Editör
Ramazan, Arınma, Denkleştirme

Şeref Sidar
Doğu - Batı Kardeşliği

Muhammed Yıldırım
Referanduma Küçük, Siyasi Genel Affa Büyük EVET

M. Yasin Haskanlı
Kur’an ve İslamî Kimlik, Onurla Taşıdığımız Bir Yüktür

Zeki Savaş
Evet...

Nesip Hiçyılmaz
Sahih Düşüncenin Temel Koordinatları

Yavuz Yılmaz
Hakkârili Dosta…

Ahmet Kaya
Meselelere Bir Usul Dahilinde Yaklaşım Önceliğimiz Olmalıdır!

Necmiye İkra Yener
Semanın Seslendiği: Ey Şehid!

Kerem Enginsu
İnsanlığın kurtuluş Gemisi

Mustafa Naim
İdeal İle Reel Şartlar Arasında Başörtüsü Sorunu (6)

M. Sıddık Marsaklı
Tevhid (1)

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah


Mustafa AYDIN


Kürtler Nereye?


“Kürt sorunu”nu ilk silahın patladığı 1984-Ağustos ayından beri olayları yakından takip etmeye çalışan biri olarak, 30 yıl boyunca konuyla ilgili yazılar yazdım. Her bir yazı, o günün gelişen olaylarına ilişkin bir şahitliği/tanıklığı ifade eder.
 

 
 
 
02 Şubat 2010
     Siyasal Sistem Özeleştiri Yapabilir mi?

     Yavuz YILMAZ

Özellikle Ak Parti’nin 2002 yılında iktidara gelmesinin ardından, sisteme yönelik eleştirilerin artması, merkezi işgal eden politik elit tarafından endişeyle karşılandı. Aslına bakılırsa Türkiye’de siyasal hayat ikiye bölünmüş durumda: tutucular ve gelenekçiler. Tutucular, bir siyasal figür olarak psikolojik bir travma yaşamaktadır. Rasim Özdenören, “Siyasal İstiareler” adlı eserinde “Tutucunun en büyük korkusu” diyor, “tuttuğu düzenin elinden kaçıp gideceği korkusudur. Statüko (kurulu düzen) değişirse elinde bulundurduğunu düşündüğü çıkarın berhava olacağı kaygısını taşır. Bu yüzden statükonun değiştirilmesini istemez. Böylece anlaşılıyor ki, tutucunun kişiliğini oluşturan en temel psikolojik özellik korkaklıktır. Elinde olan ve tarihten miras olarak devraldığı ayrıcalıkları kaybetme korkusu o insanı hırçın ve anlayışız kılar. Bu tip insanlar mutsuzdur ve mutsuzlukları tüm açıklığı ile yüzlerine yansır. Son zamanlarda değişim karşıtı olan tutucuların temsilcilerine bakarsanız mutsuz ruh halini tüm çıplaklığı ile görmeniz mümkündür.

Rasim Özdenören, tutucunun da zamanında değişimi desteklediğini söyleyerek, siyasal hayatımıza ışık tutacak sonuçlara ulaşıyor. “Aslında, bu günün tutucusu, dün belki de kökten değişikliğin yanında yer almış biriydi. Fakat o, değişen şartların farkında olmadığından, dünün şartlarının bugün de aynen devam ettiğini farz ederek kendini hala eski günlerdeki kökten değişimin yanında yer almış biri olarak görebilmektedir.” Böylece o her tür değişim talebini eskiye dönüşü amaçlayan gerici bir hareket olarak algılamaktadır. Aslında gerçek durum tutucunun tarih algılamasının tümüyle anakronik bir yansımadan ibaret olduğudur. O, yaşadığı ve sistemin kendisine sağladığı ayrıcalıklara yönelik her tür eleştiri ve değişim talebini, rejimi de arkasına alarak, geçiştirmeye çalışmaktadır. Ancak bu çabanın ahlaki ve hukuki alt yapısını savunmak konusunda büyük bir ikiyüzlülüğe sığınmaktadır. Tutucunun ikiyüzlülüğü değişim isteyen herkesi rejim düşmanı ilan ederek, kendi çıkarlarını savunmaya çalışmasından kaynaklanmasıdır. Bu durum tutucunun ruh hali hakkında yeterince bilgi vericidir. Rasim Özdenören, devrimin yarattığı ayrıcalıkları kaybetmek istemeyen ve değişime kapalı tutucunun ruh hali hakkında daha ayrıntılı analizler yapmaktadır: “ Kendini değişime kapatmış olmak bir şeydir. Fakat devrimin elden gideceğine ilişkin kaygı onda öyle bir karabasan haline gelmiştir ki, en küçük bir değişiklik talebinde bulunanlar anında vatan hainliği ile damgalanmış, başlarına gelmedik bela bırakılmamıştır. İdam, sürgün işkence… gibi zulmün her türlüsü değişimden yana olanlara uygulanmıştır.” Türk siyasal tarihi bu tür olaylarla doludur. 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren DP ve bu partinin genel başkanı Adnan Menderes, 12 Eylül darbesinin arkasından iktidara gelen ve statükoyu bir hayli rahatsız eden ANAP ve onun genel başkanı Turgut Özal, 2002’de iktidara gelen ve statükonun tamamen sarsıldığı Ak Parti ve onun genel başkanı Tayyip Erdoğan dönemi, hep aynı suçlamalarla karşılaşıldığı dönemler olmuştur.

Toplumsal değişim karşısındaki bu tür tutucu tavırların sürgit başarılı olmadığını tarihsel süreç tüm çıplaklığı ile göstermektedir. Ancak şu bir gerçek ki, tutucular mevcut düzeni sürdürmek için her yönteme başvurmaktadırlar. Bu sarmaldan çıkmanın tek yolu özeleştiri mekanizmasından geçmektedir. Çünkü “ Özeleştiriye kapalı tutulan şeyler düzelmiyor, bilakis kangrenleşiyor, kanserleşiyor. Durum o kerteye ulaşınca da yapacak fazla bir şey kalmıyor. Esnekliğini yitiren ulusalcılık ırkçılığa doğru evriliyor. Devrimcilik demir pençe haline geliyor. Halkçılık halkın vesayet altına alınmasına ve giderek köleleştirilmesine müncer oluyor.” Nitekim Türkiye’de en temiz kavramlar bile uygulamada kirleniyor ve halka zulüm mekanizması haline geliyor.

İslam özeleştiri sürecini şartlar ne olursa olsun ertelenemez bir gerçeklik olarak kabul eder. “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” ilkesi bu gerçeğin ifadesidir. İnsan her gün kendini eleştirmeli, hatalarını gözden geçirmeli ve elde ettiği veriler ışığında kendini yeniden inşa etmelidir. Çölde yaşayan bedevi Araplardan bir cihan imparatorluğu yaratan süreç böyle bir inşa faaliyeti sonucunda oluşmuştur.

Bedelini ödemeyi göze almayan hiçbir lider veya toplumsal hareket, köklü bir dönüşüm gerçekleştiremez. Toplumsal değişimi gerçekleştirmeye çalışan kişiler, tutucuların mevcut düzeni korumak için harcadıkları enerjiden daha fazlasını harcamak zorundadırlar. Ancak ne yapılırsa yapılsın değişimi engellemek mümkün değildir. İlkçağ Yunan filozoflarından olan Herakleitos’un dediği gibi “Bir ırmakta iki kez yıkanılamaz”. Zira ırmağa ikinci kez girildiğinde ırmağın suları da, zaman da değişmiştir.

Mehmet Altan’ın sık sık vurguladığı gibi yeryüzü standartlarını göz önüne almadıkları için, tutucuların demokratik tavır almaları mümkün değildir. Bu yüzden demokratik mücadele yerine askeri darbeleri, siyasal projeleri için daha geçerli bir argüman olarak görüyorlar.

yavuzyilmaz@fitrat.com                                               


Bu yazı 355 kere okundu



Adınız Soyadınız :
E-mail :
Başlık :
Yorum :  
Güvenlik kodu :
   
Cahit 02 Şubat 2010 18:20:22
Evet

Bence siyasal sistem özeleştiri yapıyor. Daha önce böyle bir soruya cevabım kesinlikle hayır olurdu. Ancak mevcut AKP hükümetinin iktidarı dönemlerinde %100 olmasa bile bence ciddi bir ilerleme var ve sistem kendini eleştirmese bile sorguladığı kesin!


 
DOSYA
 
FİDAN GÜNGÖR: HAYATI, MÜCADELESİ, FİKİRLERİ (SON)
PERSPEKTİF
 
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Kandırmacanın İsmini Seçim Koymuşlar
  • M. ŞAKİR KOÇER
    Referandum Kandırmacası
  • İbrahim PUTKIRAN
    Bıktık Şu Virgül(,)lerden
  • ŞİİR
     
  • ABDURRAHMAN AŞKAN
    Kadir Gecesi
  • HİKMET KIZIL
    Eylül/üm
  • Gürsel ÇOPUR
    Yıkılan Kelebek Kanatları
  • AİLE
     
  • Bilinçli anne baba olmanın yolu
  • Gençlik Sorunları ve Çözümleri
  • Bu sıcaklarda neler yapılmaz
  • Haksöz Dergisinin Eylül 2010 Sayısı Çıktı!
    Özgün İrade Dergisinin 76.Sayısı Çıktı!
    İSLAMÎ KESİM VE DEĞİŞİM (Yeni) (20 YORUM)
    Değişim hayatın ve onu kuşatan mesajın dinamik boyutuna işaret etmekle birlikte bünyesinde yozlaşmayı da barındırabilen bir olgu. Bütün değişimler sancılıdır ve sorgulanmadan gerçekleşen değişimler yeni hüsran ve yanılgılara neden olabilir. İslamî kesimler ve tabiatıyla Müslüman bireyler değişim anaforunda yollarını bulmaya, istikametlerini korumaya çalışıyor. Dünya, yaşadığımız topraklar, insan p...>>>

     
      Referandumda nasıl bir tercihte bulunacaksınız?

      Evet
      Hayır
      Boykot

    Yönetim ne halkındır, ne halk tarafından yapılır, ne de halk içindir.

    - Noam Chomsky
     
     
    2397672
     

     
    9
     

      11 Eylül 2010 Cumartesi