Editör
Kılık Kıyafet Yönetmeliği

Yavuz Yılmaz
Aydın Üzerine

Sinan KARA
Lider, kardeşlik, Fitne/Fesat ve Eleştiri Üzerine

Murat BİÇER
Kendine Gelmek İçin Kurban Vakti

Zeki Savaş
Muhaliflerin Birbirleriyle Savaşı da Bu Savaşa Destek Olmak da Doğru Değildir

Mehmet Taş
Akil Adamlar Adıyaman Buluşması

Necmiye İkra Yener
13 Yıl Sonra...

Mustafa Naim
Hayırlı Bir Farklılıkla Tarihe Not Düşmek

Şeref Sidar
Aristokrat Müslümanlar

Muhammed Yıldırım
Suriye Üzerinden Türkiye Müslümanlarına Birkaç Soru

Nesip Hiçyılmaz
Özgürlük ve Özgünlük -2-

Hasan el-Basri


Cemil BAYIK


BİZİM TOPRAĞIN DİLİ


Yazar Sabiha ÜNLÜ’nün uzun bir zaman ve emek harcayarak kaleme aldığı romanı “Bizim Toprağın Dili” Öze Dönüş Yayınevinden çıktı.
 

 
 
 
29 Nisan 2009
YazdırFacebook Twitter
     Sünneti Doğru Anlamak

     (Deveye Binerek Uçağa Yetişmek Mümkün mü?)

     Kerem Enginsu

Hz. Muhammed (s.a.v) bir Peygamber olarak, Allah’tan aldığı emirleri hem tebliğ hem de tebyin (beyan) etmiş ve uygulamıştır. Onun sünneti, dinin tebliğ ve tebyininde bağlayıcıdır.

Peygambersiz vahyin anlaşılması mümkün değildir. Kitapsız bir peygamberden bahsetmek mümkün olmadığı gibi, peygambersiz bir kitaptan da bahsetmek de mümkün değildir. Vahyin anlaşılması ve yaşanması, insanın şahsında somutlaşması ve hayata aktarılmasıyla mümkündür. Bu da Hz. Peygamber (s.a.s)’in uygulaması ve örnek yaşamıyla zirveye çıkmıştır.

Vahiy Hz. Peygamberin uygulamasıyla anlam kazanmıştır. Eğer Hz. Peygamber (a.s.v)’in örnek hayatı olmasaydı vahiy anlaşılmazdı. İbadet şekilleri, sosyal hayat, aile ilişkileri ve kısacası vahyin açıklaması ile ilgili emirler onun uygulaması ile anlaşılmıştır.

İslam’ın temel kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Hükmü Kur’an’da bulunmayan bir mesele hakkında sünnete başvurulur. Allah (c.c) Kur’an’da Müslümanlara namazı farz kılmıştır. Ancak namazın rekât, rükû ve secdelerinden bahsetmemiştir. Bunun uygulaması Hz. Peygamber (a.s.v)’in tasarruflarına bırakılmıştır.

Namazın fiili uygulaması sünnet’te beyan edilmiştir. Sünnet namazın mahiyetini ve keyfiyetini açıklamıştır. “Sellu kema reeytumuni uselli”([1])   Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılınız” hadisi bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Kur’an zekâtın vücubiyetinden bahsetmiş, zekâtın nisab miktarını, yani hayvanlardan, altın ve gümüşten ne kadar zekât verileceğini Hz. Peygamber (a.s.v) beyan etmiştir. Orucun farziyeti Kuran’da geçer, orucun keyfiyetini, orucu bozan durumlar ve oruçla ilgili meseleler, hacla ilgili detaylar, haccın yapılış şeklini Hz. Peygamber Müslümanlara açıklamıştır. “Xuzu menasikekum”([2]) “Hac’la ilgili menasiklerinizi benden alınız” buyurmuştur.

İbadet konularında Hz. Peygamber (a.s.v)’in uygulaması olan sünnetin önemi ortadadır. Dolayısıyla ibadet hususunda sünnetin hükmü bağlayıcıdır. Onun hükmünü tartışmak haddi aşmak ve sünneti hafife almaktır. Vahiy ile bildirilmiş ve ibadetle ilgili meselelerde Hz. Peygambere itaat ile Allah’u tealaya olan itaat arasında fark yoktur.

Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir”([3])

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resülüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur”([4])

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olamazlar”([5])

Dinin aslından olan ve ibadet sayılan meselelerde Hz. Peygamber(a.s.v)’i örnek almak, emirlerine itaat etmek, sünnetini tatbik etmeye çalışmak vahye iman etmek gibidir. Bu yönüyle sünnet Kur’an ile bağlantılıdır. Bu iki kaynağı birbirinden ayrı düşünmek, ruhsuz bir beden düşünmek gibidir. Bu bağlamda sünnet “tevkifi” dir. Yani vahyin açıklaması mahiyetindedir. Hz. Peygamber (a.s.v)’in bu yöndeki uygulamaları vahiy ile eşdeğer sayılmıştır.

İbadet, takva, zühd, zikir, mücadele, azim, sabır, ihsan, ahlak gibi konularda Hz. Peygamberi örnek almak her müslümanın en büyük gayesi olmalıdır.

Bu bağlamda Hz. Peygamber (a.s.v)’in yaptığı her fiil, söylediği her söz ümmeti için bağlayıcı mıdır? Hz. Peygamber (a.s.v)’in dörtten fazla kadınla olan evlilikleri, İsra ve Miraç hadisesinde göklere yükselişi, gece ayakları şişinceye kadar ibadet etmeleri gibi konular kendi şahsına münhasırdır. Bazı meseleler Allah’ın izni ile gerçekleşmiştir. Göklere yükselişi buna delalet eder. Bazı meseleler Peygamber olarak kendi şahsına hastır. Dörtten fazla evlilikleri gibi. Dolayısıyla bir Müslüman ben de Hz. Peygamber (a.s.v)in sünnetini tatbik etmek adına göklere çıkmak ve Allah’la konuşmak istiyorum veya dörtten fazla kadınla evleneceğim demesi hamakatten başka bir şey değildir. Eğer sünneti yaşamak motamot onu tatbik etmek ve şekil olarak ona benzemek ise, o zaman bizim de göklere çıkmamız ve dörtten fazla kadınla evlenmemiz ve gece boyunca ibadet etmemiz gerekirdi.

Hz. Peygamber (a.s.v)’i doğru anlamak, yaptığı fiillerin ve söylediği sözlerin illet ve maksatlarını doğru değerlendirmek ve sonuç çıkartmak çok önemlidir. Hz. Peygamber (a.s.v) kendi çağının savaş stratejisini, sosyal yapısını, ekonomik sistemini ve kültürünü tamamen ortadan kaldırmamıştır. Doğru olanları devam ettirmiş,  yanlış olanları ise taviz vermeden ortadan kaldırmıştır.

Kendi çağının insanları gibi yer sofrasında yemek yemiş, cübbe giymiş, sarık sarmış ve sakal bırakmıştır. Kılık kıyafet konusunda yeni bir sünnet icat etmemiş, Arapların bu uygulamasını bizzat devam ettirmiş ve tevhid düşüncesiyle çelişmeyen Arap kültürünü ortadan kaldırmamıştır.

Muhammed Ebu Zehra: “ Bir kısım âlimlere göre sakalın adet olduğunu şer’i bir iş olmadığını ve kendisinin de bu görüşü tercih ettiğini”([6]) söylemektedir.

Beyaz elbise giymeyi teşvik etmiştir. Çünkü sıcak iklimlerde beyaz elbise güneş ışınlarını keser ve vücudu sıcağa karşı korur. Abdest alındıktan sonra, abdest uzuvları üzerindeki suyun kurutulmamasını tavsiye etmiştir. Çünkü sıcak iklimde abdest suyu insanın vücuduna serinlik verir. Eksi otuz beş derece soğukta bunu uygulamak insan sağlığını ciddi anlamda tehlikeye sokar. Yani, şekilden ziyade sünnetin özünü yaşamak esas alınmalıdır. Hz. Peygamber (a.s.v) bazen hikmetini anlamadan şekil olarak kendisini taklit edenleri uyarmıştır.

Dolayısıyla Hz. Peygamber (a.s.v) o dönemin insanları gibi savaşta kılıç kullanmış, ata binmiş, hurma dalından inşa edilmiş evde oturmuştur. İçinde yaşamış olduğu toplumun kültürel mirasını tamamen ortadan kaldırmamıştır.

Hacamat yapmak Arapların bir uygulamasıydı. Daha sonraki dönemlerde kendisi hacamat yaptırmıştır. Tıbbın ilerlediği, beyin ameliyatlarının yapıldığı, kalp ve organ naklinin gerçekleştirildiği günümüz dünyasında hacamatın sünnet olduğunu iddia etmek ne kadar Resulullah’ın sünnet anlayışıyla bağdaşmaktadır? O günün şartlarında bu uygulama gerekliydi. Ancak günümüzde tıp ilerlemiş ve yüksek düzeyde tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Amacım fütursuzca sünneti yok saymak değildir elbette, sünneti anlama ve yaşama noktasındaki sorunlara dikkat çekmektir.

Şah Veliyullah Dihlevi sünneti iki kategoride ele almaktadır.([7])

Birincisi; Risalet (Peygamberlik) görevinin tebliğine yönelik sünneti.

“Peygamber size neyi verirse, onu alın; size neyi yasaklarsa, ondan kaçının” ayetinin gereği olarak sünnet bağlayıcıdır.

—Ahiret hayatı ve melekût âlemine dair hadisler

—İbadetlerle ilgili hükümler ve onları belirleyici hadisler

—İrtifakların (ihtiyaçların karşılanması yollarının) zapturaptına yönelik hadisler. Hz. Peygamberin bu yöndeki içtihatlarının vahye dayalı olduğunu söylemektedir.

İkincisi; Risalet görevinin tebliği kabilinden olmayan sünnet.

—Tıbla ilgili hadisler

—İbadet niyeti olmaksızın, bir kasıt bulundurmaksızın gelişi güzel yaptığı tasarruflar.

—Folklor kabilinden olup, kavminin anlata geldikleri şeyleri zikretmesi.

—O günün maslahatına yönelik olan ümmetin tamamı için bağlayıcı olmayan sünnet.

Hz. Peygamber (a.s.v) o dönemin şartlarına binaen fiili olarak yaptığı uygulamalar ve söylediği sözlerin arka planını doğru anlamak gerekir. O dönem için bağlayıcı olan sünnetinde önemli olan illetler; coğrafya, iklim, sosyal ve kültürel şartları zikredebiliriz. Yukarda bahsettiğimiz beyaz elbise ve abdest suyu ile ilgili tasarrufları bu yöndedir.

Maslahat ve vuku bulan hadisenin konumuna göre tasarrufları da bu bağlamda önem arz eder.  Hz. Ömer’in şu açıklaması dikkat çekicidir. “Remel ile ne ilgimiz var? Biz o gün remelle, Allah’ın haklarından geldiği bir kavme güçlü olduğumuzu göstermeye çalıştık” Hz. Ömer daha sonra bunun başka bir sebebi (kibir) olabileceğinden korkmuştur. Hz. Ömer’in zikrettiği remel ile ilgili olay Mekke’nin fethi sırasında gerçekleşmiştir. Sahabe yol yürümüş, yorgun, bitkin bir hale gelmiş ve güçsüz kalmıştır. Sahabeye düşmanın gözünde pasif, dağınık ve pejmürde görünmemek, güçlü, kuvvetli ve heybetli görünmek için, başı dik ve çalımlı bir şekilde yürümesini emretmiştir. Bu uygulama o an ve benzeri durumlar için geçerlidir. Daha sonra illeti ortadan kalktığında müslümanların bu şekilde yürümesi yasaklanmıştır. Çalımlı bir şekilde yürümek günah sayılmıştır.

Sünnetin bir kısmı “tevkifi” olup manasını vahiyden aldığını söylemek mümkündür. Ancak Hz. Peygamber (a.s.v)’in sözü ile Allah kelamı arasındaki farkı belirtmek gerekir. Bu konuda hurma aşılama olayı meşhur bir olaydır. “ Hz. Peygamber (a.s.v) hurma ağaçlarını aşılamakla meşgul olan kimselerin yanından geçerken bunun bir faydasının olabileceğini sanmıyorum.  Bu kimseler, bu uygulamadan vazgeçmişler. Hz. Peygamber: “Şayet bunun bir faydası varsa onu yapsınlar. Ben sadece bir tahminde bulundum. Siz dünya işlerini ben daha iyi bilirsiniz” demiştir.

Ağaç aşılama hadisesinden şu sonucu çıkarabiliriz. Hz. Peygamber (a.s.v)’e dinin esasından sayılan ve ibadetle ile ilgili meselelerde uymanın gerekli olduğunu, dünya işleriyle ilgili olarak ona uymanın zorunlu olmadığını söylemek mümkündür.

Sünneti, şekilden ziyade gaye ve hikmetlerini anlamalı, Hz. Peygamber (a.s.v)’in yaşadığı dönemin şartlarını dikkate almak suretiyle kendi dönemimize hâkim kılmaya çaba göstermeliyiz. Hz. Peygamber deveye biniyordu. Deveye binmek sünnettir, uçağa binmek günahtır demek, Hz. Peygamber’in mesajını ve sünnetini o döneme terk etmektir.

Hz. Peygamberin döneminden eser kalmamıştır. Her şey büyük ölçüde değişime uğramıştır. O dönemde insanlar bilgilerini muhafaza etmek için deri ve kemik bulamazken, günümüz insanı binlerce ciltten oluşan kitapları küçücük flaş disklerde muhafaza ediyor ve son teknoloji ürünü bilgisayarlar kullanıyor.

Dolayısıyla deveye binerek çağımızın gelişmelerine yetişmek imkânsız hale gelmiştir.

Günümüzde sünneti yaşamak; deveye binmek, cübbe giymek, sarık sarmak, sakal bırakmak, savaşta kılıç kullanmak, küfre ve istikbara teslim olmuş ve “terörist” muamelesi görmek değildir.

Günümüzde sünneti yaşamak; uçağa binmek, bilgisayar kullanmak, düşmanın silahıyla silahlanmak ve küfre karşı başı dik, onurlu ve izzetli yaşamak demektir.

Sünneti anlamak ve yaşamak; çağımızın ruhunu idrak demektir.

Sünneti anlamak ve yaşamak; Hz. Peygamberin ahlakını, mesajını ve misyonunu günümüze taşımaktır.

keremenginsu@fitrat.com

[1] —Buhari

[2] —Buhari

[3] —Haşr: 59/7

[4] —Ahzab: 33/36

[5] —Nisa: 4/65

[6] —İslam Hukuku Metodolojisi, Sh.107, Fecr yayınları, Ankara/1997

[7] —Hüccetullahi’l –baliğa, Sh.471–472, İz Yayınalrı, İstanbul/1994


 


Bu yazı 1709 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
Murat AYDOĞDU 13 Haziran 2009 16:50:21
Selam ve saygılarla,

Sünnet konusundaki derinlikli yaklaşımlarınıza içtenlikle katılıyorum.
Kaydettiğiniz değerlendirmeleri, Kur'anın onayladığı sünnet olarak algılıyor, güvenirlilik hususunda da Kur'anın hakemliğine dikkat çekmek istiyorum.


demhat 31 Mayıs 2009 15:54:28
saygılar

siteyi fırsat buldukca takip ediyorum.sevgili hocamız gene cok önemli bir konuya temas ettiniz.bizi bu değerli bilgilerle aydınlattığınız için size size ne kadar teşekkür etsek azdır.saygılarımla


murat 29 Nisan 2009 20:48:14
meramı anlamak!

Hocam başlığı ilk görünce hemen tepkim şu oldu evet yetişmek mümkün.
Çünkü evimiz havaalanına yakındı diye ben yaya olarak da uçağa yetişmiştim. Kaçırmadım uçağı hiçbir şeye binmediğim halde. Sonra anladım ki meramınız deveye binerek uçakla yarışılmazmış.


 
DOSYA
 
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat
ŞİİR
 
  • Gürsel ÇOPUR
    Kuyudan Çıkmayan Çocukluk
  • SON GELEN YORUM
  • merve kılıç
    Suriye de hormonlu devrim!!!
    suriye de veya başka bir ülkede bir rejimi begenmeyişimiz.o rejimin her konuda haksız olduğunu
  • MODERN İNSAN din, aşk ve mutluluk ÇIKTI
    BİZİM TOPRAĞIN DİLİ ÇIKTI
    YENİ ANAYASA VE TALEPLERİMİZ (YENİ) (10_YORUM)
    Seçimler sona erdi… Polemikler, ham vaatler, popülist öneriler, hamaset dolu nutuklar kısa süreliğine de olsa yerini gündelik siyasetin olağan seyrine bıraktı. Seçim sürecinde önemli bir argüman olarak kullanılan “yeni anayasa” konusu önümüzdeki dönemin temel gündemini oluşturacaktır. Anayasalar, kurucu ve bütün hukukî uygulamaların referansı olan metinlerdir. İyi yasaların, adaletsiz yöneticiler;...>>>

     
      Sizce Ortadoğu'daki gelişmeler toplumsal bir uyanışın mı göstergesi?

      Yaşananları yorumlamak güç. Net bir fikrim yok.
      Evet. Yaşananlar halkların uyanışıdır.
      Hayır. Bu, batılı güçlerin etkilediği bir süreçtir.

    Unutma sana ışık tutanlara sırtını dönersen, göreceğin tek şey kendi karanlığındır.

    Descartes
     
     
    6439977
     

     
    7
     

      21 Eylül 2014 Pazar  
     
     
    beyaz.net - bilisim - network - web uygulamalari