Zeki SAVAŞ
11 üyeli Anayasa Mahkemesi, 1 Haziran 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili verdiği ve “367 kararı” diye meşhurlaşan kararından bir yıl sonra 5 Haziran 2008’de TBMM’de ekseriyetçe onaylanan anayasa değişikliğini 9 üyenin oyuyla iptal ettiğinde meşruiyetini sorgular hale getirmiş, hâkimiyet gerçekte Anayasa Mahkemesi’nin altı üyesinin olmuştu.
Bu meşruiyet krizinin üzerine 21 Ocak 2010’da askere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliğini iptal etmesi eklenince, AYM saygınlığını ve meşruiyetini tümden yitirmiş oldu. Balyoz darbe planının deşifre edildiği gün, AYM’nin böyle bir karar alması Balyoz darbe planından daha vahim bir durumdu. Bu karar, halkını düşman görüp onu ezmeye yeltenen subayların yargıdan kaçırılması anlamına geliyor. Artık AYM, anayasa böyle gerektiriyor biz ne yapalım diyemez, topu TBMM’ye atamaz. Çünkü AYM’nin hakkı olmadığı halde anayasal değişiklikleri de iptal etme gibi sistemi alt üst eden uygulamaları vardır. Türban ile ilgili kararı, anayasal değişikliklerin yolunu da kapatmış durumda. Askere sivil yargının yolunu açan anayasal değişiklik yapılsa, AYM’nin bunu da iptal etmeyeceğini kim garanti edebilir?
Anayasa Mahkemesi’nin kendini meclisin üstünde bir konuma oturtması, Türkiye’de cari olan sistemi ve ona ait demokrasi, cumhuriyet gibi tüm temel kavramların sil baştan tartışılmasını, tanımlanmasını gerektirmektedir. Eğer türbanla ilgili anayasal değişikliğin AYM tarafından iptal edildiği zaman, AYM’nin konumu, yetkileri ve meşruiyeti yeterince sorgulanabilseydi, geri adım atması sağlanabilseydi, AYM’nin balyoz gibi bir karar alması önlenebilirdi.
Anayasa Mahkemesi’nin darbeci subayları koruyan ve kollayan şaibeli kararı, Balyoz darbe planının gölgesinde kaldı ve hak ettiği yankıyı ve tepkiyi bulmadı. Aslında bu karar, Balyoz darbe planından daha önemliydi ve toplum için daha tehlikeliydi. Darbe planlarının peş peşe deşifre edildiği, darbeci subayların yargılandığı, artık darbe ihtimalinin olmayacağı bir sürecin yaşandığı zamanda böyle bir karar, Balyoz türü darbe planlarının devamına imkân sağlamak anlamına geliyor. AYM, bu kararıyla darbecilerden daha çok darbeci bir görünüm oluşturdu. Darbecilerin hamisi misyonunu üstlendi. Darbeyi önlemekle ve darbecileri yargılamakla görevli yargı erki ve bu erkin en üst mahkemesinin, darbecilerin hamisi rolünü üstlendiği bir ülkede herhalde yapılacak ilki iş genel yas ilan etmek olsa gerek. Genel yas ilanını gerektirecek kadar büyük bir musibettir bu karar.
Darbeci generallerin askeri yargıya havale edilmesi, milleti aptal yerine koymak anlamına gelir. Alt rütbedeki bir askeri yargıç nasıl kendi üstü ve sicil amiri sayılan generalleri yargılayabilir? Bugüne kadar hangi general darbecilikten dolayı askeri mahkemede yargılanabilmiştir? Askeri mahkemelerin, generaller tarafından yasadışı olarak devrilen başbakanları yargılayıp idam etme gibi bir marifetleri var ama aksi bir örnek gösterilebilir mi? Askeri yargı hangi generale idam cezası vermiştir? Dahası bugüne kadar hangi generali yargılayabilmiştir? Böyle bir örneklik var mı?
Cumhuriyet tarihinde ilk kez askere sivil yargı yolu açılmışken, bu yasal değişikliğin AYM tarafından iptal edilmesi, halka karşı tarifi zor bir haksızlık, saygısızlık ve zulüm telakki edilmelidir.
Bir yanda dehşet verici, ancak psikiyatrik vaka sayılabilecek insanların düşünebileceği türden cinayetleri ve uygulamaları ihtiva eden darbe planlarının ifşası, öte yandan bu planları yapanları koruyan yeni yargı kararları, balyoz üstüne balyoz etkisi yapıyor. Ya bu halk bu balyozların altında ezilecek veya bu balyozlar halk direnci karşısında ezilecek. Generallerin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla onların da böylesine kararlı bir halkın ezilebileceği konusunda ciddi kaygılar taşıdığını gösteriyor. Zaman ve devran değişti. Bundan sonra olabilecek bir darbe teşebbüsü sonucunda halk değil, darbeciler statlara doldurulacaktır.
Toplumun bilgi ve bilinç düzeyindeki değişim oranı, Türkiye’nin temel sorunlarının esastan ele alınmasını ve kalıcı bir şekilde çözümünü dayatmaktadır.
Türkiye’nin üç temel problemi vardır:
-Ordunun hak ettiği yere döndürülmesi ve bir daha sivil iradeye ve idareye müdahale edemeyecek tarzda konumlandırılması.
-Yargı reformu
-Dini ve etnik özgürlüklerin temini
Bu temel sorunlar artık herhangi bir iktidar tarafından karşılanamayacak kadar ağırlaşmıştır. Anayasayı değiştirecek sayıda milletvekili iktidarlar bile bu sorunları çözebilecek durumda değildir.
Sorunun çözümü halka başvurmaktan ve referandumdan geçmektedir. Sorunun çözümüne milletin doğrudan müdahil olması gerekmektedir. Kararı millet vermelidir, milletin çoğunluğu vermelidir. Bu karar, doğal olarak herkesi bağlayıcı bir nitelik taşıyacaktır. Orduyu da yargıyı da.
Hükümetin adam akıllı bir anayasa değişikliği hazırlayıp referanduma sunması gerekiyor. Bu hükümetin yapabileceği en iyi iş, en hayırlı icraat, en kalıcı hizmet köklü ve esaslı bir anayasa değişikliğini halka sunmak olacaktır. Türkiye’nin temel problemlerinin esastan çözümünü ihtiva eden özgürlükçü, adil ve sivil bir anayasayı referanduma sunmak.
Eğer bu halkın çoğunluğu ordunun kışlasına çekilmesine, yargının ıslahına, dini ve etnik kimliklerin ve hakların teminine hayır diyecekse benim gibi özgürlükleri savunanlar klavyelerini kırıp yerine oturur, bu karara saygı duyar. Ama aksi yönde bir halk kararı çıkarsa, darbecilerin, özgürlük karşıtlarının klavyelerini kırmaları ve susmaları gerekmez. Onlar yine sözlerini söylesinler, kazanılan özgürlüklerden yararlansınlar. Hodri meydan…
Eğer her durumda referanduma karşı çıkıyorlarsa, bunların halk düşmanlığı tescillenmiş olur. Halkı aptal yerine koymakta ısrarcı oldukları herkesçe görülür.
Temel sorunların çözümü doğrudan halk iradesi olan referandumdan geçer. Referandum sonuçlarından hiçbir iktidar sorumlu değildir. Sorumluluk da doğrudan halka aittir. Halk kendi kararını verir ve sonuçlarına katlanır. Yanlış karar vermişse, yeni bir referandumla yanlışını düzeltir. Halk iradesi karşısında değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez türünden yasa ve anayasa maddesi yer alamaz. Halk, kendisiyle ilgili her tür kararı alabilir, anayasasını baştan aşağıya değiştirebilir. Anayasayı da rejimi de değiştirebilir.
Sıklıkla referandum yapılmalıdır. Tıkanıklık yaşanan temel konuların çözümü, zaman kaybetmeden halka sunulmalıdır. Savaş ve barış kararları referandumla olmalıdır. Rejimin nitelikleri referandumla belirlenmelidir. Belirlenen nitelikler belirli aralıklarda referandum yoluyla yenilenmelidir. Bir kuşağın verdiği karar, gelecek kuşakları bağlamamalıdır. Hareket ve değişim halinde olan hayata uygun olarak anayasa ve rejimin şekli ve mahiyeti de halkın iradesi yönünde değişime açık olmalıdır. Atalarımızın aldığı karar, bizim için değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez mahiyette olmamalıdır. Kaldı ki, Türkiye’deki rejimin mahiyeti referandum ile belirlenmiş değildir.
Referandum ve halk iradesi yoluyla sorunlarını çözen bir ülkede kalıcı temel sorunlar olmaz. Sorunlar kısa sürede çözüme kavuşur, halkıyla devletiyle güven içinde yaşar.
Hükümetin mümkün olan zamanda temel sorunların çözümünü sağlayacak anayasal değişikliği referanduma sunması için herkesin ve hepimizin yüksek sesle bu talebi dillendirmesi, hayata geçmesi için ısrar etmesi, mümkün olan tüm meşru yolları denemesi gerekir.
Görünen tek çözüm, referandumdur. Meşruiyet, özgür bir ortamda yapılacak referandumla sağlanır.