M.Sıddık Marsaklı
Düşünmek insani bir eylemdir. İnsanı kendi dışındaki varlıklardan ayıran ve üstün kılan, eşref-i mahlûkat yapan bir eylemdir. Kur’an da, insanı düşünen ve bilen bir varlık olarak tarif/kabul eder. Düşüncenin bir sonucu olarak bilmek, akıl sahibi olmak ve bildiklerinden düşünce gücü ile sonuçlar çıkarmak insana özgü bir ayrıcalıktır.( Zümmer:5) Düşünmeyerek akıllarını kullanmayanlar, düşünme çabası göstermeyenler sağır, dilsiz ve kör olarak ifade edilmişlerdir.(Bakara:171) Kur’an birçok konuda insanı düşünmeye çağırmaktadır.(toplumların bozulmaları/ifsadı ve bunun sonucu olarak helakları, toplumların ve insanların dünyevi/uhrevi kurtuluş yolları, gökler, yer, bitkiler, hayvanlar kısaca canlı-cansız tüm âlemler… ) Düşüncenin çok sayıda faydasının yanında, düşünme eylemi Allah’a karşı kulluğun ifası ve ibadet olan bir eylemdir. “Bir saatlik düşünme/tefekkür, bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” ( Hz.Muhammed, s.a.v)
Düşüncenin öneminden dolayı İslami terminolojinin/kavramsallığının temel kaynağı olan Kur’an, düşünme eylemini, düşünmenin biçimi, hareket noktaları, gayesi ve kapsamını belirleyecek şekilde çok çeşitli kelimelerle ifade etmekte ve birçok ayette düşünceyi teşvik etmektedir. (tefekkür, nazar, tedebbür, itibar, taakul, tezekkür, teemmül, rêy/rü’yet… )
İslam, insanın hayatta doğru düşünmesinin ve bilginin/ilmin temel rolüne önem vermesinin, kurtuluşuna vesile olduğunu fark etmesini ister.(Zümmer:17-18) Ne yazık ki bugün Müslüman toplumlar/ümmet bu gerçeği anlama noktasında sorunludur. Bunun içindir ki çok sayıda sorunla uğraşmakta, bu sorunları aşma başarısı gösterememektedir. Düşünce yoksunluğundan/yetmezliğinden, düşünebilme yetisini kullanamamaktan kaynaklanan İslam ümmetinin bazı sorunlarına değinmekte fayda vardır.
İslam ümmetinin yaşadığı en temel sorun birlik sorunudur. Emperyalist dünyanın da müdahalesi ile birlikte yaşama kültürü/inancı tecrübesi en köklü olan bir ümmet bölük-pörçük, birbirlerine/sorunlarına karşı duyarsız, sahip olduğu ilmi ve düşünsel birikim, stratejik konum yer altı-yer üstü zenginlik kaynaklarının fazlalığına rağmen batı dünyasının/medeniyetinin güdümündedirler.(görünürde bağımsız olmalarına rağmen bu böyledir.) Oysa İslam’ın; hakkın ölçüsünün güç/kuvvet olduğu, gücü yetenin yetmeyeni ezdiği her türlü zulmü yaptığı bir dönemde genelde insanlığın birliğini(Bakara:213), özelde de Müslümanların birliğini/kardeşliğini(Hucurât:10), temel ilke olarak kabul etmiş ve yaşamlaştırılmasını sağlamaya çalışmıştır. İslam tarihinde bunun birçok örneğini gördüğümüz gibi İmam Ali (r.a) nin; Mısıra atadığı valiye “İnsanlara adaletle hükmet. Çünkü onlar ya müslümandırlar; dinde kardeşlerindirler ya da insandırlar; insanlıkta kardeşlerindirler” sözü/eylemi ile zirve bir örneklik sergilemiştir. (İmam Ali den Devlet Adamlarına Öğütler, Saha Neşiryat) Müslüman toplumlar bu temel mantığı/yaklaşımı/ilkeyi işleterek kendi aralarında var olan farklılıkları(mezhebi, tasavvufi, siyasi… vs) hoşgörü ile karşılamalı, dünya ve ahiret kurtuluşlarının buna bağlı olduğunu bilmelidirler.(Zümmer:17-18)
Müslüman toplumların/ümmetin önemli bir sorunu da ilme/bilgiye sahip olamama sorunudur. Oysa birçok İslam âlimi düşünmeyi yanlışlıkları eleyip kesin bilgiyi/ilmi doğuran, entelektüel/fikirsel bir faaliyet olarak görmekte ve bunu bilgiyi elde etmek için vazgeçilmez bir yöntem kabul etmektedir.(TDV İslam Ansiklopedisi C:10 Sh:54) Buna rağmen Müslüman tolumlar özellikle de Müslüman aydınlar/bilim adamları batı karşısında tam bir acziyet içerisindedirler. Batıya rağmen hiçbir şeyin yapılamayacağına inanmışlardır, toplumlarını da buna inandırmaya çalışmaktadırlar. Batı da kendisini böyle görmekte, devamı için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadır. Batı, durumunun ve dünyanın batıya bakışındaki bu sakatlığın değişmemesi için de üstüne düşen tedbirleri almaktadır. [İslam dünyasından, 3.dünya olarak nitelendirilen ülkelerden batının meşhur üniversitelerinde (Sorbone, Oxford…vs) okumak için giden gençlerin-ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar- istedikleri her bölüme kayıt yapmaları mümkün değildir. Kendilerince önemli ve stratejik gördükleri bazı bölümlere giriş fiilen yasaktır.]
Düşünce yoksunluğundan/yetmezliğinden, düşünebilme yetisini kullanamamaktan kaynaklanan İslam ümmetinin bir diğer sorunu da siyasal olayları gözlemleyip olaya egemen olan hakikati görememe sorunudur. Bu sorun zikrettiğimiz iki sorunun sonucu olan bir sorundur. Aynı zamanda giderilmesi halinde önceki iki sorunu bertaraf edebilecek bir sorundur. Bu sorunun varlığı son birkaç yüzyılda İslam ümmetine çok pahalıya mal oldu. Yüzyıllık tecrübeye rağmen hala siyasal olayları/olguları sağlıklı bir düşünce ve değerlendirmeden geçirerek gerekli sonuçları ümmetin faydasına olacak şekilde çıkarma başarısı gösterememiştir. Hala ABD’nin Irak’ı işgalini Irak’taki petrolün varlığına, Batı medeniyetinin yanı başındaki Bosna-Hersek’te işlenen vahşete karşı sessiz kalınmasını da Bosna’da petrolün yokluğuna yorumlayabilmektedir. ABD’nin Afganistan’da ne aradığını da anlayabilmiş değildir. Bunun içindir ki bu olaylar karşısında nasıl bir tavır takınabileceğini de bilmemektedir. Hâlbuki Batı, İslam Ümmetinin yapısındaki potansiyelin/İslami anlayışın harekete geçebileceğini düşünerek tedbir almaktadır. Ümmetin kendisinin, sahip olduğu, özelde Müslümanları genelde tüm insanlığı özgür ve mutlu kılacak evrensel insani/islami değerlerin farkına varması gerekmektedir. İzzetin, kurtuluşun ve mutluluğun yolu buradan geçmektedir.
Bütün bu sıkıntıları/sorunları dile getirirken İslam Ümmetinin 20.yüzyılda birçok büyük âlim ve aydın yetiştirdiği gerçeğini görmezden gelmiyoruz. Bütün yoksunluğuna/geri kalmışlığına rağmen ümmetin güçlü âlim ve aydın yetiştirebilmiş olması İslam inancının/düşüncesinin/medeniyetinin gücünün göstergesidir. Tek başına bu durum bile umutlanmamıza yetmektedir.
Ümitvarız… Yarınların ümmet ve insanlık için aydınlık olmasını diliyorum…
Selam ve dua ile…