Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
24 Ocak 2010
     Meşruiyet ve Referandum

     Zeki SAVAŞ

11 üyeli Anayasa Mahkemesi, 1 Haziran 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili verdiği ve “367 kararı” diye meşhurlaşan kararından bir yıl sonra 5 Haziran 2008’de TBMM’de ekseriyetçe onaylanan anayasa değişikliğini 9 üyenin oyuyla iptal ettiğinde meşruiyetini sorgular hale getirmiş, hâkimiyet gerçekte Anayasa Mahkemesi’nin altı üyesinin olmuştu.

Bu meşruiyet krizinin üzerine 21 Ocak 2010’da askere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliğini iptal etmesi eklenince, AYM saygınlığını ve meşruiyetini tümden yitirmiş oldu. Balyoz darbe planının deşifre edildiği gün, AYM’nin böyle bir karar alması Balyoz darbe planından daha vahim bir durumdu. Bu karar, halkını düşman görüp onu ezmeye yeltenen subayların yargıdan kaçırılması anlamına geliyor. Artık AYM, anayasa böyle gerektiriyor biz ne yapalım diyemez, topu TBMM’ye atamaz. Çünkü AYM’nin hakkı olmadığı halde anayasal değişiklikleri de iptal etme gibi sistemi alt üst eden uygulamaları vardır. Türban ile ilgili kararı, anayasal değişikliklerin yolunu da kapatmış durumda. Askere sivil yargının yolunu açan anayasal değişiklik yapılsa, AYM’nin bunu da iptal etmeyeceğini kim garanti edebilir?

Anayasa Mahkemesi’nin kendini meclisin üstünde bir konuma oturtması, Türkiye’de cari olan sistemi ve ona ait demokrasi, cumhuriyet gibi tüm temel kavramların sil baştan tartışılmasını, tanımlanmasını gerektirmektedir. Eğer türbanla ilgili anayasal değişikliğin AYM tarafından iptal edildiği zaman, AYM’nin konumu, yetkileri ve meşruiyeti yeterince sorgulanabilseydi, geri adım atması sağlanabilseydi, AYM’nin balyoz gibi bir karar alması önlenebilirdi.

Anayasa Mahkemesi’nin darbeci subayları koruyan ve kollayan şaibeli kararı, Balyoz darbe planının gölgesinde kaldı ve hak ettiği yankıyı ve tepkiyi bulmadı. Aslında bu karar, Balyoz darbe planından daha önemliydi ve toplum için daha tehlikeliydi. Darbe planlarının peş peşe deşifre edildiği, darbeci subayların yargılandığı, artık darbe ihtimalinin olmayacağı bir sürecin yaşandığı zamanda böyle bir karar, Balyoz türü darbe planlarının devamına imkân sağlamak anlamına geliyor. AYM, bu kararıyla darbecilerden daha çok darbeci bir görünüm oluşturdu. Darbecilerin hamisi misyonunu üstlendi. Darbeyi önlemekle ve darbecileri yargılamakla görevli yargı erki ve bu erkin en üst mahkemesinin, darbecilerin hamisi rolünü üstlendiği bir ülkede herhalde yapılacak ilki iş genel yas ilan etmek olsa gerek. Genel yas ilanını gerektirecek kadar büyük bir musibettir bu karar.

Darbeci generallerin askeri yargıya havale edilmesi, milleti aptal yerine koymak anlamına gelir. Alt rütbedeki bir askeri yargıç nasıl kendi üstü ve sicil amiri sayılan generalleri yargılayabilir? Bugüne kadar hangi general darbecilikten dolayı askeri mahkemede yargılanabilmiştir? Askeri mahkemelerin, generaller tarafından yasadışı olarak devrilen başbakanları yargılayıp idam etme gibi bir marifetleri var ama aksi bir örnek gösterilebilir mi? Askeri yargı hangi generale idam cezası vermiştir? Dahası bugüne kadar hangi generali yargılayabilmiştir? Böyle bir örneklik var mı?

Cumhuriyet tarihinde ilk kez askere sivil yargı yolu açılmışken, bu yasal değişikliğin AYM tarafından iptal edilmesi, halka karşı tarifi zor bir haksızlık, saygısızlık ve zulüm telakki edilmelidir.

Bir yanda dehşet verici, ancak psikiyatrik vaka sayılabilecek insanların düşünebileceği türden cinayetleri ve uygulamaları ihtiva eden darbe planlarının ifşası, öte yandan bu planları yapanları koruyan yeni yargı kararları, balyoz üstüne balyoz etkisi yapıyor. Ya bu halk bu balyozların altında ezilecek veya bu balyozlar halk direnci karşısında ezilecek. Generallerin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla onların da böylesine kararlı bir halkın ezilebileceği konusunda ciddi kaygılar taşıdığını gösteriyor. Zaman ve devran değişti. Bundan sonra olabilecek bir darbe teşebbüsü sonucunda halk değil, darbeciler statlara doldurulacaktır.

Toplumun bilgi ve bilinç düzeyindeki değişim oranı, Türkiye’nin temel sorunlarının esastan ele alınmasını ve kalıcı bir şekilde çözümünü dayatmaktadır.

Türkiye’nin üç temel problemi vardır:

-Ordunun hak ettiği yere döndürülmesi ve bir daha sivil iradeye ve idareye müdahale edemeyecek tarzda konumlandırılması.

-Yargı reformu

-Dini ve etnik özgürlüklerin temini

Bu temel sorunlar artık herhangi bir iktidar tarafından karşılanamayacak kadar ağırlaşmıştır. Anayasayı değiştirecek sayıda milletvekili iktidarlar bile bu sorunları çözebilecek durumda değildir.

Sorunun çözümü halka başvurmaktan ve referandumdan geçmektedir. Sorunun çözümüne milletin doğrudan müdahil olması gerekmektedir. Kararı millet vermelidir, milletin çoğunluğu vermelidir. Bu karar, doğal olarak herkesi bağlayıcı bir nitelik taşıyacaktır. Orduyu da yargıyı da.

Hükümetin adam akıllı bir anayasa değişikliği hazırlayıp referanduma sunması gerekiyor. Bu hükümetin yapabileceği en iyi iş, en hayırlı icraat, en kalıcı hizmet köklü ve esaslı bir anayasa değişikliğini halka sunmak olacaktır. Türkiye’nin temel problemlerinin esastan çözümünü ihtiva eden özgürlükçü, adil ve sivil bir anayasayı referanduma sunmak.

Eğer bu halkın çoğunluğu ordunun kışlasına çekilmesine, yargının ıslahına, dini ve etnik kimliklerin ve hakların teminine hayır diyecekse benim gibi özgürlükleri savunanlar klavyelerini kırıp yerine oturur, bu karara saygı duyar. Ama aksi yönde bir halk kararı çıkarsa, darbecilerin, özgürlük karşıtlarının klavyelerini kırmaları ve susmaları gerekmez. Onlar yine sözlerini söylesinler, kazanılan özgürlüklerden yararlansınlar. Hodri meydan…

Eğer her durumda referanduma karşı çıkıyorlarsa, bunların halk düşmanlığı tescillenmiş olur. Halkı aptal yerine koymakta ısrarcı oldukları herkesçe görülür.

Temel sorunların çözümü doğrudan halk iradesi olan referandumdan geçer. Referandum sonuçlarından hiçbir iktidar sorumlu değildir. Sorumluluk da doğrudan halka aittir. Halk kendi kararını verir ve sonuçlarına katlanır. Yanlış karar vermişse, yeni bir referandumla yanlışını düzeltir. Halk iradesi karşısında değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez türünden yasa ve anayasa maddesi yer alamaz. Halk, kendisiyle ilgili her tür kararı alabilir, anayasasını baştan aşağıya değiştirebilir. Anayasayı da rejimi de değiştirebilir.

Sıklıkla referandum yapılmalıdır. Tıkanıklık yaşanan temel konuların çözümü, zaman kaybetmeden halka sunulmalıdır. Savaş ve barış kararları referandumla olmalıdır. Rejimin nitelikleri referandumla belirlenmelidir. Belirlenen nitelikler belirli aralıklarda referandum yoluyla yenilenmelidir. Bir kuşağın verdiği karar, gelecek kuşakları bağlamamalıdır. Hareket ve değişim halinde olan hayata uygun olarak anayasa ve rejimin şekli ve mahiyeti de halkın iradesi yönünde değişime açık olmalıdır. Atalarımızın aldığı karar, bizim için değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez mahiyette olmamalıdır. Kaldı ki, Türkiye’deki rejimin mahiyeti referandum ile belirlenmiş değildir.

Referandum ve halk iradesi yoluyla sorunlarını çözen bir ülkede kalıcı temel sorunlar olmaz. Sorunlar kısa sürede çözüme kavuşur, halkıyla devletiyle güven içinde yaşar.

Hükümetin mümkün olan zamanda temel sorunların çözümünü sağlayacak anayasal değişikliği referanduma sunması için herkesin ve hepimizin yüksek sesle bu talebi dillendirmesi, hayata geçmesi için ısrar etmesi, mümkün olan tüm meşru yolları denemesi gerekir.

Görünen tek çözüm, referandumdur. Meşruiyet, özgür bir ortamda yapılacak referandumla sağlanır.


Bu yazı 605 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
nesim güzelsoy 03 Şubat 2010 16:07:38
yargıdaki sabit düşüncelerin değişmesi için biraz zamana ihtiyaç var

Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yapılandırılmasında yargının yasama ve yürütme organına karşı bağımsızlığı kurumsal özerklik ilkesine göre düzenlenmeli, tarafsızlık ise yargıyı "temel hak ve hürriyetlerin en ileri çağdaş ölçülere uygun olarak korunması"ndan yana olacak biçimde anlaşılmalıdır. Bütün bu reformların gerçekleşmesi hâlinde bile, asıl mes'elenin yargıda bu reformlara uygun bir zihniyet dönüşümünü sağlamak olduğu düşünüyorum ve böyle bir kadronun yapılanması biraz zaman alacağını düşünüyorum...


Onur MERT 25 Ocak 2010 12:25:17
SELAM

sultanların ülkesinden, kurnaz paşaların dikta ülkesine savrulduk. ardından alacalı yeşil vesayet... ve şimdi Yargıçlar Ülkesinde yaşıyoruz. halkın kendini yönetmesi yalanına sıra gelmedi henüz. bakalım o günleri görebilecek miyiz?

mahkemelere ve yargıçlara, savcılara ve hakimlere hükümranlıklarını sürdürdükleri sahada ne diyebiliriz ki

en baba adamlar sizsiniz ve en baba yasa sizin yasalarınız demekten başka şansımız var mı?

işte "EN BABA YASA BİZİM ANAYASA"

“Adalet mülkün temelidir” veciz sözünü koca koca tabelalara yazıp astılar. Ancak bizim ulu erkânımız “mülk” ü hep arazi, para, ev, arsa, araba olarak algıladılar. Mülk adaletin temeli ise adil olmanın ön şartı da çok mal sahibi olmaktan geçerdi elbet. Bunun için bizimkiler mümkün olabildiğince “mal”laşmaya çalıştılar. Mallaştıkça hukuktan uzaklaştılar, adalete yabancılaştılar. Ve yasaların canına okudular. Bu devletlûlarımıza; devletler ne zaman adaletten uzaklaşıp, zulüm ve haksızlıkları had safhaya vardırırlarsa, o zaman “tarih olma” yolunda emin adımlarla ilerlemiş olacaklardır, dedik. Çünkü zulüm asla payidar kalmayacaktır, dediysek de laf anlatamadık. İnandıramadık kimseyi. Bildiklerini okumaya devam ettiler.....

yazının öncesi ve sonrası http://www.fitrat.com/dusunce_analiz_detay.php?id=4039 linkinde

dua ile kalın.


irfan demir 25 Ocak 2010 10:05:42

bismihi teala biz insan lar ne varki yaşantımızı ,hayatımızı .....mutluluğumuzu insanların ufacık ilgisini bağlıyoruz ...halbuki biraz olsun taktiri, ilgiyi yaratıcıya bağlasak olay rabbımın akışında çok şeylerin değişeceyi korkuların yersizligini şehidin dedigi gibi ben huzuru huzursuzluğun içinde buldum......vesselamm irfan demir polatlı


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397620
     

     
    11
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi