Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
16 Ocak 2010
     Ülke Gündemi ve Bizler

Ülke ve dünya gündemi çok hızlı bir şekilde değişmekte.  Dün Demokratik açılım tartışılıyordu, Sonra ABD’nin Afganistan’a Asker takviyesi, DTP’nin Kapatılması ve Demokratik açılım tartışmaları, Gazze Konvoyu, şimdi Yemen’e açılacak olası savaş,  tabi ki Ergenekon Terör Örgütü ve “Alçak Siyaset” olarak isimlendirilen Siyonist Terör Devleti Parlamenterinin davranışı…

Sanırım bu ülke insanı, üzerindeki ölüm toprağını hafifçe silkelemeye başladı. Eğer duvarın arkasında başka bir senaryo yoksa ve bizler figüranlaştırılmadık isek ve yaşanılanları doğru okuyabiliyorsak, görünen tablo bunu göstermekte.

Bu kanıya varma gerekçelerimiz değişik aslında.  Ülke parlamentosunun, demokratikleşme adına atacağı adımlar için dışarıdan icazet istemiyor gibi görünmesi, menfaati olmayan taleplere rest çekebilmesi, zalimlerin zulmünü yüzüne haykırabilmesi, toplumsal refleksleri görülebilir tepkiye dönüştürebilmesi, kişisel veya toplumsal çıkarları adalet duygusuna feda etmemesi gibi yargılar, son dönemlerde kafalarda oluşmaya başladı.

Bunun için yukarıda saydıklarımızdan üç başlığı açmaya çalışacağız. Bunlardan ilki, Devlet politikalarının siyasi parti anlayışı ile çok yakından ilgili olduğu ve resmi refleksin bu anlayışlara göre kısmen de olsa şekil alabileceğidir. Bu önemlidir, çünkü “Hürr”  olabilmek, muhatabının zorbalığına rest çekebilme cesareti gösterebilmektir.

İkincisi, bir siyasi aktörün siyaset sahnesinden silinme gerekçeleri bizim için anlamsız olsa da, siyasi aktörün acılardan nemalanma dürtüsünün var olma gerekçesi haline getirildiğidir.

Üçüncüsü kadim Filistin meselesidir ki, bu meselenin bizim gündemimizde de fazlaca yer almasının belki de en ciddi gerekçesi, bizim toplumumuzun Filistinlilerin kimliğinde biraz kendilerini bulmalarıdır.

Detaylara gelince;

1- ABD, El Kaide ve Taliban kılıfı ile başlattığı kirli savaşta hezimete uğradı, Afganistan batağından çıkabilmek için, daha fazla asker takviyesi talebinde bulundu. Türkiye daha önceden kararlaştırdığı sayıyı artırmayacağını ve silahlı gücün bir parçası olmaması koşuluyla asker göndereceğini deklare etti. Daha önceki hükümetlerden biri ve daha önceki ekonomik&siyasi tablo söz konusu olsaydı, sanırım alınabilecek üç kuruş kredi karşılığında ABD talepleri sorgulanmadan yerine getirilirdi.

2- DTP, daha önceden açılan bir davanın neticesinde kapatılma aşamasına geldi. Demokrasi ile yönetilen bir ülke’de yönetim erklerinden olan Yargı: “ Ya Verdiğim role göre oynarsın, ya da bu oyunda yoksun.” dercesine, DTP’yi kapatma kararı aldı.  DTP de kendisi için biçilen role eklemeler yaptığı için, oyundan çıkarılan partilerden birine dönüşüverdi.

Her ne gerekçe ile olursa olsun, belirli bir kitlenin temsilcisi olan bir oluşumun, siyasi arenadan diskalifiye edilmesi tasvip edilemez.

Her oyun, kuralına göre oynanmalı mı? Kuralı belirleyenler oyunda taraf iseler eğer, zaten başlamadan ciddi bir avantaja sahip değiller mi? Eğer bu böyle ise, o zaman bu oyunda adalet olgusundan söz edilebilir mi? Bunlar tabi ki sorgulanmalı ancak, her biri ciddi bir köşe yazısını gerektirmekte.

Asıl merak ettiğimiz konulardan biridir. Şayet aktörler DTP’ye “bir kaç kural da sen ekle yada beğenmediklerini değiştir” deselerdi, DTP hangi kuralları değiştirirdi, ya da neleri öncelerdi, bu ciddi bir merak konusu aslında. Yaşanılan sürece bakıldığında Sanırım ekleyecekleri en temel madde, “ bizim dışımızda birilerinin dile getirdiği ya da ifade ettiği hiçbir çözüm önerisi kabul edilemez. Velev ki bu, olabilecek tek çözüm önerisi olsun.” olurdu. Bu kanıya nereden vardığımıza gelince;

“Kürd Açılımı” veya “Demokratik Açılım” olarak isimlendirilen değişim hareketinin deklare edilen maddeleri arasında, DTP’nin taleplerinin çok büyük bir kısmı yer almasına rağmen, DTP açılıma destek vermedi, hatta ilk atılan adımı kendi adına bir ŞOV’a dönüştürerek açılıma olabilecek en ciddi darbeyi vurdu.

Eş Başkanın “Açılım bitmiştir” diye kahkahasının altında, millet adına atılan adımların aslında kendilerinde bir sevinç oluşturmadığı, ancak kendi elleriyle bir şeyler yapılabilirse bunun anlam kazanacağı gibi bir istihza vardı. O kahkaha’dan şu anlaşıldı. Mazlum ve mağdur Kürd halkının yaşadığı kahredici süreç sadece varoluş sermayesi. Yoksa yaraların iyileştirilmesi, bunları sevindirmez.

Kürdlerin siyasi temsilcisi olduğu iddiasıyla vücuda gelmiş bir siyasi aktörün Kürdlerin acıları üzerinden beslenme niyetini de unutmayacağız. Kişisel Rantın, manşetlerde yer alma gayretinin, siyasi bencilliğin,  bu halkın acılarından daha önde tutulduğunu gözümüze sokan bir siyasi aktörün, bizim insanımızın yüzüne bakıp “Ben sizleri temsil etmekteyim” cümlelerini kurabilecek yüzü nasıl bulacağını da merak etmekteyiz.

Hükümet, resmi ideoloji ve devlet adına, geçmişteki bir kısım günahlarını itiraf etmekte ve pişmanlık nişanesi olarak da şimdiye kadar işlenen cürümlerin bir daha işlenmemesi adına, bir açılım başlatmakta ve adına “Kürd Açılımı” demekte. Ama Adına açılım gerçekleştirilecek olan halkın temsilcisi iddiası ile kurulmuş olan bir parti, “ Em naxwazın.” (Biz istemeyiz.) tavrı takınmakta. Hatta sürecin tıkanmasına sevinmekte. Neden ??? Çünkü bu acılara açılım gerekmez, ihtiyaç duyulursa da ancak onların eliyle olursa adı açılım olabilir… 

Genelde Türkiye toplumunun, Özelde de Kürd halkının, yanındakileri ve karşısındakileri tanımlamaları artık daha kolay sanırım. Her ne kadar kirli silahların gölgesi halen bu halkın üzerinde olsa bile…

3- Yaklaşık iki aydır gündem oluşturan, uluslar arası birçok birey ve sivil toplum kuruluşu katılımcısının tertiplediği “Filistin’e Yol Açık” konvoyunun bıraktığı birlik şuuru heyecanı vardı. Avrupa ülkelerinden başlamış olmasına rağmen aslında konvoy, İpsala sınır kapısından içeri girdiği anda hüviyet buldu ve uluslar arası haber değeri kazanmaya başladı. Türkiye’de uğranılan her il, Konvoya yüreğinden bir şeyler katarak ülke sınırlarının dışına uğurladı. Bu sayede, ülkelerin safları, diğer ülkelerdeki müslüman toplumların yönetenlerle imtihanı ve devletleriyle bir olan ya da çelişen yapılar gün yüzüne çıktı. Siyonist Rejim’in “değnekçiliğini” yapan ülkelerin halkları üzerine kurdukları baskı, oluşturdukları hegemonya biraz daha gözle görülür ve örneklendirilebilir hale geldi. Örneğin, Ürdün’de konaklayan konvoya, sivil halk ancak gece yakınlaşabiliyor bunu da büyük bir gizlilikle yapmaya çalışıyormuş. En azından birkaç cesur adam aracılığı ile de olsa, gönüllerinin zalimden değil, mazlumdan yana olduğu hissettirilmeye çalışılmış.

Mısır, izzet ve şereften yoksunluğun ne kadar örneği varsa hepsini sergiledi. Bireyler, verdikleri sözleri bazen yerine getiremeyebilirler. Hani iman ehli bunu da yapamaz, Çünkü El Emin sıfatı bize miras kalan en temel tanımlamadır.  Bu konuda çok endişesi olmayan insanlar, değişik mazeretler üretebilirler. Ya bu bir devlet ise ??? Devlet yap-boz oyunu gibi metin ve anlaşma değiştiremez. Bunu yaparsa devlet olma vasfı sorgulanmalıdır. Tüm bu Devlet olma koşullarını hiçe sayan Mısır kukla rejimi, izzet ve şeref sahibi bir grup insana devlet ağzı ve taahhüdü ile imzaladığı sözleşmeleri hiçe sayarak adi bir çete görüntüsü ile taşlar ve sopalarla saldırdı. Sanki saldıranlar polis değil de 3-5 çapulcuymuş görüntüsü vardı.

Filistinli gençlerin üzerine ateş açmakla, izzet ve şerefin temsilcileri ile birlikte değil, ataları Firavun ile birlikte oldukları ve Firavun Varislerinin kuklaları olduklarını tescillediler.

Devlet erki ve oligarşik düzenin davranışlarını anlamak çok zor değil. Ama ya Mısır halkı???. Mısırda hayat bulmuş ve daha sonraları neredeyse tüm Müslüman ülkelerde taraftar bulmuş olan İhwan-ı Muslimin Teşkilatı, hem hareket metodları hem de Müslüman dünyada oluşan algılarıyla birçok “halk hareketi”nin örnekliğini yapmıştır. Buna rağmen Mısır halkından müspet hiçbir tepkiden söz edilmedi.  Bu konvoyla şunu gördük ki, her hareket peşi sıra bir varis kitle bırakamayabiliyor. Külleriyle beraber yok olma hali, bu olsa gerek.

Tüm bu yaşanılanlardan anladığımız şudur ki, özelde Türkiye toplumu, Müslüman dünyaya örneklik teşkil edecek adımlar atmakta ve haksızlığa direnme adına daha fazla çaba sarf etmektedir. Özelde, Kürd Halkının acıları artık daha rahat dile getirilebilmekte, devlet resmi olarak tamınlamasa da, resmi ağızlardan taleplerin yerine getirilmesi gerektiğini dile getirmekle beraber, Türk halkının bu talepleri anlaması gerektiğini biraz daha yüksek sesle dillendirmektedir. Bu gelişmeler, söylemlerdeki kardeşliğin ayakları üzerinde doğrulmasının vesileleri olacaktır inşaallah.

Önemli: Sitemizde, değerli bir kalemi daha okuyacaksınız bundan sonra inşaallah. M. Sıddık Marsaklı Hocamız’a "Hayırlı olsun" temennilerimizi iletirken; doğruların ifade bulduğu bir kalemi okuyacak olmanın sevincini hissediyoruz.

editor@fitrat.com


Bu yazı 1473 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
heybe 17 Mayıs 2010 11:57:21
heybem taş doldu...

tam dört aydır aynı yazıyla yüz yüze bakıyoruz.eminim cok sıkılmıştır.o kadar gündem değişiyor ,neler neler oluyor,hem türkiyede hem dünyada degişmeyen şey kalmadı ama bu yazı hala değişmedi.sanırım artık dört ayda bir yayınlansın kararı alınmış editör yazısı icin.neler oluyor bilemiyoruz içeride ama dışarıya yansıyanlar cok iç açıcı değil.bizler dinamik ,aktif,yön gösterci yazılar bekliyoruz bu siteden.zaman akar,sorumluluklar yarım kalır...hayrolsun hayırla neticelensin inş...bu sitenin ya kuvvetli bir rüzgara yada,derin bir sessizliğie ihtiyacı var sanırım...


MİLLİON_MİNUTES 06 Nisan 2010 11:43:02

Sitenizi çok az takip ediyorum. Kusura bakmayın ama zannımca diğerleri hakkını helal etsin ama bu sitede doğru dürüst bir yazı göremedim (zeki savaş dışında). hep aynı konular (genelde güncel) hemen hemen ilmi yazılar, ilmi tahliller yok denecek kadar az. Eğer sadece kültürel bir site iseniz anlarım. Ama belli bir misyonun (islami anlamdaki) sitesi ise bence yetersiz, yok eğer belli bir yapının sitesi ise ve bu yönde maslahat gereği ise o zaman sükut etmek düşer. Bi de şu sağ tarafta duran o anket artık canımdan bezdirdi beni kaç aydır orda öylece duruyor, süresi dolmadımı onun. Selametle


Ahmet KAYA 01 Nisan 2010 15:48:34
Et Tırnaktan Ayrılırsa Can İncinir!

Muheterem İrfan Demir Bey'İn sorusuna binaen cevap vermek istedim. Yazmamamın özel bir nedeni yok ihtiyaç hasıl oldukça elimden geldiğince yazarım. Yazmamak gibi bir durum olsaydı bir açıklamada bulunmak okuyucularımızın hakkı olduğundan deklare edilirdi. Selam ve Saygılarımla!


irfan demir 30 Mart 2010 09:13:58

a.kaya ile diger yazarımız neden yazı yazmıyorlar ayrıldılarmı vesselam


fatma A. 22 Mart 2010 14:40:32
okuyucu özelleştirisi

welat kardeş sayın editörün yazılarını ülke gündemiyle paralel olarak değiştirmediği doğru hak veriyorum size lakin gündemi iyi analiz edip bu yönde katkı sağlayan sevgili yavuz abinin yazılarına da gereken ilgimiz ,düşünsel anlamda analiz ve önerilerimiz de yok denecek kadar az..newroz bayramı ve halepçe katliamıyla ilgilide ufkumuz .comdan iktibas edilip mercek köşesinde yayınlanan çalışmalarda mevcut.lütfen gereken özeni, ehemmiyeti bu konulara gösterelim.selamlarımla..


welat 21 Mart 2010 10:44:49
sılav

Sevgili editör ülke gündemi çoktan değişti ama sitenin gündemi değişmedi. Halepçe ve newroz üzerine hiçbir yazarınızın bir yazısı olmadı bu çok büyük bir zaaf ve hata olarak kendini gösteriyor. Bu konuda duyarlılık gösterecek hiçbir yazarınız yok mu acaba.


Murat AYDOĞDU 05 Mart 2010 10:26:53
Fıtraten kardeşlerimle birlikte,

Koyu, kopkoyu karanlığın her adımda biraz daha aydınlanması için, atılan her adımı selamlıyoruz.
Ebu Talipler, Necaşiler yani adil olan herkese muhabbetimize rağmen, kırıntılar bize yetmez.
Sabah'ın Rabbine andolsun ki, güneşin doğuşu, Müslümanların Kitaba tabi olması, onun gereği sapasağlam/takva üzeri durması ve yaşaması ile olacak.


VANİ 03 Şubat 2010 13:46:19
Ali Cengiz Efendi

Site müdavimleri konusunda yanlış düşünüyorsunuz sanırım... Biz doğrudan yanayız... Kimin söylediği veya yaptığı önemli değil... Allah Bizleri Hakkı Hak bilip hakka uyanlardan, Batılı Batıl bilip Uzak duranlardan eylesin...


Ali Cengiz Efendi 28 Ocak 2010 12:37:25
Site Okuyuculari

Sayın Editörün Yazısı, site okuyucularına pek hitap etmemiş sanırım. Bu da gösteriyor ki site müdavimlerinin büyük bir kısmı içten içe AKP karşıtı yada DTP sempatizanı. Bu DTP'nin açılımı ile ilgili bir arkadaş bir tanımlama yapmıştı da gülsek mi ağlasak mı karar verememiştik. Her Ne ise, Editör Bey, eline ve fikrine sağlık.


Onur 16 Ocak 2010 19:51:15
Şükür

Bu kalemden 4 ay sonra da olsa bir yazı daha okumak güzel.

geçen sürede kaç yazı borçlandığını sayın editör hesaplamıştır.

artık borçlanmaması dileğiyle

dua ile


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397526
     

     
    8
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi