Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
25 Ocak 2010
     Demokratik Açılım Üzerine…

     M. Yasin Haskanlı

Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye sürecinin Ortadoğu’da olduğu gibi imparatorluğun merkezini oluşturan yakın coğrafyada yarattığı yönetim ve modernleşme sorunları, tasfiyenin hâlâ sürdüğü ve gerek merkezde gerekse diğer ulus devletlerde hâlâ sürecin tekâmülü açısından yapılması gerekenlerin olduğu görülmektedir.

Cumhuriyetin kuruluşunun 87 yıl sonrasında, hâlâ kurucu mantığın toplum tanımı ve ülkenin istikameti açısından, pratik hayat açısından netleşmemiş olması toplumun ve siyasetin sancılı bir ortamda nefes alıp verdiğini göstermektedir. Bunun en iyi örneğini 2009 yılından bu yana tartıştığımız; ama kendisini onlarca yıldır dayatan Kürt meselesi etrafında şekillenen “demokratik açılım”da izlemekteyiz.

Çeşitli vesilelerle değinilmeye, gündeme getirilmeye çalışılan sorunlar, onlarca yılın içine saklanmış ve kökleşmiş sorunlardır. Yılardır toplumun farklı kesimlerinde, farklı da olsa kısıtlanmışlık, kendini ifade edememe, baskı ve şiddetle sindirilme hali kanıksanmış, razı olunmuş, doğallaşmıştır. Ancak toplumsal davranışlar, toplumların dinamikleri çeşitli zaman aralıklarında belirli bir düşük tepkiselliklerin ardından uygun ortam ve koşullarda geçmişte yaşanan özgürlük karşıtı her olgunun, engelin ve kurumun sorgulanmasını doğurmuştur. Bu durum, dünyanın alışık olduğu ve neredeyse tüm baskıcı rejimlerin uğradığı bir sondur. Bunların oluşma süreci toplum içerisindeki harekete geçirici unsurların sağlıklılığıyla doğru orantılı gelişen bir durumdur.

Ülkemizde son dönemdeki tartışmaların 87 yıllık cumhuriyet döneminin uygulama ve bakış açılarına yönelik ciddi ve eleştirel bir yanı olduğu kanaatindeyim. En son söylenecek olanı, şimdi söyleme durumu olsa bile bu demokratik açılım süreci başarıya ulaşmazsa da şu yönüyle önemlidir: Türkiye’de kapalı kapılar ardında çekinilerek konuşulan, tartışılan sorunlar, artık çok sesli ve çok taraflı bir şekilde tartışılmaktadır. Bu durumdan da geriye gidiş artık kolay kolay mümkün görünmemektedir.

2005 Yılında Başbakan Erdoğan tarafından Diyarbakır’da ilk kez açık bir şekilde dillendirilen ve Kürt sorunu olarak kabul edilen ve nihayetinde 2009 yılında çeşitli ad ve tanımlarla toplumun birçok katmanı tarafından tartışılan “demokratik açılım süreci” 87 yıllık cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olmaya adaydır.

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra dışlanan, yok sayılan, baskı ve asimilasyona tabi tutulan çeşitli etnik unsur ve hayat tarzlarının bu uygulamaların başladığı tarihten bu güne kadar değişik usul, esas ve yoğunlukta tepkilerini dile getirdikleri bir gerçektir. Özellikle Kürt sorunu ve bunun etrafında şekillenen problemler ülke gündem ve politikalarının ana eksenini oluşturmuş, oluşturulmasına bahane olmuştur.

Cumhuriyet tarihine sayısız dramatik durum olarak damgasını vuran baskı, şiddet, ötekileştirme ve inkâr politikaları toplumumuzun, özelde de Kürt halkının modern dünya algısının nimet ve gereksinimlerinden nasıl mahrum bırakıldığının acı ve utanç vesikasıdır. Modern dünyanın söylemlerine kulak tıkayan, özgürleşme ve kendini ifade etme gibi en doğal insani hakların görmezlikten gelinmesi, toplum adına, toplumun sindirilmeye çalışılması ancak ilkellikle açıklanabilecek bir zulümdür.

Çeşitli saiklerle bu güne gelmiş olan sorunların çözümünü isteyenler açısından, durumun ne olduğu tartışılması gereken bir durumdur. Zira sorunun kendisi gibi kimin eliyle nasıl halledileceği bugün açısından önemlidir kanaatindeyim. Asıl kavganın da bu noktada yoğunlaştığı görülmektedir.

Dört ayrı adreste kümelenmiş tarafların bu sorunları algılama ve çözme teklifleri sorunun aslında aşırı politize olmuş çeşitli zamanlarda farklı algılandığı ve istismar edildiği gerçeğini karşımıza çıkarmaktadır.

Bu gün Kürtler anayasal anlamda herhangi bir güvenceye kavuşmamakla birlikte, pratik hayatta gelecek açısından umut verici bazı kazanımlar elde etmişler ve etmeye de devam edeceklerdir. Ancak bunlar anayasal güvenceye alınmaz ve Kürt halkı üzerindeki psikolojik bariyerler kalkmaz ise bu kazanımların çok da bir anlam ifade etmesi beklenemez. Yirmi, otuz yıl öncesine oranla Kürtler daha rahattır. Kendilerini ifade etmekte, toplumsal tepkiler oluşturmada ilerlemişlerdir. Tüm bu durum daha üst beklentileri dile getirmeye, eşit vatandaşlık, anayasal güvence, dil, kimlik, örf gibi temel hakların çok daha derinlikli bir şekilde talep edilmesini sağlamıştır. Yirmi yıl önce sadece belirli marjinal bir kesimin ideolojik talepleri arasına sıkışmış beklentiler, bugün büyük bir ekseriyet tarafından (farklı siyasi partilere oy verseler de) dile getirilmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri Kürtlerin hem kendilerini, hem de dünyayı kavramalarıyla orantılı bir gelişmedir.

İletişim ve etkileşimin baş döndürücü bir hızda olduğu çağımızda Kürt sorununda geriye dönüş artık mümkün görünmemektedir. Kürtler bir çözüme kavuşacaklardır. Ancak çözümün adresi ve usulü, sonuçları bugün politik tarafların kavgalarının sonuçlarıyla şekillenecektir. Yukarıda belirttiğim gibi bu işi, dört tarafı olan bir kavganın neticesi belirleyecektir.

1- Türkiye’nin iç barışının oluşması ve bu barış ortamından doğacak enerji ile ülkenin bölgesel ve dünya çapında güçlü bir konuma geleceğini ön görenlerin,  ayrıca insan hak ve hürriyetleri açısından meseleye yaklaşıp, bu utancın daha fazla sürdürülmemesini talep edenlerin öncülüğünü ve desteğini verdiği demokratik açılımın mimarları birinci kesimi oluşturmaktadırlar. Bu cenahta Ak Parti, liberal demokratlar, toplum içindeki sivil toplum kuruluşları ve birçok entelektüel bulunmaktadır. Yılarca muhafazakâr kesimlere biçilen karakter statükocu bir yaklaşımdı. Ancak Ak parti bu yönüyle ezberleri bozarak birilerinin deyimiyle sosyal demokratların öncülüğünü yapması gereken birçok eylem ve değişimin öncülüğünü yaptı. “Katolik bir davranış” içinde olması beklenen bir partinin toplumsal değişim ve dönüşüme katkı sağlaması, birçok sorunla ilgili söyleyecek sözünün olması Türkiye’de son dönemin gerçekten sistem ve toplum ilişkileri üzerine değişim ve gelişim bağlamında yoğunluklar oluşturdu. Sol kesimin alternatifi, sağın da çok ilerisinde yer alması Ak Parti açısından mükemmel bir avantajdır. Tüm bu duruma rağmen mevcut sorunların çözümü Ak Parti açısından kolay değildir. Zira birçok cephede mücadele vermektedir. Statükocu yaklaşımlar şu an Ak Parti’yi çevreleyen en büyük sorundur. Gerek parlamento çatısında bu izleri taşıyan partiler, gerekse ordu ve yargının içinde bulunduğu zihin ve eylem hali, Ak Parti’nin bazı meselelerin hallini sürece yaymasını zorunlu kılmıştır.

Bir diğer dikkat edilen nokta da; Ak Parti’nin ülkenin tüm coğrafi bölgelerinden oy almış olması ve bu temsilin yarattığı hassas denge nedeniyle adım atarken bu dengenin bozulmamasını önceleyen bir politik tavır sergilemesidir. Ak Parti’nin, 87 yıllık cumhuriyet rejiminin yarattığı trajedileri gidermenin hesabını yaptığına inanıyorum. Ancak sorunları çözmek istemesi tek başına yeterli görünmemektedir. Çözüm sürecinin ülkedeki engelleyici odaklara karşı nasıl geliştirilmesi gerektiği ve destek noktalarının uzun soluklu nasıl muhafaza edileceği önemli bir husustur.

2-İkinci kesim, 30 yıllık kavganın bir sonucu olarak çözümü kendilerinde gören PKK ve bu eksende siyaset yapanların oluşturduğu bloktur. Mücadele tarzı, geçmişi sistemin bulanıklığından çok da farklı görünmese de, Kürt halkının belli bir kesimi tarafından destek ve adres olarak kabul edilen bu kesim, son gelişmelerde dikkat çekici bir tavır izlemiştir. Kendi kutsallarını oluşturarak, semboller üzerinden kavga kültürü oluşturan Kürt ulusalcılığı, siyasi manevra kabiliyeti açısından çok da faydacı bir noktada değildir. Bu bahsettiğimiz kesim, sorunun çözümü noktasında iktidarın elini güçlendirmektense, olayın bir aldatmaca olduğu ve samimiyet testi uygulama gibi, çok da yerinde olmayan deney ve düşüncelerle süreci manipüle etmektedir. İktidar tarafından başlatılan her sürecin ardından toplum nezdinde hükümetin psikolojik anlamda izahta zorlanacağı durumlarla, süreçlere ara verilmesine sebep olmaktadırlar. Bu durum biraz da beşeri başarı ve zafer elde etme hırsının zayıf düşürücü yanlarından biridir. Başarının ve kazanımın illa ki tek adresli ve intikam alıcı bir tarzda olması koşulu ortaya çıkmaktadır.

3-Üçüncü kesimi oluşturanlar statükonun ve devletçi reflekslerin yılmaz bekçisi konumundaki CHP, ordu ve yargıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, birçok çıkmazın müsebbibi konumundaki bu aktörler siyasi hayatımızdaki birçok vakanın istismarını ve çeşitli araçlar kullanarak rant oluşturma becerisini sergilemişlerdir.  Cumhuriyetin ilk yılarındaki baskı ve yok etme politikalarının hem resmi hem de uygulayıcı aktörü durumundaki CHP, “sosyal demokrat” cenahın en garip temsilcisidir. Bu garipliği, üyesi olduğu Dünya Sosyalistler Birliği’nden çıkarılmasını bile gündeme getirmiştir. Tek parti rejimini uzun yıllar bize dayatan, birçok katliam, zorunlu iskân ve darbe daveti yapmak gibi, anti demokratik usuller çerçevesinde siyaset yapma geleneğine sahip bu parti, doğal olarak bugün gündemde olan demokratik açılımı kendi karakterine uygun bir tarzda eleştirmekte ve engellemektedir.

Uzun yıllar boyunca devlet kadrolarında toplumdan uzak, toplumun değer yargılarına, insan hak ve hürriyetlerine kayıtsız bir zihni yerleştiren, iktidar olmasa bile kendini devletin merkezinde hisseden (ettiren) çağa demode kalmış bu zihin yapısının mevcut gelişimi ve olgunlaşmayı, milli refleksler ve Türk ulusçuluğunun referanslarını kullanarak engellemesi çok da garipsenecek bir durum değildir. Garip olan, tüm bunlardan dolayı ızdırap çekmiş Alevilerin ve batıda yaşayan Kürtlerin CHP’ye oy vermeleridir.  Bu durum olsa olsa katiline âşık olma durumudur.

4-Dördüncü kesim, özgürlük sorununu tüm derinliğiyle yaşayan halktır. Yukarıdaki sıraladığımız tarafların tümü bu kesim için çözümlerini oluşturmakta; ama çoğunluğu halka danışma ihtiyacını hissetmemekte ve bunu halk için lüks bir durum telakki etmektedir. Demokrasi dediğimiz olayı bile farklılaştırıp öyle halka yuttururlar. Tüm dünyanın anladığı şekliyle demokrasiden farklı olarak, demokrasinin yeni türü ülkemizde “halk adına; ama halka karşı” uygulamaların adı olmaktadır.

Demokratik açılım gündemdedir, ilk telaffuz edildiğinde Doğu ve Güneydoğu’da heyecana sebep olan açılım, bu heyecanı önemsemeyenlerin politik atraksiyonlarına kurban edilmek istenmektedir. Kaç tane siyasi aktör, bu süreçten doğrudan etkilenecek olan halk kitleleriyle görüşme ihtiyacı hissetti, kaç tane önyargısız araştırma ve değerlendirme yapıldı? Eğer sayarsak bir elin parmağını geçmez her halde.

Elbette tüm bu taraflara bir de dış etkenler eklenebilir. Ancak kanımca içerdeki tarafların içinde bulundukları hal, dışarıdan müdahaleleri doğurmaktadır. Bu sebeple dışarıdaki etkenlerin çok da belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Bir toplumun kendini inşa etme çabası, güçlü bir irade sergilemesi ve kendisi olma çabası dış faktörleri egale edecek güçtedir.

Ülkenin özgürlük sorununun, farklılıklarının, kendini ifade etme taleplerinin irdelendiği ve çözümünün tartışıldığı bir süreçte, bu sorunları yaşayan herkesin sürece katkı ve destek vermesinin bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim. Özgürlük problemi toplumun tümüne ait olan bir sorun ise, toplumun bu konu etrafında yoğunlaşmasını ve olumlu adımlara destek vermesini sağlamak gerekir. İyilerin bu tür süreçlerde daha aktif ve duyarlı bir rol üstlenmeleri, sahada yer alan art niyetli odakların çok da rahat olmamalarını sağlayacaktır. Bu bağlamda bu sorumluluğu taşıyan tüm Müslümanların ellerinden gelen desteği sunmaları, zamanın bir icabıdır. Verilen bu destek, bir siyasi partinin müntesibi olmak demek değildir. Verilen destek, gerek kendimizin gerekse de toplumun daha sağlıklı bir yönelim ve tercihler oluşturması açısından zemin oluşturmak içindir. Çünkü özgürlüklerimizin genişlediği ve kendimizi daha rahat ifade edebildiğimiz oranda İslamileşebiliriz. 


Bu yazı 1286 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
hakkarili 17 Temmuz 2010 00:29:54

Yasin bey yeni yazı lütfeedecekler mi acaba.


Dicle 15 Haziran 2010 22:25:57
Zincirlere olan askimiz

Kurt halkı maalesef kitlesel özgün ve özgür bir iradeye sahip değil. Tepkisel bir hareket sonucu mecburi yone hareket etmektedir. Bunun en guzel ornegi DTP nin Belediye secimlerinde Ankara ve istanbulda CHP ye, Adana da MHP ye oy vermesidir. Akliselim hareket eden her kurt CHP tarihinin kurt halkının katliamlariyla doludur. Bugün sayın Kemal'i CHP de genel baskan yapan, yerel secimlerde bu beye oy veren kurt halkidir.


Onur MERT 31 Ocak 2010 21:52:20
Selam

Elbette yazılan her cümle katkı sunar. Yasin Bey de katkı sunacaktır şüphesiz. okyucu olarak her yazara her yorumcuya daha da önemlisi her yazar biz okuyuculara yani hepimiz birbirimize teşekkür borçluyuz.

Evet. güçlü kalemler bizi sevindirir. olgun, insani ve islami her yazı, yorum bize bir şeyler kazandırır.

sloganik cümleler, cümlecikler bize bir katkı yapmaz. bize bir şey kazandırmaz.

"susan kalemler bizim değildir" cümleciği ebatından, boyutundan hayli fazla can sıkıcı. ne anlatmak istediği açık olmayan, anlaşılmayan, üstü kapalı hatta slogan nitelikte yorumların yayınlanması da ayrıca bi sorun.

polemik olsun istemem. daha dikkatli cümleler kullanılmalı.
selam ve dua ile


efsane 28 Ocak 2010 15:37:22
devam

güçlü kalemlerin gelmesi bizleri onure ediyor.susan kalemler bizim değildir .biz susarsak susturmak isteyenleri haklı cıkartmış olmazmıyız.yola devam .ve slm


efsane 28 Ocak 2010 15:21:22

slm kutlarım yazınızı okumak beni duygulandırdı devamını bekleriz. size candan katılıyor birkez daha tebrik ederim.


samet 27 Ocak 2010 20:06:15
dem/okrasi

çözümleri demokrasinin ufkunda aramak konjonktür itibari ile bulunan en mucizevi formüldür.aslında bakarsanız türkiye toplumu demokrasinin tadını henüz alamamıştır. demokratik açılım da bu bağlamda mucizevi formülün backraund u olacaktır.hoşça kalın...


es@wanli 26 Ocak 2010 12:56:28
selam...

Siteye yeni isimlerin eklenmesi beni heyecanlandırıyor... Değerli Dostumun bizlere artı değer katacağı kanaatindeyim... İsmini görünce sevindim... Allah hayırlara vesile kılsın... Selam ve muhabbetle...


gevdan 26 Ocak 2010 11:43:59
sılav û rez

Doğruları sahiplenmek erdemdir, müslüman kişilikte doğru kimden gelirse gelsin sahiplenmelidir. İşin önemli yanı da böyle değerli kalemlerin doğruları dillendirmeleridir. Böyle güçlü ve değerli kalemlerin ortak payda ve sese güç katmalarıdır. Kaleminizin bu erdemli ortak paylaşım alanına güç katacağından eminiz, ayrıca fıtrat ailesine de sizleri bizlerle buluşturduğu için müteşekkiriz.


Selim Ovalı 25 Ocak 2010 20:59:29
selam

sevgili dostum: seni burada görmek beni ne kadar mutlu etti bilemezsin. daha önce başka yerde yayınlanmış yazıların halen bende duruyor. ne zaman onlara baksam neden yazmadığını düşünüyordum. sanırım bu -yazmaya başlaman- isabet oldu. hoşgeldin Allah yardımcın olsun. selam ve dua ile....


Şeref SİDAR 25 Ocak 2010 19:29:44
SELAM

Hayırlı olsun. Hoşgeldiniz. Fitrat ailesine değerli fikir, görüşlerinizle çok önemli katkılarınız olacaktır inşallah.
Allah ecrinizi versin.


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397536
     

     
    9
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi