, adaletsiz yöneticiler;...>>>

     
      Sizce Ortadoğu'daki gelişmeler toplumsal bir uyanışın mı göstergesi?

      Yaşananları yorumlamak güç. Net bir fikrim yok.
      Evet. Yaşananlar halkların uyanışıdır.
      Hayır. Bu, batılı güçlerin etkilediği bir süreçtir.

    Unutma sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.

    Descartes
     
     
    6439977
     

     
    10
     

      31 Ağustos 2014 Pazar  
     
     
    beyaz.net - bilisim - network - web uygulamalari