Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
24 Aralık 2009
     Hz. Hüseyin’e Mektup

     Emin Mansuri

“Hüseyin’i şehit ettiler” diye bir ses yükseldi Kerbela’dan…

Sene, Miladî 680…

Bu çığlık arzda ve asûmanda, Mekke’de, Medine’de, Şam’da, Kûfe’de, İsfehan’da, Diyar-ı Rum’da, Kürdistan’da yankılandı…

Bu haber; bebeklerin gözlerinde korku, yaşlıların saçlarında ak, kadınların yüzlerinde hüzün, gençlerin omuzlarına keder, Peygamber sevdalılarının sînelerinde ateşten bir kor oldu…

Peygamberin torununu, can parçasını, göz aydınlığını şehit ettiler.

Cennet gençlerinin efendisinin bedenini, “yeryüzü cenneti” uğruna lime lime ettiler. İktidarlarının perçinlenmesi, otoritelerinin ebed müddet sürmesi adına Hukukullah başta olmak üzere, bütün câri hukukları çölün kumlarına gömdüler…

Kavrulmuş dudaklarına bir damla suyu, kundaktaki bebeklerine bir tadımlık sütü çok gördüler.

Eyl-i beytin çadırının etrafında tekbir sesleriyle kılıçlarını bilediler.

Dicle nehrini ulaşılmaz, erişilmez kıldılar. Nebatatın, hayvanatın, “insan” hüviyetinden yoksun beşeratın, çölün kızgın kumlarının dahi kana kana içtiği suları, peygamber evlatlarına haram ettiler…

Kanla bir tarih yazdılar, tarihi kana buladılar. Katliamlarını din-i mübinin bekası için yaptılar(!) Ümmetin selameti, toplumun vahdeti, saltanatın devamı, huzurun temini için Ehl-i Beyt’i boğazladılar (!) Adalet ve meşveret ilkelerine değil, “kılıç hakkı” fetvalarına sığındılar.

Ey Peygamberin mübarek torunu,

Sana; dedenin vazettiği dinin “selameti” için kandan libaslar biçtiler. Yağlı urganlar doladılar aile efradının boğazına. Biçare yavrularına ve seni sevenlere unutamayacakları öyküler hediye ettiler. Âlimlere cevaplanması güç sorular; tarihçilere tarihin, “iktidar mücadelesi” olduğuna dair fikirler verdiler. Kelamcıların önüne, kader konusunda yığınla polemik malzemesi yığdılar. Kendilerinden sonraki despotlara, kitlelerin nasıl zapt-u rapt altına alınabileceği hususunda ilham verdiler.

Suyu bulandırdılar, vahiy ağacını kurutmaya yeltendiler; Kitab’ı, mânâ yönüyle tahrif ettiler, mazlumların kısa süren “umut baharlarını” bin acıya buladılar…

Ey şehitlerin efendisi,

Anlık bir yenilgiydi senin ve aile efradının başına gelenler, mecâzî bir mağlubiyetti… Yüzyıllar boyu Kerbela’dan bir esinti ulaştı coğrafyalara, kelam oldu, kelime oldu, ses oldu bizlere…

Kötülüğün envaî çeşit maskeler takabileceğini ve bu maskelere cesurca uzanmadan hakikatin yaşanamayacağını öğrendik senden. Sahici yaşamlar için, hakikî gerekçelerimizin olması gerektiğini kavradık.

“En tehlikeli yalanların, gerçeğe en çok benzeyen yalanlar olduğunu” fark ettik.

Yakınlarımızın aleyhine bile olsa, hakkın ve adaletin şahitliğini yapmaktan kaçınmamak gerektiğini öğrendik.

Olayların gerçekleştiği anda değil, ancak bilinçlerde mayalandığı ve kalplerde içselleştirildiği zamanlarda dersler alındığını, kutlu misyonunun çiçeğe durduğunu ve direngen yüreklere azık olduğunu idrak ettik.

Tevekkülü, sabrı ve bir kötülüğü deşifre etmenin en doğru zamanını öğrendik.

Yezid’in yalnızca bir şahıs değil, bütün kötülük imgeleri gibi, çağları aşan bir zihinsel miras olduğunu anladık.

Pandoranın kutusu açıldığında dört bir yanımıza saçılıveren olumsuzluklardan korunmanın yegâne yolunun, takva ve bilinç olduğunun ayırdına vardık.

“Anlamadan” anmanın, beyhûde çırpınışların ve içi boş ağıtların ötesine geçemediğini kavradık.

Ey Kerbela’nın bağrında Rabbin’e yürüyen yiğit,

Senin ismini dillerinden düşürmedikleri halde, kof ve anlamsız bir hayat sürenleri, mesajını iğdiş edenleri, cehaletlerini bayraklaştıranları, şiddeti amaçlaştıranları, mezhep taassubundan rant devşirenleri, ferasetten yoksun “mâtemperver”leri gördükçe karamsarlığa düçar oluyoruz.

Oysa senin pâk ismin telaffuz edildiğinde cümleler daha bir özenle kurulmalıydı. Yeryüzünün bütün acılarına dikkat kesilmeliydi kulaklar. Hakları ellerinden alınan her halkın, geleceği çalınan her bireyin, emeği suistimal edilenlerin, önüne çelikten barikatlar kurulanların, düşleri yağmalananların, sürgün edilenlerin dertlerini duyumsamalıydı gönüller.

Gözler, gösterilmek istenene değil, görüntünün arkasındaki asıl sûrete bakmalıydı. Bakışlar çöle değil, ummana kaymalıydı. Akıllar, acıklı hikâyelere değil, hikâyelerden neşet eden zamanlar üstü gerçeklere odaklanmalıydı.

Sınırlar, yürümeyi bilmeyenler içindi; ayaklar maveraya doğru yola çıkmalıydı…

Ey İmam Ali’yle Hz. Fatıma’nın incisi,

Senin başına gelenler neden bu denli yakıcı, neden gözyaşlarımız senin şahadet öykünün mutlak yoldaşı? Senin ve sevenlerinin maruz kaldıklarını, sesi titremeden anlatabilen kaç hatip var dünyada? 1300 yıldır her Muharrem’de, her Aşura’da niçin boğazlar düğümleniyor, neden hayat solgunlaşıyor, sohbetler yavan, diller lâl oluyor…

Trajedi, dram, kara gün… Hiçbir kavram Kerbela faciasını tam olarak taşıyamıyor; harfler yan yana dizildiğinde mânâsız kelime leşlerine dönüşüyor.

Bizler Muharremlerde yalnızca sana değil, kendimize de ağlıyoruz. Zamanın Yezidlerine âşık olan fikir yoksulu dostlarımıza; gücü kutsayan, güçlüyü meşrûlaştıran, kudretin yanında saf tutan çıkarperest aydınlara acıyoruz. Her muhalif sesi, düşman konsepti içerisinde değerlendiren paranoyak anlayışlara içerliyoruz. Mezarının bulunduğu topraklarda bile mâbetlerin dokunulmazlığına saygısı olmayan “direnişçilere” şaşıyoruz. Eski diktatörlerine duydukları öfkeden dolayı işgal güçlerinin varlığını onaylayan reel-politikçilere hayret ediyoruz.

Yitirdiğimiz ruha, kaybettiğimiz sağduyuya, sorumluluklarımızı unutturan hırslarımıza ağlıyoruz. İçimizdeki Yezid’in ayyuka çıktığı, nefsimizin telkinlerine yârenlik ettiği demlere ağlıyoruz…

Ey bir yudum suya hasret bırakılarak Dâr-ı Bekâya uğurlanan imam,

“Dostlarım, her ne zaman soğuk bir su içerseniz beni hatırlayınız” sözünü unutmadık.

İçtiğimiz her soğuk su, dilimizi damağımızı dağlayan bir kora dönüşüyor… Her yer Kerbela, her gün Aşura oluyor…

eminmansuri@fitrat.com


Bu yazı 1168 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
Emin Mansuri 01 Mart 2010 00:55:52
Bir Fasıl

Kişisel yoğunluğum, koşullarım ve tasarılarım nedeniyle bir süre yazılarıma ara vereceğim. Yakın zamanda buluşmak ümidi ve duasıyla Allah'a emanet olunuz.


welat 28 Şubat 2010 17:15:51

Sevgili hocam yazınızın arası baya açıldı, sizin gibi güçlü bir kalemin bu kadar uzun süre sessiz kalması biz okuyuculara haksızlıktır. Yeni yazınızı muhabbetle bekliyoruz.


yılmaz 16 Şubat 2010 03:13:52

Yürekten kopup kağıda seriliveren kelimelerle nakşedilmiş bir yazı. Allah razı olsun.


mamocan 04 Ocak 2010 23:02:23
NEDEN

yüreğine sağlık kekey


ebuzer04 26 Aralık 2009 00:01:21
selam olsun imam huseyine

şehidlerin efendisine selam olsun,evet söz huseyinden acılınca maalesef yazılacak bir kelimeye bile insanın takatı kalmıyor canım kardeşim, yinede ellerine yüreğine sağlık makaleni zevkle okudum, keşke makalenin altına arkadaşına gönder butunu açsanız da makaleleri okuyanlar kendi mail adresindeki arkadaşlarına yollayabilsinler allaha emanet olun,


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (19 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2389857
     

     
    13
     

      07 Eylül 2010 Salı