Editör
Kılık Kıyafet Yönetmeliği

Hasan el-Basri


Cemil BAYIK


BİZİM TOPRAĞIN DİLİ


Yazar Sabiha ÜNLÜ’nün uzun bir zaman ve emek harcayarak kaleme aldığı romanı “Bizim Toprağın Dili” Öze Dönüş Yayınevinden çıktı.
 

 
 
 
02 Ağustos 2008
YazdırFacebook Twitter
     Camilerin İşlevi

     Zeki SAVAŞ

Din-devlet ilişkilerinde dini alanların tamamen özgür olması gerekir. Devletlerin dini alanları doğrudan veya dolaylı kontrol altına alması, din ve dini hayat için büyük tehlikeler meydana getirir. Laik bir devletin dini alanları kontrol altına alması ise, hiçbir surette kabul edilemez.

Dini özgürlükler alanında camiler mevzusunu, işlevleri açısından incelemeye devam edeceğiz. Dinin temel kurumlarından olan camilerin, bugün içinde bulunduğu durumun vahametinin daha iyi anlaşılması için camilerin tarihsel işlevini hatırlamak yararlı olacaktır.

Camilerin, İslam’ın doğuş ve gelişim yıllarında ibadet merkezleri olmanın yanında üstlendiği diğer temel fonksiyonları şöyle sıralamak mümkündür:

İslami öğretim ve eğitim merkezleri

İslam’ın yayılma üsleri

Adliye merkezleri

Dış işler bakanlığı

Meclis

Karargâh

Hastane

Misafirhane

Bir önceki yazıda camilerin İslami öğretim ve eğitim açısından İslam tarihi boyunca üstlendiği rol ele alınmıştı. Bu yazıda ise, diğer alanlar incelenecek.

İslam’ın yayılma üsleri

Camilerin temel işlevlerinden biri, İslam’ın yayılma merkezleri olmasıdır. İslam’ın bidayesinde İslam orduları bir beldeyi fethettiğinde yaptıkları ilk iş, orada bir cami inşa etmekti. İnşa edilen cami, fethedilmiş belde halkına İslam’ın ulaştırılmasını sağlayan üs görevini görür ve o belde halkı zorla değil, cami merkezli faaliyetler sonucu özgür iradeleriyle İslam’ı kabul ederdi. Çünkü bu camilere İslam âlimleri ve düşünürleri davet edilir ve o bölgede davet ve tebliğ faaliyetlerini yürütürlerdi. Fethedilen beldelerin halkına, İslam zorla dayatılmazdı. Önce hürriyet ortamı oluşturulur, arkasından da özgür ortamda insanlarla cami merkezli düşünsel diyaloglar kurulurdu.

Fethedilemeyen beldeler için de farklı taktikler izlenirdi. Birincisi, İslam beldelerinin dış sınırlarına cami inşa edilir ve bu camilerden İslam’ın sadasının ve mesajının küfür beldesine nüfuz etmesi sağlanırdı. Camiler, vahyi mesajın yayılmasını sağlayan çok güçlü merkezler mahiyetindeydi.

İkincisi, antlaşmalarda küfür beldesinde cami inşasına izin verilmesi ve caminin güvenliğinin sağlanması istenir ve böylece askeri ve siyasi olarak fethedilmeyen beldeye İslam’ın camiler vasıtasıyla ulaşması sağlanırdı.

Üçüncüsü, Müslüman tacir ve seyyahların küfür beldelerindeki güzergâhlarında camiler inşa etmesiydi. İslam, bu yöntemle Uzak Doğu’dan Afrika kıtasına kadar çok geniş bir alana yayıldı. İslam ordularının giremediği ve ulaşamadığı bölgelere ve beldelere Müslüman tacir ve seyyahlar ile ulaşılmıştır. Müslüman seyyahlardan İbn-i Fatime, Afrika kıtasında Gana’ya vardığında bu beldenin durumunu sorunca, yanındakiler, küfür beldesi olduğunu söyler. İbn-i Fatime, “Hayır, Allah’a yemin olsun ki, bu insanlar camiyi yakmaz. Bunlar kötülük nedir bilmeyen temiz insanlardır.” O gün akşama kadar arkadaşlarıyla çamurdan bir cami inşa eder, tavanını hurma ağaçları ile kapatır ve içlerinden birini İslam’ın tebliği ve namaz için orada bırakırlar. Birkaç ay sonra aynı yere geldiklerinde belde halkının tümünün Müslüman olduğunu görürler. Bir seyyah, bir cami ve bir mübelliğ… Bazen Bir ordunun yapamayacağı büyük bir işi başarmıştır.

Adliye Merkezleri

Peygamber(sav), yargı işlerini camide eda etmiştir. Peygamber’den sonra hüküm verme görevini doğrudan üstlenen halifeler de yargı işlerini camide yürütmüşlerdir. Hz. Ali’nin Kufe Camisinde yargı işlerini yürüttüğü yer, “Dükketül Kaza” adıyla meşhur olmuştur. Tarihçiler ve seyyahlar, İslam beldelerindeki camileri tavsif ederken genellikle camilerdeki yargı işlerine ve yargının işleyişine de değinmişlerdir. Çünkü Hicri altıncı yüzyılın ortalarına kadar yargı işlerinin yürütüleceği özel mekânlar ihdas ve inşa edilmemişti. Özel bir mekânın adliye merkezi olarak kullanılması, ilk defa Şam’da Nurüddin-i Zenki tarafından gerçekleştirilmiştir. Eyyubiler Mısır’da bu örneği geliştirmiş ve böylece bütün İslam beldelerine yayılmıştır.

Dış İşler Bakanlığı

Peygamber(sav), çevre beldelerden ve komşu bölgelerden gelen heyetleri camide karşılar, resmi görüşmelerini camide yapar ve misafirlerin de camide ağırlanmasını sahabiden isterdi. Elbette Ensar, yabancı misafirler için bir evi Hz. Ressul’e tahsis etmişlerdi ve bu evden de istifade ediliyordu.

Yabancılar Peygamber(sav)’i görmek için geldiklerinde camiye giderlerdi. Peygamber(sav) ashabının arasında oturduğu için, dışarıdan gelenler O’nu tanımazdı ve “Muhammed hanginizdir?” diye sorarlardı. Bu durumu önlemek için camide Peygamber(sav) için özel bir yer yapıldı ve bu yer ‘üsütavanet’ül vüfud’ olarak maruf oldu.

Meclis

Peygamber(sav), “Onların işleri aralarında şura iledir.” ve “İş hususunda onlarla müşavere et.” ayetlerini ameli olarak ashabıyla uyguluyor ve ayetlerin anlamını pratik olarak sahabiye öğretiyordu. Birçok önemli konu camide istişareye açılır ve karara bağlanırdı. Bunlardan en önemli örnek, Uhud Savaşı’nda nasıl bir strateji izlenmesi gerektiğine ilişkin askeri istişaredir ki, camide yapıldı ve sahabinin çoğunluğunun Medine’nin dışında düşmanı karşılama isteği doğrultusunda karar verildi.

Meşveret için özel mekânların tahsis edildiğini, İslam öncesi Arap kültüründe görmekteyiz. Bu tür yerlere ‘Nadi’ denirdi. Nadi, ‘nedve’den gelmektedir ve meşveret anlamındadır. Mekke’deki Dar’ül Nedve bu türden bir meşveret mekânıydı.

Mekke’de cami ve mescid imkânı yoktu. Medine’ye hicretten sonra cami imkânına kavuşulunca, Peygamber(sav), şura ve meşveret işini camiye taşıdı ve cami, Müslümanlar için şura; bugünkü anlamıyla meclis görevini de üstlenmiş oldu.

Karargâh

Medine’de camiler, askeri konularda hem savaş ve barış kararlarının alındığı genelkurmay karargâhı hem de ordunun savaş alanına sevk edildiği askeri üs gibi bir işlev görmüştür. Uhud Savaşı’nda düşmanın Medine’ye yaklaştığı haberinin alınması üzerine tüm mücahitler camiye doğru akın etmiş ve orada toplanmışlardı. Savaş kararının alınması ve savaş stratejisinin belirlenmesi camide gerçekleşti. Komutanlar o geceyi Peygamber’in hücresinin önünde uyuyarak geçirdi ve sabahı, İslam ordusu camiden savaş alanına hareket etti.

Hastane

Savaşta yaralananlar genellikle camide tedavi edilirdi. Örneğin Uhud Savaşı’nda yaralanan Sa’d b. Muaz, camide yatırılmış ve tedavi görmüştür. Rafide adlı bir Müslüman bayan da kendini yaralılara hizmete adamış ve camide kendisi için özel bir bölme yapılmıştır. Bu müslüman hanımın, profesyonel anlamda ilk hemşire olduğu söylenebilir.

İslam dünyasında ilk hastane, Velid b. Abdülmemik tarafından Hicri 88 yılında yapılmıştır. Abdülmelik, bu hastaneye doktorlar atamış ve onlara maaş bağlamıştır. Ayrıca cüzam hastaları ve âmâlar için de özel yerler tahsis etmiştir.

Misafirhane

Camiler, kadim zamanlarda uzaklardan gelen misafirler, yurtsuzlar ve garibanlar için bir sığınak görevini görürdü. Yabancı bir beldeye giden birisi, birilerinin kapısını çalıp ona zahmet vermek yerine camiye gider ve orada konaklardı. Peygamber(sav), Medine’de caminin yanında bu amaçla özel bir yer inşa etmişti ki, Ashab-ı Suffa o özel mekânda şekillendi. Peygamber’in başlattığı bu uygulama, daha sonra İslam dünyasının her yanına yayıldı ve misafirlerin her şehrin ulu camisinde kalmalarına imkân tanındı. Bir çok ulu caminin etrafında misafirlerin ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlar da oluşturulurdu. Camiye yakın olanlar da akşamları camide kalan misafirlere yemek verirdi. Eskiden her şehrin ulu camisi, şehir merkezinde yapılır, ana caddelerin tümü ulu camiye çıkar ve adeta şehir ulu cami merkezli olarak planlanırdı. Seyyahların hatıralarında ulu camiler önemli bir yer tutar.

Beşinci yüzyıldan itibaren tekke ve zaviyeler ile hanlar bu işlevi büyük ölçüde üstlendi. Hicri yedi ve sekizinci asırlarda tasavvufun hızla gelişmesine paralel olarak zaviyelerde de büyük artış oldu ve misafirler ağırlıklı olarak zaviyelere yöneldi.

Sonuç

Gerek Peygamber(sav) zamanında ve gerek sonraki dönemlerde camilerin ibadet, hitabet, itikâf ve İslami öğretim-eğitimin dışındaki işler için kullanılmasının ihtiyaç ve zarurete binaen olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü o zamanlar devlet işlerinin yürütüleceği özel kurumlar, ordular için askeri bölgeler ve karargâhlar, hastalar için hastaneler ve misafirler için oteller yoktu. Dolayısıyla bu imkânların olmadığı zaman ve mekânlarda camilerden bu amaçla yararlanmak caizdir sonucuna ulaşabiliriz.

Kurumlar ihdas oldukça camilerin tali görevleri ilgili kurumlara intikal etmiş ve camiler ibadet, hitabet, itikâf ve İslami öğretim ve eğitime hasredilmiştir. Ne var ki, laik cumhuriyetin teşkiliyle dini alanların tümü kontrol altına alınmış ve asli vazifeleri tahdid edilmiş veya yok edilmiştir. Ülkemizde camiler sadece ibadete açıktır. İtikâfa bile açık değil. Hitabet ve vaaz, laik devlet ve ilgili kurumlarınca sınırlandırılmış, muhtevasızlaştırılmış, cezzabiyeti ve öğreticiliği minimum düzeye indirilmiştir. İslami öğretim ve eğitim ise, tümden yasaklanmıştır. Bu ise, hiçbir surette kabul edilemez ve hiçbir zaman için kabul etmememiz gereken bir durumdur.

    02.08.2008


Bu yazı 4444 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
TAYİP ERDOĞHAN 20 Ocak 2009 19:45:41
işlevinin anlamı nedir?

cok teşek kür ediyorum zeki savaş


Aydın SU 04 Ağustos 2008 11:48:15

Hocam değindiğiniz gibi “laik cumhuriyetin teşkilinden” sonra camileri cemiyetleden yoksun bırakmaya yönelik yasakların beraberinde getirdiği bir yoksunluk daha varki işin vahim olan bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. O da camii cemaatlerinin zihninde oluşan, bilinçlerine işleyen, camilerin sadece namaza has mekanlar olması durumudur. Örneğin caminin içinde bir dostla iki kelam, zaruri bir yorgunluğun giderilmesi veya iç huzura yönelik bir uyku vb. durumların camii cemaatinden aldığı tepki. Maalesef yasakların yasak olmaktan çıktığı bir dönemi görsekte bu zihinsel tahribatın atlatılması hiç te kolay olmayacaktır. Allah'a Emanet Olun. Selam ve Dua İle....


sıdkı zilan 02 Ağustos 2008 18:27:25
selam

Duanızı bekliyorum.


 
DOSYA
 
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat
ŞİİR
 
  • Gürsel ÇOPUR
    Kuyudan Çıkmayan Çocukluk
  • SON GELEN YORUM
  • merve kılıç
    Suriye de hormonlu devrim!!!
    suriye de veya başka bir ülkede bir rejimi begenmeyişimiz.o rejimin her konuda haksız olduğunu
  • MODERN İNSAN din, aşk ve mutluluk ÇIKTI
    BİZİM TOPRAĞIN DİLİ ÇIKTI
    YENİ ANAYASA VE TALEPLERİMİZ (YENİ) (10_YORUM)
    Seçimler sona erdi… Polemikler, ham vaatler, popülist öneriler, hamaset dolu nutuklar kısa süreliğine de olsa yerini gündelik siyasetin olağan seyrine bıraktı. Seçim sürecinde önemli bir argüman olarak kullanılan “yeni anayasa” konusu önümüzdeki dönemin temel gündemini oluşturacaktır. Anayasalar, kurucu ve bütün hukukî uygulamaların referansı olan metinlerdir. İyi yasaların, adaletsiz yöneticiler;...>>>

     
      Sizce Ortadoğu'daki gelişmeler toplumsal bir uyanışın mı göstergesi?

      Yaşananları yorumlamak güç. Net bir fikrim yok.
      Evet. Yaşananlar halkların uyanışıdır.
      Hayır. Bu, batılı güçlerin etkilediği bir süreçtir.

    Unutma sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.

    Descartes
     
     
    6439977
     

     
    10
     

      22 Eylül 2014 Pazartesi  
     
     
    beyaz.net - bilisim - network - web uygulamalari